Dost-Yaşamasız: Unutulmaz Öyküler
4 Eylül 2019 Edebiyat Öykü Yazıları

Dost-Yaşamasız: Unutulmaz Öyküler


Twitter'da Paylaş
0

“Temelde yaşamaya büyük bir anlam yüklemiyorum. Her zaman kuşkuyla bakıyorum, kendi hayatıma da. Zamanın getirdiği yaşamalarda bir bitiş, bir tükeniş var.”*

Dost-Yaşamasız’dan yola çıkarak yazarla ilgili yapılabilecek ilk yorum, Bener’in öykülerinin ve romanlarının da okunması kolay metinler olmadığı, tam tersine olabildiğince zorlayıcılığı. Metinlerinin okur seçtiği ve özen beklediği. Hatta bazılarının defalarca okunması gerektiği. Kurallarını sadece kendisinin belirlediği ayrıksı bir dil kullandığı ise yine edebiyatçılarımızın üzerinde hemfikir olduğu önemli bir özelliği. Dağarcığında kendisinin üretip metinlerine yedirdiği onlarca yeni sözcüğü bulunuyor. Örneğin: hıçkırtı, ağsı, yığılı, domurmuş, çenileme, boğgun, kuğurtu, doluksadı, kikirti, ileze, çıvdı, çığış çığış… Okuduğunuz sözcükler sadece tek bir öyküden, “Kan” adlı öyküsünden. Cümleleriyse özne yüklem endişesi taşımaz. Kurallara uymaya gerek duymaksızın tasarruflu bir dil ile anlatmak istediğini en yetkin, en samimi, en etkileyici şekliyle anlatır. 

Gerek kitaplarının gerekse öykülerinin kahramanları, sıradan, halktan, her kesimden olabildiği gibi, çoğunlukla yoksul, aynı zamanda, karmaşıklığı, fluluğu, bir arada barındıran, çoğunlukla, mutsuz, kararsız, depresif karakterler. Varlıklı ve mutlu insanları yazmaz, bunu tercih etmez. Hayattan beklediğinin ne olduğunu çoğunlukla bilmeyen, varoluş problemleri yaşayan ama bunun farkında bile olmayan, şehir ile taşra arasına sıkışıp kalmış, uyumsuz insanlardan oluşur kahramanları. Ne çok iyi insanlar ne çok kötüler ne de çok aptallar vardır onun dünyasında, herkes herkes kadar iyi, kötü, yalaka ve fırsatçıdır. Kahramanlarını cümle bile kurmadan sadece birkaç kelimeyle tanıtır okura. Haklarında bilgi sahibi olmamızı ister.

Kendi sözleriyle kahramanları: “Benim kişilerim orta sınıfa mensup insanlar. Ben de öyleyim zaten. Zengin takımını sevmem…. Her neyse, benim kişilerim uyumsuzdur, yabancılaşma halindedir ve sürekli kendileriyle didişme halindedirler. Çünkü ben de öyleyim.”

Vüs’at O. Bener, Dost-Yaşamasız’daki öykülerinde küçük insanların basit hayatlarını işler. Sonucu okura bırakır. Öykü bitse de olaylar askıda kaldığından okuyucunun zihninde sürmeye devam eder. Boşlukları okur doldurur. Bilinç akışı yöntemini oldukça yoğun kullanır.

Belki de doğum sırasında eşini ve çocuğunu kaybetmiş olmasından, ölüm temasını birçok öyküsünde sıklıkla işler. Doğum, yaşam, ölüm, gibi temel döngüler, yalnızlık ve bilinçaltı gibi konular ana temalarıdır. Belki sürekli çok farklı tarzları aramasından, belki kaleminin karalığından, yaşarken hak ettiği değeri görmez, adını hakkıyla duyuramaz. Kendisiyle ilgili bir de tespiti vardır. “Eğlendirici değilsem,” der, “Kapkaralığıma dayanamıyorlar.”

Döneminin birçok yazarı gibi, ironik ve alaycı diline, kara mizahına, kara anlatısına rağmen yine de yaşadığı dönemde yeterince politik yazmadığı, kendi iç dünyasına fazlaca yöneldiği gerekçeleriyle eleştirilerden nasibini bolca alır.

***

“Ölümü Beklemekten Sıkılan Yazar”

Ölümüyle ilgili ailesinin verdiği ilan (Pen üyelerine postaladıkları duyuru metni) oldukça ilginçtir.

Godot

Vüs’at Bey

Ölümünü bekliyor

Beni beklese ya.

Vüs’at O. Bener (Manzumeler, 1994) Dipnot:

Vüs’at Bey

Beklemekten sıkıldı.

AİLESİ, (31 Mayıs 2005)

Edebiyatçılarımız onu 1950 dönem hikayecileri arasında değerlendiriyor. Memduh Şevket Esendal etkisiyle başlayıp, kendi dönemlerinin belirleyicisi öykücüleri (Karasu, Edgü, Öz, Özlü, Kutlar, Duru) arasında sayıyorlar. Yine edebiyatçılarımızın Bener hakkında tanımlama ve yorumlardan en çarpıcılarına değinirsek, Semih Gümüş onu “Kara Anlatı Yazarı”, Enis Batur “İkinci Yeni akımının ilk öykücüsü”, Murat Yalçın “Yazarların yazarı” olarak isimlendiriyor. Doğan Hızlan ise, ölümünün ardından kaleme aldığı yazıda, Bener’den, “Ihlamur ağacının altındaki yazar” olarak bahsediyor ve “Bazı yazarlar vardır ki, ilk okuduğum ürünlerinden itibaren onların edebi yaşamını izlerim, onlar ustalaşma sürecini yaşamazlar, ilk eserinde ustalık mertebesine ulaşırlar” diyor.

***

Bener’in edebiyatıyla ilgili yapılan kapsamlı çalışmalardan ise özellikle bahsetmek gerekir kanımca. Bunlardan birincisi ve aynı zamanda ilk geniş kapsamlı araştırma, Semih Gümüş’ün neredeyse bir yılı aşkın bir süre üzerinde yoğunlaştığı, Bay Muannit Sahtegi’nin Notları ve Buzul Çağının Virüsü adlı eserleriyle kitabın sonundaki “Kara Anlatıyı Önceleyen Öyküler” başlığında incelediği bazı öyküleri de içeren Kara Anlatı Yazarı (1994), Reyhan Tutumlu’nun doktora tezi olan Yaşamasız Yazabilmek, Vüs’at O.Bener’in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım (2007), bir diğeri ise Vüsat O. Bener: Bir Tuhaf Yalvaç ismiyle kitaplaştırılan, yazar üzerine yazılmış, inceleme, eleştiri yazıları ve çeşitli söyleşilerinin derlenmesinden oluşan çalışmalardır.

***    

Dost-Yaşamasız’a geri dönersek, kitapta birbirinden bağımsız otuz iki öykü yer alıyor. Her biri kendi içinde çok katmanlı ve incelikli çözümleme, tekrar tekrar okuma gerektiren öyküler. “Dost”, “Havva”, “Kan”, “Yaşamasız”, “Avuntu”, “Monolog”, “Kuş”, “Öfke”, “Pazarlık”, “Barda”, “Bakanlık Makamına” beni en çok etkileyen öykülerden sadece birkaçı.

***

"Havva" öyküsü le ilgili güzel bir hikâyeyi aktarmadan da geçmeyelim. Öykü, yazım tekniği açısından halihazırda yazı atölyelerinde çoklukla okunan, çok sevilen, katılımcılardan farklı bir versiyonunu yazmalarını istediği oldukça popüler bir örnek:

Murat Özyaşar, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra memleketi Diyarbakır’a öğretmenlik yapmak üzere döner. Bir akşam iş çıkışı bir kitapçıda Bener’in “Havva”sına denk gelir. Daha önce okumamıştır. Hemen alıp o gece okur ve niye daha önce okumadığı için epeyce hayıflanır. Ertesi gün dersin konusu çocukların birer mektup yazmasıdır. Öğrencilerin bunu hatırlatması üzerine önce öyküyü çocuklara okur, ardından Havva’ya birer mektup yazmalarını ister.

Sonuçtan çok etkilenir. Çocuklar olanca saflığıyla yazmıştır. Elinin kalıbını çizip gönderen de vardır, annesinin, en yakın arkadaşının, ağzından yazan da. Özyaşar, bütün mektupları toparlayıp Bener’e gönderir. Bener o sıra seksen iki yaşındadır. Çok sevinir ve sağlık koşulları izin verirse öğrencileri mutlaka ziyaret edeceğini bildirir. Ne yazık ki, sağlığı bu ziyarete izin vermez. Ancak iki sene sonra bu mektuplar, Norgunk Yayınları tarafından kitaplaştırılır. Murat Özyaşar öğrencilerine/yazarlarına kitabı hediye eder. Mektuplar 2006 yılında Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde Bir Usta, Bir Dünya: Vüsat O. Bener sergisinde sergilenir.

*İmge Öyküler, yıl 1, sayı 4, Ağustos-Eylül 2005 Özcan Karabulut ile söyleşisinden.

Vüs’at O. Bener 1922 yılında Samsun’da doğdu, Işıklar Askeri Lisesi’ni ve ardından Harp Okulu’nu bitirdi, 1953 yılına değin askeri görevini sürdürdü. Ardından askeriyeden ayrılarak Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli kuruluşlarda çalıştı. Bu arada yazmaya devam edtti. 1992 yılında emekli olduktan sonra, 2005’teki vefatına dek yazmayı sürdürdü.

1952 yılında Dost adlı öyküsüyle katıldığı, Yeni İstanbul ve New York Herald Tribune gazetelerinin ortaklaşa düzenlediği yarışmada dikkat çekti (dördüncülüğe değer görüldü).

Öykü Kitapları:ost (1952), Yaşamasız (1957), Siyah Beyaz (1993) (Yunus Nadi, Sedat Simavi Vakfı Ödülü, Edebiyatçılar Derneği Altın Madalya Ödülü), Mızıkalı Yürüyüş (1997), Kara Tren (1998), Kapan (2001)

Romanları: Buzul Çağının Virüsü (1984), Bay Muannit Sahtegi’nin Notları (1991).

Oyunları: Ihlamur Ağacı (1963) (TDK Tiyatro Ödülü), İpin Ucu (1989) (Abdi İpekçi Tiyatro Ödülü)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR