Dünyanın Aklımızı Başımızdan Alacak 10 Muhteşem Müzesi

Dünyanın Aklımızı Başımızdan Alacak 10 Muhteşem Müzesi


Twitter'da Paylaş
1

Orsay Müzesi, Fransa

Seine Nehri’nin sol kıyısında bulunan bu kıymetli Paris müzesi, 1898 yılına kadar eski bir tren garıydı. Müzenin tasarımı önceki atmosferini kaybetmemesi için değiştirilmemiş. Galeriler, nefes kesen tavanın altında ışık akışına göre kümelenmiş. Orsay Müzesi, Lourve Müzesi ve Pompidou Merkezi koleksiyonlarının arasındaki boşluğu doldurmak için tasarlanmış, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarındaki sanat eselerine odaklanan dünyanın en büyük empresyonist ve post-empresyonist resim koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

Guggenheim Müzesi, İspanya

Bilbao’da 1980’lerin sonunda şehir genelinde bir yenilenme dönemine girildi, müze fikri de Bask yetkililleri ve Solomon R Guggenheim vakfı arasındaki iş birliği vasıtasıyla ortaya çıktı. Kanada asıllı mimar Frank Gehry tasarım komitesini kazandı ve müze Ekim 1997’de kapılarını açtı. Cam, kireçtaşı ve titanyumdan oluşan yapısıyla etkileyici bina kentin eski sanayi bölgesi olan Nervión Nehri’nin kenarında. Binanın hayranları arasında olan mimar Philip Johnson ondan “çağımızın en mükemmel binası” olarak bahsediyor.

Oscar Niemeyer Müzesi, Brezilya

Müze 2002 yılında açıldı, sarı bir sütunun üzerinde oturan dev bir insan gözüne benzediği için “göz” lakabını aldı. Tasarlayan (ve adını veren) efsanevi Brezilyalı mimar, modern hareketin önemli isimlerindendi. Oscar Niemeyer binayı tamamladığında 95 yaşındaydı. 2000 m2 olan uluslarası sanat müzesi, Niemeyer’in kendi eserlerine de ev sahipliği yapıyor.

British Museum, Londra

Mimar Robert Smirke 1852’de açılan müzenin içini neoklasik tarzda tasarladı. Büyük güney girişi etkileyici alınlıkları ve sütunlarıyla eski Yunanistan’dan esin alınmıştır. 2000 yılında Foster and Partners tarafından tasarlanan, muhteşem cam tavanıyla müzenin iç avlusunu Avrupa’nın en geniş kapalı alanına dönüştüren Great Court adında bir bölüm eklendi.

Royal Ontario Müzesi, Kanada

Tarih, sanat ve kültür müzesi olan Royal Ontario, altı milyondan fazla eserle Kanada’nın en büyük müzesidir. 20. yüzyıldaki orjinal binalara ek olarak Daniel Libeskind’ın tasarladığı, Michael Lee-Chin Crystal olarak 2007 yılında açılan giriş, müze tarafından “21. yüzyılda Toronto için ayırt edici yeni bir sembol” olarak bahsedildi. Çelik çerçeve üzerindeki camın ve alüminyumun karmaşık prizmatik yapısı, 2009’da onu dünyanın en çirkin binaları listesinde sekizinci yaptı.

Soumaya Müzesi, Meksika

Özel kültür enstitüsü 1994 yılında Plaza Loreto ve Plaza Carso arasında kuruldu. İkincisi meksikalı mimar Fernando Romero tarafından düzenlenen ve Ove Arup ile Frank Gehry tarafından düzenlenen bina 2011de açıldı. 16.000 altıgen alüminyum fayans kaplı 46 metre yüksekliğindeki altı katlı müzede Meksika ve Avrupa dışında Rodin’in Fransadan sonra en büyük koleksiyonu da yer alıyor.

Hermitage Müzesi, St Petersburg, Rusya

Dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden biri olan Hermitage, imparatoriçe Catherine The Great tarafından 1764 yılında açıldı, bünyesinde üç milyon sanat eseri ve kültürel eser barındırıyor. Geniş devlet müzesi kompleksi, Rus çarlarının eski evi olan büyük yeşil-beyaz Kış Sarayı (Winter Palace) da dahil olmak üzere birçok bina içeriyor. Devasa saray, Francesco Bartolomeo tarafından Barok tarzda özenle tasarlanmış.

İslam Eserleri Müzesi, Doha

2008 yılında Katar’ın başkenti Doha’da açılan müze, Pritzker Ödüllü mimar Ieoh Ming Pei tarafından tasarlandı. 91 yaşındaki mimar, projeye ilham almak için altı ay boyunca Arap ülkelerini gezdi. Müze 1400 yıllık islam sanatı koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor.

Vatikan Müzesi, İtalya

Vatikan Müzesi 16. yüzyılda Papa II. Julius tarafından açıldı, içerisinde 52 galeri bulunan müze dünyanın en büyük müzeleri arasında. Müzenin heykel ve resim koleksiyonunda Raphael, Titian ve Caravaggio’nun eserleri yer alıyor. Harita galerisi, goblen galerisi ve muhteşem Sistine Şapeli’nin duvaları Perugino ve Botticelli’nin eserleriyle dekore edilmiş, kubbeli tavanları Michelangelo tarafından çizilmiştir.

National Museum of Art, Osaka

1970li yılların orjinal binası yıkıldıktan sonra César Pelli tarafından tasarlaan yeni bina 2004’te açıldı. Müzenin çoğunluğu, sanat koleksiyonları dahil, giriş katı dışında yeraltında. Müzenin en çarpıcı özelliği, Pelli’nin stüdyosu iç içe geçmiş cam ve çelik girişi sayesinde nehir kıyısındaki sazlıklara benzemesi.

Çeviren: Yaprak Sayın

(BBC Culture)


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ruhcel Cengiz
Merhaba, Müzeler bir millet için çok önemlidir.Türkiye'deki müzelerin de çoğalmasını çok isteriz.Müzeler,toplumu aydınlatmak amacıyla insan soyunun gelişimi, doğa olaylarının oluşumu ve teknolojinin geçirdiği değişim gibi konularda araştırmalar yapan çok önemli bilimsel merkezlerdir. Saygılar... Ruhcel Cengiz
3:20 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR