Booker Ödüllü Girl, Woman, Other’ın yazarı Bernardine Evaristo sanatın evrensel gerçekleri sorgulamadaki benzersiz gücü hakkında yazarken bütün İngiliz vatandaşlarının öykülerini ön plana çıkarabilen, daha kapsayıcı bir edebi kültürde toplanma çağrısı yapıyor.
Bu yılın ocak ayında, doksanlarda aynı şiir çevrelerinde olduğumuzdan beri tanıdığım şair Roger Robinson, İngiltere'nin en prestijli şiir ödülü T.S. Eliot Şiir Ödülü'nü, son şiir seçkisi A Portable Paradise ile kazandı. O, bu ödülü kazanan ilk siyah İngiliz, onu kazanan ikinci siyahi ve 1993'teki başlangıcından bu yana ödülü kazanan dördüncü beyaz olmayan kişidir. Onun bu başarısı beni çok sevindirdi, bazı yönlerden geçen yıl kazandığım kendi Booker Ödülü’mü de yeniden düşündürdü, ikimiz de edebiyat kurullarının kapılarını on yıllardır aşındırıyoruz ve bu ödüller birdenbire bizim edebiyatımızı ön plana çıkarmış oldu. Roger’ın şiir kitabı tam da bizim ihtiyacımız olan türden bir kitap çünkü İngiliz toplumu, Black Lives Matter hareketinin yeniden canlanması yoluyla bu kıyılardaki hakim eşitsizlikleri fark etmek zorunda kaldı.

Roger’ın şiirleri, Grenfell Kulesi'nin trajedisinden oğlunun erken doğumuna kadar uzanıyor. İçsel benliğini Karayip kökenli bir siyah İngiliz adamı olarak paylaşarak onun insanlığına bağlanıyor ve savunmasız kalışlarını, vizyonunu, deneyimlerini, hassasiyetlerini ve bakış açılarını anlayabiliyoruz. Amerika, George Floyd'un öldürülmesiyle yangın yerine dönüştü ve Afrikalı Amerikalıların tarih boyunca insan olarak görülmemesinden kaynaklanan sistematik ırkçılığın ve polis vahşetinin zehirli buzdağının zirvesi oldu. Transatlantik köle ticaretinin başlangıcına kadar geriye gidersek, tarih bize bir ideoloji olarak ırkçılığın Afrika'daki ticareti Yeni Dünya'ya haklı çıkarmak için geliştirildiğini gösterir. Afrikalılar sadece yarı insan, insandan daha fazla maymun olarak kabul edildiyse o zaman onları yüzyıllarca hiçbir ücret ödemeden yük hayvanlarına benzetmek ahlaki bir suç olarak kabul edilemezdi. Ne yazık ki günümüzde ırkçı statükoyu sürdürenlerin ruhunun derinliklerine gömülmüş hatta belki de çok da derine gömülmemiş bu ideolojinin mirasıyla yaşıyoruz.
Tıpkı Roger gibi, ben de İngiltere'de kim olduğumuzu işleyen anlatıları genişletme konusunda tutkuluyum. Girl, Woman, Other romanım, bir şekilde birbirine bağlı on dokuz ve doksan üç yaşlarında on iki siyahi kadını ve onların birbirlerinden farklı cinsel kimliklerini, sınıflarını, kültürel geçmişlerini, mesleklerini ve aile ilişkilerini ele alıyor. Uzun zamandır sloganım şu: Yok görüneni var kılmak ve özellikle siyahi İngiliz kadınlar bana bu romanla birlikte “görüldüğünü” söylerken, diğer her türlü insan bana bazı yaşam hikâyelerimiz ve deneyimlerimiz hakkında bilgi kazandıklarını ve ayrıca karakterlerin duygularını paylaştıklarını ve hatta onlarla ilişki kurduklarını anlattı.
Edebiyatın bizi birbirimize bağlayabilmesi, insanlığımızın ortak yönünü destekleyebileceğini ve ifade edebileceğini gerçekten anlamamı sağladı. Bu ülkedeki deneyimlerimiz biricik olabilir, ancak sanat yoluyla insan olmanın ne anlama geldiğine dair evrensel gerçekleri sorgulayabiliriz. Bu yüzden sanatımızın, kültürümüzün ve toplumumuzun herkesi kapsayıcı olması çok önemlidir. İngilizler için Amerika'nın küresel olarak güçlendirilmiş ırksal dramalarının ölçeği karşısında ahlaki olarak üstün hissetmeleri ve daha incelikli bir biçimde belli belirsiz duran, ancak daha az yaygın olmayan kendi eksikliklerini görmezden gelmeleri her zaman kolay olmuştur.
Minna Salami
Bu mevcut “ikinci dalga” Black Lives Matter hareketinin bir sonucu da, burada Birleşik Krallık'ta kendilerini eğitmek için siyah yazarların kitaplarını okuma arzusunu dile getiren beyaz insanların daha önce emsali görülmemiş bir seviyede toplum ruhunu anlama çabasıdır. Niyetin ardından eylem de gelirse siyah İngiliz yazarların son kitaplarından bazılarıyla etkileşime geçmek kesinlikle okur üzerinde dönüştürücü bir etkiye sahip olacaktır. Feminizmi Afrikalı bakış açısından radikal bir gözle irdeleyen Minna Salami'nin Sensuous Knowledge’ını öneriyorum. Diğer önerilerim arasında şunlar var: Derek Bardowell’in yarış ve spor hakkında yazdığı No Win Race; Afua Hirsch tarafından yazılan, ırk, kimlik ve aidiyeti araştıran Brit(ish), Afropean: Kara Avrupa'dan Notlar on yıl boyunca bizi kara Avrupa'daki seyahatlerine götüren Johny Pitts'e ait; Black, Listed, Jeffrey Boakye'nin yazdığı, siyah İngiliz kültürünün esprili sözcüksel bir araştırması; Yer Almak: Siyah Kızın Değişim Manifestosu Chelsea Kwakye ve Ore Ogunbiyi tarafından yazılmış, beyaz kadınların çoğunlukta olduğu beyaz üniversitelerdeki deneyimleri hakkında düzenlenen bir dizi deneme ve Kevin Maxwell tarafından yazılmış Forced Out Birleşik Krallık emniyetinde siyah, eşcinsel bir polis dedektifi olarak kariyerinin henüz çok yeni ve şok edici bir hesaplaşmasını sunuyor. Bunun gibi bir çok kitap var, ancak hepsini hesaba kattığımızda bile hâlâ piyasanın küçük bir yüzdesini oluşturuyorlar.
Ne yazık ki romanlar, şu anda kurgu dışı eserlerin gerisinde kalıyor. Benim Booker'ı kazanmam ve sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen başka yazarların başarısı, savaşın kazanıldığı anlamına gelmemelidir. Aksine. Her yıl, siyah İngiliz yazarlar tarafından yayımlanan romanlar iki haneli sayılara zar zor erişiyor. Bu uzun süredir devam eden bir sorun. Kurmaca okurlarının daha empatiye açık durduğunu biliyoruz, çünkü kendilerinden farklı olan kurgusal karakterlerin dünyalarına adım atmada daha deneyimliler. Bu, romancıların insanları eğitmek amacıyla yazdıkları anlamına gelmiyor, ancak bunun yaratıcı çabalarımızın bir yan ürünü olabileceğini kabul ediyoruz. Romancılar olarak, karakterlerimizin samimi gerçeklerini hayal ediyor, kim olduklarının özünü yakalamaya çalışıyoruz, hikâye boyunca büyüdükleri ve dönüştükleri iç güçlerini test ediyoruz. En iyi yazarlar, şefkat ve iç görü zemininden karakterler yaratırlar, çünkü hepimiz güçlü ve zayıf yanları olan ve aradaki diğer her şeye sahip çok yönlü varlıklarız.
Bu nedenle kurmaca, insan psikolojisi ve davranışlarını araştırmanın inanılmaz derecede etkili bir yoludur ve böylece birbirimizi derinden anlamamızı sağlar. Hâl böyleyse, demografik gerçeklerimize hitap eden daha fazla roman göremememiz fazlasıyla üzücü ve rahatsız edici. Öte yandan, siyahlığın klişeleşmiş anlatımına ya da basmakalıp acı ve mağduriyet mecazlarına sık sıkıya bağlı bir kurmacanın yararı yok. Biz burada acınmak, sorunsallaştırılmak, patolojik algılanmak için bulunmuyoruz. Edebiyat, özellikle – bütün görsel kanıtlar başka türlü olduğunu işaret etmesine rağmen, kamusal alanlarda siyah erkekler için tehlikeli suçlular, büyük olasılıkla kapkaççılardır şeklinde – bazı basmakalıp düşüncelere dayanan varsayımlar karşısında, insanlığımızı vurgulama ve algılanan farklılıkları aşma gücüne sahiptir. Endüstrinin topluluklarımızdan daha fazla roman yayımlaması gerektiğini ve bu aşamada bunun için çeşitlilik kampanyalarına gerçekten ihtiyaç duymayacağını söylemeye gerek yok. Ayrıca endüstri bize daha fazla ne yapılması gerektiğini sormamalı, diğer siyahi insanlarla yan yana yine siyahilerle dolu bir salona konuşarak çeşitlilik panellerinde oturmamızı istemelidir, bunların hiçbiri endüstriyi dışarıdan değiştiremez. Yirmi yıldır bu panellerde bulunuyorum, ama artık katılmıyorum. Çeşitlilik için ekonomik, kültürel, yaratıcı ve ahlaki tartışma uzun zaman önce kazanıldı. Dışlama anlayışını değiştirmesi gerekenlerin edebiyatın kapı bekçileri olduğu apaçık ve çoğumuz, faili olmadığımız halde sistematik ırkçılığa karşı bizden çözüm istenmesinden yorulduk.
Paul Mendez
Sohbete açığız, ama neden her zaman bu kadar tek taraflı olmak zorunda? Bu daha çok, birisinin kapıyı yüzünüze çarptıktan sonra neden dışlanmış hissettiğinizi ona açıklamanız ve bu konuda neler yapabileceğini ona anlatmanız için posta kutusunun deliğinden içeriye bakmanızı rica etmesine benziyor. Uygulanmaya değecek herhangi bir eylem planının, endüstrinin adaletli görünme çabasına yenik düşmeden toplumumuzu yansıtmasını sağlamak için pratik adımlar sunması gerekir. İyi hissettiren bir basın bülteni yayınlamak ya da asla gerçekleştirilmeyecek bir değişiklik vadeten bir tweet atmak yeterli değil. Ve karar masasında size ayrılmış tek bir koltukta bir başına yeterince duyulmak için çabalamak zorunda kalmaktan sıkıldık. Yukarıdan aşağıya inen kapsayıcılık ve toplantı odasından bodrum katına kadar gerçek bir entegrasyon gidilecek tek yoldur.
Dürüst olmak gerekirse kitapları yayımlanan siyah erkek yazarların birçoğu, şu anda kadın meslektaşlarıyla aynı ilgiyi görmüyor, onların başarılarını kutlamamız ve sanatlarının es geçilmediğinden emin olmamız gerekiyor. Paul Mendez'in Gökkuşağı Sütü başlamak için iyi bir yer: Londra'da yol almak için Siyahi Ülkesinden Yehova'nın Şahitleri topluluğundan kaçan genç, siyah, eşcinsel bir adam hakkında oldukça cesur ve coşkulu bir yetişkinliğe geçiş romanı. Kendim ve Roger Robinson gibi emektarlardan, Paul Mendez gibi bloktaki yeni çocuklara dek uzanabilen, edebi kültürümüzü bütün vatandaşlarının hikâyelerini ön plana çıkarabilen bir kültüre dönüştürelim. Herkes için herkes tarafından herkes için iyi edebiyat, endüstrinin yol gösterici ilkesi olmalıdır.
Çeviren: Öznur Yalgın
(British Vogue)






