Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Mart 2025

Öykü

Venüs Retrosu

Bengi Kaya

Paylaş

4

0


Her sabah yürüyorum. Onun evine ulaşmam iki saat kadar sürüyor. Onu eski haliyle bulacağımı sanıyordum. Mezunlar gecesinden beri bunun olmayacağını artık biliyorum. Okulun ilk günüydü, ağaçlı yolda ilerlediğimizi hatırlıyorum. Babam arabayı kullanıyordu. Biz okulun verdiği kıyafet koduna birebir uymuştuk. Yanından geçtiğimiz hiçbir öğrenci bizim gibi giyinmemişti. Babam öfkeyle dönüp ceketlerinizi çıkarın dedi. Çıkardık. Başka bir emir gelmediği için süveter üzerimde kalmıştı. Çaktırmadan tokamı da çıkarıp saçlarımı açtım. Kardeşim saçımda iz kaldığını söyledi. Babam dönüp suratıma baktı, sonra saçımı tekrar topladım. Serkan’ı ilk gördüğüm anı hatırlıyorum. Üzerimdeki süveterin aynısını görünce onun da okulda yeni olduğunu anlamıştım. Birbirimizi süzdük, hiç konuşmadık. Bir hafta sonra ona kimsenin ‘nakil’ demediğini fark ettim. O Amerika’dan gelmişti, espriliydi, kime ne zaman ne söyleyeceğini biliyordu. Ben henüz zekâmı gösterememiştim, babamın istediği gibi bir kız olmak için uğraşıyordum. 

   Ayça, tatlım öyküye yeniden başladım. Senin adını değiştirmek istemiyorum. Bu öyküyü yazarken tek çapa sensin, yani sana bıraktığım sesli mesajlar. Kendi kendime konuşmamış sayılıyorum böylece. Burada sesli gülmeni bekliyorum. Öykünün ismiyle ne yapacağıma henüz karar veremedim. Bir yerde Venüs retrosu sırasında astrolojik olarak eski aşklar gündeme gelir gibi bir şey yazmam gerekecek. Böyle bir cümle yazmak çok yorucu, metin sarkacak, hoca bu ne saçmalık diyecek. Bir cinayet fikri var aklımda. Belki Serkan’ı öldürürüm. Henüz iyi bir neden bulamadım. Arkamdan atıp tutmuş olması yeterli değil.”

  Her sabah yürümek zorundayım çünkü kafamda oluşturduğum labirentten nasıl çıkacağımı bilmiyorum. Önce bir maç görüntüsü, rüya gibi. Babam ekrana küfrediyor. Bu normal, olabilir, o zaman rüya değil. Evde değiliz ve gündüz vakti. Hep annemle geldiğim gazino denen bu salonda, zengin koltuklarında oturuyoruz. Genelde komutanın karısının düzenlediği çay partilerinde bu koltuklara oturabiliriz. Babam rakı içiyor. Gömleğini gevşetmiş, yüzü biraz kızarık bağıra çağıra ekrana küfrediyor. Ben hoş bir şey yaşanıyor gibi gülümsersem durumu normalleştirebileceğimi düşünüyorum. Put gibiyim, anlamsız bir korku ve utançla öylece maçın bitmesini bekliyorum. 

   Geceye Ayça’yla gittim. İçmeme konusundaki kararım daha salona girer girmez değişti. Yabancıyım aslında. Yirmi beş yıl önce aynı okuldan mezun olmuş olabiliriz, birlikte büyümüş olabiliriz ama ben yüzünde insanları mutlu eden gülümsememle yine o küçük kızım. Duruma, ortama, herkese yabancıyım. Bir hafta kadar önce diyete başladım, iki gün sonra bıraktım. Sonra iyi bir korse buldum kendime. Dekoltemin derinliğini kapatmak için çift taraflı şeffaf bantlar yapıştırdım. Elbisenin beni zayıf gösterdiğine inancım tam. Topuklu ayakkabılarla zeminde yürümek zor. Serkan’dan kaçınmak işi daha da zorlaştırıyor. Onun evine kadar yürüdüğümü bilmiyor. Beni hiç görmedi. Görebilirdi ama anladığım kadarıyla hep akşamdan kalma. O saatlerde hiç uyanık olmuyor, babam da olmazdı.

  Mezunlar gecesi için ayarlanan mekân bir lokalin bahçesi. Girişe ufak bir masa yerleştirilmiş. Üzerinde kalem ve etiketler var. Adımı yazıp göğsüme yapıştırdım. Kimsenin beni tanımamasından endişelenmeme gerek yok artık.  Bir ara Serkan’la göz göze geldik. Yanıma geldi, masalarına oturmamızla ilgili bir şeyler söyledi. 

  Serkan belki mezunlar gecesinde birini öldürür diye düşünüyorum. O zaman öyküm toparlanabilir. Bir odağı olur. Saçma sapan bir lise aşkı hikayesi olmaz. Aslında bütün gerçekleri olduğu gibi yazmak yerine bir cinayet uydurmak daha kolay olurdu ama bunu yapmak istemiyorum. Venüs retrosu sırasında bir araya gelmiş eski lise arkadaşları, anlatmak istediğim buydu. 

  Boşandığımı biliyor, laf arasında söyledi, ona göre artık eşitiz. Babamın öldüğünü duymamış. İkimiz de hayatta aradığımızı bulamadık. Bu salonda kaç kişi benimle aynı şeyleri hissediyor. Ayça ortalarda yok, birileriyle sarılıp öpüşüyor. Onur’la göz göze geldik. Beni aldı, masasına götürdü. Birlikte zincirleme sigara içme şampiyonuyuz. Saat başı bir kadeh içme hakkımız var. Onur’la baştan böyle konuştuk. Her şey hızlanıyor, garip bir yavaşlık içinde hızlı. Başımın dönmesi için erken. Onur bana sevgilisini anlatıyor, arada Ayça yanımıza uğruyor, gülüşüyoruz. Bir yerden sonra fazla gülmeye başladım. Sınırı aştığımın farkındayım, dekoltem saçılıyor, düzeltemiyorum.

   “Deniz henüz okuyamadım. Okuyunca mutlaka seni arayacağım.”

    “Zaten fikrimi değiştirdim, okumana gerek yok. Artık babamdan falan bahsetmek istemiyorum. Serkan’la bağlantı kurmak zorlayıcı olacak. İkisi de bağımlı insanlar, so what? Öyküyü gözden geçirirken fark ettim. Onur birden girmiş, kim olduğu belli değil. Onur lisedeki en yakın arkadaşlarımdan biriydi mi yazmalıyım. Bana her şey açık geliyor, bunları anlatmayı aklıma bile getirmiyorum. Bir de bu öykü mezunlar gecesinden önce mi yazılmaya başlasa? Boşanma sonrası kadın yürümeye başlamış gibi kurgulasam. Mezunlar gecesi, boşanma, hatta babasının ölümü, her şey üst üste gelir. Ah bak kadın dediğime göre bir anı yazısından yavaş yavaş sıyrılıyoruz demektir. Ne dersin? Öykünün içinde kurguyla ilgili düşündüğüm notlar var, sonra düzelteceğim. Hocanın söylediği gibi düz bir öykü yazmak üzere başladım, bir türlü toparlayamıyorum.”

     Gecenin sonunda başka mekâna geçmeye karar veriyoruz. Sigaramız bitti. Onur’la deli gibi açık bir bakkal aradık, yok. Sürekli birilerinden sigara istiyoruz. Sabahın üçü olmuş. Ayça’ya eskiden ondan hoşlanan biri asıldı, bana biri şişman dedi, Onur’la yakışıklı bulduğumuz tipleri konuşuyoruz. Burada yalnızca bir saat vaktimiz olduğunu söylediler. Barda genç birileri var, istediğimiz müzikler artık nostaljik sayılıyor. Zamanda kaymalar var. Tuvalete gidiyorum, oradan çıkmam kaç dakika sürdü tam emin olamıyorum. Beş dakika veya yarım saat. Tuvaletten çıkışta kalabalığın toplandığını gördüm. Bir şeyler ters. Kalabalığın ortasında Serkan’ı görür gibi oluyorum. Planladığım böyle bir ölüm müydü? Değil. Bütün bu yazdıklarımı silmek istemiyorum, belki sonra silerim. Bir film çekiyor olsaydık hızlıca geri alırdık, baştan oynatırdık. Yok henüz kimse ölmüyor. Onur’la beğendiğimiz çocuklardan biri şınav çekiyor, elliye kadar saymışlar. O kadar olmuş mu ben tuvalete gireli.  Çocuğun adını bilmiyorum, kimseyi tanımadığımı fark ettim. Lise boyunca toplamda beş kişiyle arkadaşmışım. Masaya gittiğimde Onur bir kıza iltifat ediyordu. Kendini baştan yarattın gibi bir şeyler. Kızın sosyal medya hesabı almış yürümüş. Ben boşandım, çocuğum yok, kırk dört bedenim ve saçlarım berbat halde. Bir de bez bir çantaya tıkıştırdığım topuklu ayakkabılarımı kaybettim.

       Her gün onun evine kadar yürüyorum. Bunu kimseye anlatmadım. Ayça bile bilmiyor. Serkan beni görürse ne diyeceğim hiç bilmiyorum. Bu yürüyüşler mezunlar gecesinden önce başladı. Önce babam öldü, sonra boşandım. Belki gençliğime dönebilirsem her şey silinir diye düşündüm. Bu yüzden geçmişe doğru yürüyorum. Serkan yanıma geldi, elindeki bira şişesini gösterdi. İddiada kaybetmiş. Birayı birilerine almış. Onur sosyal medyacı kızla konuşuyor, beni kurtaracak durumda değil. Serkan’da da sigara kalmamış. Bir süre sessiz kaldık. Yüzüme garip gülümsememi yerleştirdim. Her şey yolunda gülümsemem. Serkan geçen sabah beni gördüğünü söyledi. Bu saate kadar onu öldürmüş olmalıydım. Artık beni gördüğünü biliyorum. 

     “Ayça öykünün içinden çıkamadım. Yaratıcı bir son bulamıyorum. İstiyorum ki mekânın bahçesine bakan üst katlardan birinde cam kırılsın, kırılan camlardan bir parça Serkan’ın şah damarını parçalasın. Kurgusal olarak mantıksız, anlatımı neredeyse imkânsız ama gözümün önünde bu sahne var. Burayı atlayıp ileri sarmak istiyorum. Ama bu sefer de ambulans çağırmak, cenazeye gitmek falan hepsi çok sıkıcı olacak. Hüzün en son istediğim şey ama artık her yerimize bulaştı. Babam öldüyse Serkan da ölmeli, ya da her şeyi silmeliyim. Atölyede ölmesi neden bu kadar gerekli diye soracaklar. Kadın geri dönemesin diye cevaplarım o zaman. Olmak istediği kadın olabilmek için boşandı çünkü. Çok eleştirilecek, belki de hiç yollamam.”

     Bu öyküyü düzgün bitirmek artık mümkün değil. Karakterim, babasının gölgesinde sürekli geçmişe dönmeye çalışan bir kadın olmasaydı konu buralara gelmezdi. O zaman belki şöyle bir şey olurdu. Serkan elindeki bira şişesini bara bırakırdı. Ellerini uzatıp ellerimi kavrardı. Bu durumda ben de onun ellerini kavrardım. Birbirimize bakıp sıcacık gülümserdik, böyle bitirirdik.

    

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yeni Başlayanlar İçin 7 Güzel Klasik M..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Deniz Sessiz

14 Mayıs 2025

Sıfırdan Bire, Doğaldan Plastiğe!

“Plastik gelecektir,” dedi Profesör gür sesiyle. “Çünkü plastik... eee... insanlardan bile daha iyidir!”Bu geri dönüştürülemeyen, sağlığa olduğu kadar çevreye de zarar veren “kolay şekillendirilebilen” polimer madde, endüstriyi olduğu kadar dünyamızı da ele geçiriyor..

Devamı..

Direniş Politikaları

Michael Walzer

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024