Kurgulanmış bir yanı yok bu sabahın, belki de bu yüzden güzel. Hava pek bir ılık, hafifçe de güneş. Bir triko, bir kot, bir de ceket üstümde. Yüzümde işlenmiş boyalardan yok bugün. Koca camlı gözlüklerim bir raf köşesinde atılı. Saçlarım eni konu şampuan kokulu, geceden kalma nemli dalgalarıyla birlikte.
Otobüs bekleşenlerin arasından beni seçen bir sonbahar rüzgârı yalıyor yüzümü. Bugün Eylül. Eylül’de hep acı bir güzellik var, otobüste ise başını cama dayamış sabah mutsuzları. Hızlı adımlar atıyor trafik. Akıp gidiyor asfalt, yol çizgileri, ışıklar… Ambulans geçmiyor bugün, siren sesleri yok. Bir ağaçta gördüm hem, boynunu bükmüştü koca binaların ardından. Gülümsüyorum, gülümsedikçe büyüyen burun deliklerimden sızıyor poğaça kokusu. Elleri güzelce bir kız uzatıyor bana. Ah! Bir de çay olsa. Ben de uzun yol yolcusu.
Rıhtımındayım Kadıköy’ün. Deniz de gördüm çok şükür. Onca insan meselesi içinde kendi meseleme yürüyorum ben de. Geçiyorum düğüm olmuş kalabalıkları, bir koca dünya boyunca yürüyorum sanki. Kendi küçük dünyamın camları ardına varınca bitiyor yol. Uzun uzun çalmıyor telefon bu sabah, ağzımda bir şarkı, mırıldanıyorum. İşe koyuluyor ellerim, bugün sonbahar, aklımsa Eylül’de. Akşamı düşünüyorum. Balkon Eylül’de pek bir güzel olur. Güneş çekilmeden yetişsem bari. Yalnız bazı geceler kendimle kavga ediyorum. Saatlerce aynanın karşısında susmak bilmez oluyor dilim. Kimi zamanda bir hınçla o balkondan sokaklara dökülüyor yüzüm. Kavgamın mesaisi bitiyor böylece. Çay, kahve ve klavye. Gündüzlerimin mesaisi de böyle. Fakat bir değişiklik var bu defa. Buket: “Hasta mısın,” diye soruyor. Hapşırıyorum, ”Çok yaşa,” diyor Selim. Bir ilginçlik var. Çok yaşamamı istemez oysa kimse. Gün sonunda yanıt veriyor herkes iyi akşamlarıma, görüşüyorlar güya beimnle. Bir gidiş selamı işte, ne takılıyorsam ben de. Hoşuna gidiyor işte insanın, az ve öz duyduğu her ne varsa… Düşünüyorum da, iyi etse keşke birkaçı akşamlarımı ne olurdu sanki! Çok şey değil, bir sade Türk kahvesi içerdik Aslı ile. Oğuz, gamsız kız arkadaşıyla tanıştırırdı beni, hem fena mı belki bana da öğretirdi bu vurdumduymazlığı. Bir kitabın önsözünü tartışsak bile olurdu mesela Barış’la. O muhafazakâr sınıfının ateşlisi, ben yalandan sosyalist. Aman neyse ne, sanki görüşecektik de! Benimki de laftı işte. Laf lafı açtı yolum uzadı birden. Beklediğim akşam gelmemek için kaçıyordu yok yere. Bense yakalamak için onu, koşturdum son otobüse.
Hızla geçerken bütün bir yol, ben mutluydum. Bir garip Eylül’dü bugün. Şu dakika olmuştu, kafama tek bir dirsek yememiştim mesela. Tek ve hür bir ağaç görmüştüm ya sabahleyin, mağrurdu hani. Yalnızlığın üstesinden gelmeyi öğrenmişti belli ki. Göğü görmüştüm bugün de, denizi de. Fotoğraflarını çektim dönüp ardıma gitmeden. Sosyalleşip sohbet bile etmiştim bizimkilerle. Pis su birikintilerine bile bastım bugün, çocuk oldum. Ballı puro içtim öğleyin kahvemin yanında. Zengin bile hissetmiştim yani. Daha ne olacaktı bir insan için. Gün güzel, gün güneşli. Üç durak evvelden indim yürümeye. Bir taş olup yuvarlandım sokaklarda evimin önüne gelinceye dek. Bu da benim olup olabileceklerimdi çünkü. Yedim, içtim bütün sokakları bir daha göremeyecekmiş gibi. Kuş oldum uçtum, bulutlara dahi dokundum. Eve vardım hızlı bir inişle. Güneş, yüzümde battı sanki, gözümde karardı geçtiğim sokak araları. Bütün anıların gölgesi düştü yüzüme. Yetişemedim. Gece olmuştu, kapkaranlıktı heyecanla beklediğim balkonum. Fakat olsun, Küçük Ayı’yı görecektim daha, Büyük Ayı’yı da. Kepçe yapacağım yıldızlardan. Yarın da güneşli mi? Güzel mi? Soracağım onlara. Koşuyorum balkonuma, hava mis gibi kokuyor yine de. İzin vermeyeceğim bu güzelliğin uçmasına. Kapı açık kalsın. Böyle bir kokunun yanı başında becerebilirsem ne ala. Biraz heyecanlıyım. Ama açıklamak istediğim bir şeyler var. Kurgulanmış bir yanı var bu akşamın, sabahına düşman. İpini sıkıca asmış, böylesi kesin yöntem. İlaçlar klişe. Kanla aram iyi değil. Betonun soğuk yüzüyse, yüzüme değsin hiç istemem. Hem ikinci kattayım. Yarım yamalak dönmek güç. Ben ya giderim ya da giderim…
Kapımın kilidini çeviriyorum. İnsan suretleri bir bir aklımda. Görmedim demeye yüzüm yok, yaşanacak bütün güzellikleri yaşadım bugün. Sonbaharı bile gördüm. Bunların yanında bir de insanoğlu oldum, yedim –içtim, gördüm– konuştum. Başka bir şey yapmıyordu bu insanlar. Ben insan olmaktan utandım, ben insan olmaktan yoruldum. Fakat böyle gidemezdim, o yüzdendir Eylül gelsin istedim. Ben Eylül. Her Eylül’de acı bir güzellik var. İşte bir acıyı dindirmeye gidiyorum şimdi. Halatımın örgülerini ezberleyene dek olup bitecek her şey. Ben Eylül. Fakat Eylül’de acı bir güzellik var.