Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Mayıs 2020

Edebiyat

Edebiyatın Emekçilerine 1 Mayıs Yaprak

Havanur Taflan

Paylaş

3

0


İnsanın başrol oynadığı dünyada sorunlar hep aynı kalmaya devam ediyor. Belki de bu yüzden bazı eserler, kendi zamanları dışında okunsa da aynı etkiyi yaratıyor bizde.

"Asıl Orhan Kemal hakkında onun son romanı Avare Yıllar hakkında yazmak için başlamıştım yazıya. Biraz düşündüm başka hikâyeleri geldi aklıma. Romanı ile hikâyelerinin tadı birbirinin içine girdi. Anladım ki ondan parça parça bahsedilemez. Bütün o hikâyeler ve romanlar bir adam ortaya çıkarıyor, Orhan Kemal’i. Bunu övmek için de söylemiyorum yermek için de. Kimi sanatı kendi dışında bir iş gibi görüyor. Kimi ise yaşıyor onu hayatına karıştırıyor. Çağımızın yazarları sanırım bu ikinci yolu beğeniyorlar. Orhan Kemal de onlardan biri. Hani başka yazarların yemin etseler başlarından geçtiklerine inandıramayacakları olay, düşünce ve duyguları, o hiç yorulmadan bizi inandırmak için çırpınmaya kalkmadan sakin sakin söylüyor. Galiba başarısının kaynağı da burada.

Yazdıklarında onun kadar kendisini çizen sanatkâr az bulunur sanırım. Kitaplarından birini okuyup kapattıktan sonra düşünün. Orhan Kemal gelecek gözünüzün önüne. Ama yalnız başına değil. Bir fabrikada işçilerin arasında, karısı ile çocukları ile bir istasyonda, sıranın üstünde, bir vapurun ambarında fakir yolcularla omuz omuza. Evet, onu hiçbir zaman yalnız yakalayamayacaksınız. Bu bakımdan Orhan Kemal için kendini hayatını yazan bir hikâyeci demek olmaz. Zaten çağımızın yazarlarının bir özelliği budur, çağımızın yazarı için asıl önemli olan çoğunluğun halidir. Kendi olsa olsa bir bahane, bir vasıtadır. Orhan Kemal bunu o kadar iyi biliyor, o kadar iyi uyguluyor ki siz onun başından geçenleri okuyorum sanırken bir bakıyorsunuz, işçiler fakir fukara kadınlı erkekli içinize işlemiş, istif istif kafanıza dizilmiş.

***

Bizim hikâyeciliğimizde halka doğru köylüye işçi sınıfına doğru bir akım başlamıştı. Önceleri bir heves gibi görünen bu akım sonraları güçlenmeye temellenmeğe başladı. Yaman yazarlar yetiştirmeye başladı. Orhan Kemal’i yeni hikâyeciliğimizin en gerçek erlerinden sayıyorum. Orhan Kemal’in bana ilk ağızdan düşündürttüklerini yazdım, yazmaya da devam edeceğim.” 

Melih Cevdet Anday

Yukarıdaki yazı 1 Mayıs 1950 yılında çıkan Yaprak gazetesinin on beşinci sayısında Melih Cevdet Anday tarafından yazılmış. Orhan Kemal üzerinden, gerçek yazarlarda olması gereken özellikler üzerine tespitleri var Anday’ın. Sanatı yaşayan, sanatı hayatına karıştıran yazarların ne kadar başarılı olduğunu söylüyor yazısında. Zaten sanat da yaşamın kendisi değil mi?

Bu günlerde popüler dizi ve filmlerle edebiyatın karşılaştırılması üzerine yazılan yazıları okuyunca Yaprak gazetesindeki bu yazı geldi aklıma. Hayatın içine kalemleriyle dalan bu yazarların eserleri, kurmaca olsalar da bizi içlerine çekmemiş midir hep? Kendi zamanlarının dışında da aynı etkiyi yaratmıyorlar mı? Tolstoy zamanın çok gerisinde kaldı deyip onu okumayı bırakabiliyor muyuz? Hayır. Her okuduğumuzda kendimizden bir parça bulmaya devam ediyoruz. Zaman ne kadar değişse de değişmeyen bir şeyler var yaşamın akışında. Hayatımızı değiştiren teknolojiye rağmen insanın hamurunun aynı kalması mı bunun nedeni, yoksa dünyada yaşanan hikâyelerin (acıların, savaşların, haksızlıkların) hâlâ devam etmesi mi? Kesin olan şu ki zaman değişse de düzen değişmiyor. İnsanın başrol oynadığı dünyada sorunlar hep aynı kalmaya devam ediyor. Belki de bu yüzden bu eserler, kendi zamanları dışında okunsa da aynı etkiyi yaratıyor bizde. Odalarına çekilip uzun bir zaman diliminde kaleme aldıkları hikâyeleriyle yazarlar, okuru ne kadar zamana dâhil edebilir, edebiyata ve okura fazla anlam yüklemek doğru değil şeklindeki yaklaşımlar, bana biraz haksızlık gibi geliyor. Doğru ifade edilmiş sözcük dizgelerinin olduğu yazılı eserler, günümüz gösterge insanını sinema gibi içlerine çekiyor, çekmeye de devam edecek bence. (Sinemanın malzemesi de hikâye değil mi zaten?) Bütün mesele bu yazarlarla tanışabilmekte. (Doğru yerde doğru zamanda olmak gibi.)

Bu yazıdan sonra Yaprak gazetesini sizlere tanıtmadan geçmek de olmayacak. Dergiden çok gazete formatında olduğu için gazete denilen, 1948’in sonlarında Mahmut Dikerdem’in Selanik Cadde’sindeki evinde bir dost sohbeti ortamında doğan, yaklaşık iki yıl basılan bu gazetenin sahibi Orhan Veli. (Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le birlikte çıkarmış.) 

Gazetesinin kadrosunda Abidin Dino, Ceyhun Kansu, Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Erol Güney, Suat Taşer, Orhan Kemal, Necati Cumalı, Osman Darıcı, Talip Apaydın, Ziya Osman Saba, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi önemli isimlere de yer verilmiştir. Orhan Veli, gazetesinin yeni bir sayısını çıkarmak için ekonomik anlamda zorlandığında paltosunu, son sayısını çıkarmak için de Abidin Dino’nun kendisine verdiği hediyeleri satmış. (Toplam yirmi yedi sayı çıkarabilmiş.) 

Gazetede Saik Faik’in Mahalle Kahvesi, Orhan Kemal’in Ekmek Kavgası ve Baba Evi, Mahmut Makal’ın Bizim Köy, Âşık Veysel’in Sazımdan Sesler gibi yapıtları okura tanıtılmıştır. (Bugün gerçek okur için hala değerli olan yapıtlardır bunlar.) Orhan Veli’nin ölümünden sonra arkadaşları tarafından son defa onu yâd etmek için özel sayı olarak basıldıktan sonra yayın hayatı sona ermiştir gazetenin.

Yeni çıkan yapıtları okurla buluşturan, yazarların yayın hayatları hakkında bilgi ve eleştiriler yapan, yeni çevirileri edebiyata kazandıran bu kısa soluklu gazete, edebiyat tarihimiz açısından da tam bir bellektir ayrıca.

Bütün bu tarihi hatırlatmadan sonra bize de (özelikle de 1 Mayıs Emek gününde basılan yukarıdaki alıntıdan sonra) edebiyatın bütün emekçilerini, hayatı anlamlandırmamıza yardımcı olduğu ve olmaya devam ettiği için saygıyla selamlamak kalıyor galiba.

Kaynak

Dr. Esma Dumanlı Kadızade, "Yaprak Gazetesi Üzerine Bir Dizin Çalışması"

Yaprak Gazetesi, 25. sayı

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Anlam ve AnlamakKardelen Ayhan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Christine Estima

20 Eylül 2025

Kafka’nın İlk Çevirmeni: Milena Jesenská

“Henüz var olmayan bir şeyi, ancak ona tutkuyla inanırsak yaratabiliriz."1920’li yılların Viyana’sı günümüzün kozmopolit Viyana’sı gibi değildi. I. Dünya Savaşı sona ermiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökmüş,  bu acımasız savaşın yarım bıraktığı işi 191..

Devamı..

Sapanca’da Doğa Yürüyüşü Yapılabilecek..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024