Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Ağustos 2021

Edebiyat

Notre-Dame’ın Kamburu’nu Niçin Okumalısınız?

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

4

1


Victor Hugo, Notre-Dame’ın Kamburu’nda dünyada söz söyleme sanatının önce mimari ile geliştiğini Mısır piramitlerinden ve Avrupa’da birbiri ardına inşa edilen katedrallerden başlayarak anlatır, sonra da Paris’in 13. yüzyıldaki eski, bakir ve şaşalı yapısından başlayarak 19. yüzyılda kendi döneminde şehrin nasıl değişip başkalaştığını ve o gün dahi nasıl eskidiğini tasvir eder.

Klasik metinlerin dünyasını araştırdıkça bir yazarın imgesel zihninin açılması, yazı kalitesini artıracak şekilde metin zevkini inceltmesi ve okuduğu yazar ile metninden ne çok şey öğrendiğini anlaması kadar korkunç bir gerçek peyda olur: Böyle bir metin varken, ben neden yazmalıyım? Öykü ve roman yazan, yazmayı deneyen kaç kişi sordu kendine? 2021’in dünyasında genç bir okur için hatmedilecek yüzlerce nitelikli roman ve bir o kadar da öykü varken, hangi gerekçe ile yeni bir yazarın yeni bir metni bu okunacaklar listesine dâhil edilmeli? Sahi, bu soruya yanıt vermek yerine yılda iki bini aşkın roman yayımlanan Türkiye’de kısa yoldan paraya, üne ve şöhrete kavuşmanın denemesi kağıt israfı olan hâli son sürat devam ederken, 1831 yılında yayımlanmış Notre-Dame’ın Kamburu romanından çıkarılacak edebi ders listesine kimin ihtiyacı var?

Söylenecek birçok şey var

Bir yazar ki eğer benim gibi klasiklerin peşi sıra anlamlarını irdelemeye dönük uçsuz bir eyleme girişmiş az tanınmış bir kişiyse, yazdıklarının etkisi hayli kısıtlı olur. Fakat bugün Victor Hugo’dan ve Notre-Dame’ın Kamburu’ndan söz ederken yazının olabildiğince çok paylaşılıp okunmasına dair bir isteğe karşı çıkamayışın da savunmasızlığını yaşıyorum. Çünkü bir metni okuduğunuzda üzerinde söylenecek birden fazla söz ve çıkacak birçok başlık varsa, işe nereden başlayacağınızı kestirmek yazarı hayli yorar. Okuru ilgilendirmeyen bu enerji tüketme eyleminin Notre-Dame için nihayete vardığı yer, bu romanın başlı başına bir dönem boyunca okutulacak yaratıcı yazarlık kitabı olduğunu söylemekten geçiyor esasında. Nasıl mı?

Bir tarihi roman yazmak

Bugün bize 19. yüzyıl Fransa’sı hayli uzak bir tarihsel dönem olarak geliyor. Çünkü o yıllarda henüz ne elektrik icat edilmiş, ne ölümden koruyan penisilin aşısı, ne posta teşkilatı var ne de medeni kanun. Fakat o günlerde Fransa’nın bugünün olmazsa olmaz bu ihtiyaçlarından daha önemli bir şansı vardı: Victor Hugo. Avrupa’yı ekonomi gazeteciliği yapmanın avantajıyla birazcık dolaşabilmiş bendeniz, birçok meslektaşımın gitmekten yorulduğu Paris’i hiç göremedim. Ne var ki Notre-Dame Kilisesi’nin Paris sözcüğü kullanıldığında akla Eyfel Kulesi ile birlikte geldiğini biliyorum. Daha Eyfel Kulesi’nin fikri dahi ortada yokken, Paris’in entelektüel zihinlerdeki simgesi olan Notre-Dame Kilisesi’nin 1930’lu yılların başında ‘kirli, bakımsız ve çirkin’ olduğu gerekçesiyle yıkılması fikri doğunca, metinlerin halka gerçekleri göstermek üzere kaleme alan Victor Hugo, Notre-Dame’ın Kamburu romanını yazar. Burada biraz duraklayalım. Daha önceki metinlerden de hatırlanacağı üzere, dünya edebiyatında yazarın inandığı fikirleri halka da inandırmak için metinler üreten yazarlar olduğunu, bunun edebiyatın doğasına aykırı bulunsa da yazarın kalitesine göre işin sonunda sanata dönüşebildiğini söylemiş, meselenin ustası olarak da Tolstoy’u göstermiştik. İşte Tolstoy’dan sonra, hatta kimilerine göre Tolstoy ile aynı sırada, bu işte mahir yazarlardan biri de Victor Hugo’dur ve Hugo, Paris’in simgesi saydığı Notre-Dame Kilesi’nin yıkılmasına mani olmak üzere, okura bu mimari harikanın tarihsel tozunu alacak bir ilgi yaratma çabasıyla işe girişir.

Notre-Dame’ın Kamburu’nun kiliseyi kurtarma çabasıyla yazıldığını söyleyerek işe başlamamızda, roman incelemesi için büyük bir önem var. Mesele sadece Hugo’nun da fikrini okura kabul ettirebilme yeteneğini yinelemek değil. Roman tekniği açısından, roman fikrinin nasıl doğduğunu metni açıklaması açısından kıymeti bulunuyor.


Notre-Dame Kilisesi

Shakespeare etkisi

Notre-Dame’ın Kamburu, yazıldığı dönemdeki çağdaş anlatıların günümüzde artık klasik diye tabir edildiği bir başka deyişle 19. yüzyılda kaleme alınmış fakat romanın geçtiği tarih 15. yüzyıl olan bir tarihi romandır. Gerçi 1830’ların Fransa’sında o günden 400 yıl önce geçen bir metne tarihi diyebilecek kadar roman sınıflandırması için gereken roman sanatı birikimi yoktu fakat bizim bugünkü bilgimizle Notre-Dame için tarihi roman sıfatını vermemiz oldukça doğal karşılanmalı. Ki burada metinle ilgili birçok başlık olduğunu söylerken, Notre-Dame’ın Kamburu’nun 19. yüzyılda yazılmış bir tarihi roman olduğunun da altını çizmekte fayda var. Üstelik, Victor Hugo’nun metni için 15. yüzyıl Paris’ini seçmesi, Notre-Dame Kilesi’nin tarihsel geçmişine bir vurgu yapmak ve halkta bu yapıya karşı yıkılmaması duygularını uyandırmanın yanında, edebi başka bir anlam da taşıyor. Hugo, yaşadığı dönemden yüzlerce yıl geriye gidere bir anlatı dünyası kurarak, Shakespeare’e göndermede bulunuyor. Çünkü Shakespeare’in neredeyse bütün önemli oyunları yazarın metinlerini kaleme aldığı 17. yüzyıla değil, geçmişe ait. Hem bu yönüyle hem de birazdan detaylarına ineceğimiz karakterlerindeki göndermelere göre Hugo, Notre-Dame’ın Kilisesi metninin yüzyıllar sonra dünya edebiyatı için klasikler listesinde yer alacağını bilmese dahi, Shakespeareyen denilen ögeler yaratmaktan geri durmamış… Çünkü Shakespeare dönemin en çok etkilenilen tarihi yazarıydı ve ona bir şekilde dokunmak, diğer yazarların da yüceltici eylemlerinden biriydi.

Konusu klişedir fakat…

Victor Hugo’nun Notre-Dame Kilisesi, çok basit bir olay örgüsüne dayanıyor. Paris’in bu en görkemli katedrali önüne kimsesiz çocukları bırakmak ve hayırseverlerin onları sahiplenmesini beklemek toplumsal bir gelenek hâlini almasına rağmen, 1467 yılında Parisliler kendilerinden beklenmeyen bir davranışa imza atarlar. Paskalya’dan sonraki ilk pazar gününü, ki buna Quasimodo denir, Notre-Dame’ın önüne bırakılan sepette insan ve hayvan karışımı, tek gözlü, kambur, dişsiz ve çirkin ötesi bir çocuk bırakılır. Parisliler bu öksüzden canavar ve kurtulması gerekilen bir bela olarak söz edip, çocuğun bakımına ilişkin vicdanlarını köreltirken, bu evlat edinme işini Notre-Dame’ın Başdiyakoz’u Claude Frollo edinir. Halk zaten kendi hâlindeliği fazla göze batan ve bir efsane uyarınca büyücü denilen Frollo’nun bu ucubeyi almasını doğal karşılarken, Frollo ise hayatına giren bu çocuğa o günün ismi olan Quasimodo adını verir. Bizim kambur Quasimodo, Notre-Dame’ın tüm dehlizlerini, gizli geçitlerini, koridorlarını ve çatılarını ezber ederek bu katedralde büyürken aynı zamanda bu mekânın çan çalıcısı olur. Derken, 1482 yılında Notre-Dame’da bir tiyatro oyunu tertiplenir. Beş parasız şair Pierre Gringore’un sahnelediği oyun sonunda Quasimodo, fiziksel özellikleri sayesinde Deliler Papası ve Deliler Kralı olarak kutsanarak Paris’te dolaştırılır. Aynı zamanda oyun sonuna doğru haklın tüm ilgisi, katedral bahçesinde keçisiyle beraber dans eden ve herkesin Mısır göçmeni sandığı güzel çingene kız Esmeralda’ya çevrilir. Aynı akşam Esmeralda, Quasimodo ve yanındaki, daha sonradan kaçan, kukuletalı adam tarafından kaçırılmaya kalkınca, olaya oradan geçmekte olan Phoebus adlı yüzbaşı el koyar ve hiç de adil olmayan bir yargılamanın ardından Quasimodo, dün kral olarak geçtiği meydanda ertesi gün kırbaçlanır. Aynı günün akşamında şair Gringore, Paris’in çingeneler bölgesine yanlışlıkla girince çingene kralları onun hakkında ölüm hüküm çıkartır fakat Esmeralda, bu şairle evlenerek infazı durdurur.

Bir süre sonra Yüzbaşı Phoebus, Esmeralda’ya sahip olmanın yollarını ararken, bu çingene güzeli de gönlünü kaptırdığı yüzbaşı ile aşk yaşamak ister. Esmeralda’yı, Notre-Dame’dan izleyen ve ona aşık olan Başdiyakoz’u Claude Frollo ise niyetini öğrendiği yüzbaşı durdurmak için harekete geçer. İki aşığın buluşmalarında ortaya çıkan Frollo, yüzbaşıyı bıçaklar. Esmeralda, yüzbaşıyı öldürmek suçlaması ile yargılanır ve idama mahkum edilir. İnfazdan onu Quasimodo kurtarır ve bir süre sonra Esmeralda, hâlâ yaşadığına inandığı yüzbaşı ile onu buluşturmasını ister. Yaralandığı saldırıdan ötürü hayli korkan Yüzbaşı Phobeus ise Esmeralda’nın kendisini öldürmek suçundan idama mahkum edildiğini öğrenmesine rağmen infazı durdurmak için harekete geçmez. Olaylar cereyan ederken Mısır göçmeni sanılan Esmeralda’nın karmaşık olaylar sonucu dünyaya gelmiş ve çingenelerce kaçırılmış bir Fransız, Quasimodo’nun ise çirkinliğinden dolayı Notre-Dame'da terk edilmiş bir çingene olduğu ortaya çıkar.  Bu arada Esmeralda, tüm çabalara rağmen Quasimodo tarafından kızı görmeye ikna edilemeyen yüzbaşı Phoebus’un aslında Quasimodo tarafından çağırılmadığını düşünür. Esmeralda’yı idam ettirmek için Notre-Dame’ın bir grup tarafından basılması da olayları kızın lehine döndürünce, subay sevgilisini bulmak üzere firar eder. Ne var ki, peşine düşen cellatlar Esmeralda’yı tam da onu yıllardır arayan ve Paris’in meczubu olan annesine kavuştuğu anda yakalar ve infaz emrini yerine getirir. Esmeralda’nın ölümünden sorumlu Quasimodo’yu yetiştiren ve duygularına yenilerek kızı idama sürükleyen Başdiyakoz Frollo, kambur oğlu tarafından Notre-Dame’dan aşağı atılarak öldürülür. Ortadan kaybolan Quasimodo’nun naaşı, bir kadına ait olduğu anlaşılan iskelete sarılmış halde ölü bulunur.

Romanın tam özetini okuyanların ‘Amma da klişe bir hikâye’ dediklerini tahmin etmek, kâhin gücü gerektirmiyor. Hikâyenin 19. yüzyıla göre dahi klişe kaldığını söylemek doğru yargı olur. Çünkü hatırlayınız Hugo, bu hikâyenin oldukça dokunaklı kurulmasını planlayarak Notre-Dame’ın yıkılmasına mani olma fikriyle romanını yazmıştı. Fakat bugün Notre-Dame’ın Kamburu’nu bizim yazı konumuz yapan, konusu değil dokusu.

Bugün adına modern roman dediğimiz şey, metinde hiç klişe kullanmayıp, olay örgüsünü sadeleştirip, Tanrı yazarı aradan çıkararak metni okur ile baş başa bırakmaya dayanıyor. Hugo’nun Notre-Dame’ın Kamburu, her ne kadar Walt Disney’in yaptığı onlarca çizgi film ve sinema eseriyle zihinlerimizdeki en tanıdık, en aşina hikâye olarak kalsa da, romanın anlatı biçimi hiç de klişe değil.

Victor Hugo, metni o dönemin sığ edebiyat bilgisi ile donanmış okurlarına Notre-Dame’daki tiyatro oyunu ile başlatmış olsa da, romana ismini veren Quasimodo’nun ilk cümlesini duymamız için 652 sayfalık romanda 300 sayfa ilerlememiz gerekiyor. Başka bir deyişle, dünya edebiyatında bu denli tanınmış bir başkarakter, romanda bu denli uzun zaman sonra ve kısıtlı şekilde ortaya çıkmamıştır. Quasimodo, her ne kadar romanın merkezinde gibi gösterilse de Hugo, asıl hikâyeyi bize anlatana kadar edebiyat tarihine geçecek bir dizi başarıyı ardı ardına sıralar.

Okurlar için cesaret gösterisi

O dönemin okurları için edebiyat demek, televizyon, radyo gibi elektronik eğlence imkânlarının bulunmadığı bir dönemde, okuyarak hoşça vakit geçirmek anlamını taşıyordu. Üstelik dini ve yeni yeni kutsallığına inanılan bilimsel kitaplar haricindeki bir okuma eyleminin, kişiyi okur yaptığına yönelik toplumsal bir ifade biçimi de yoktu. Yani, roman okumak boş vakitlerde yapılan keyfi bir eylemdi, o kadar. Okurlarınızın edebiyata böyle baktığı bir dönemde, ki bugün çok da farklı değildir durum, onlara hikâyenin başını anlattıktan sonra giriş ve gelişme kısmına geçmeden yüzlerce sayfa boyunca katedrallerin Avrupa tarihindeki yerini ve Paris’in coğrafi yapısını anlatmak, üstelik bunu okutmak, hiç kolay bir iş değil. Bugün roman sanatının bilindik kurallarıyla birazcık oynayan metinlere modern ve çağdaş denilirken Victor Hugo, klasik giriş-gelişme-sonuç yöntemiyle roman oluşturulan bir dönemde, Notre-Dame’ın Kamburu’nu biraz bilinç akışı biraz da felsefi bir şekilde yazdı. Notre-Dame’ın Kamburu’nu bir edebiyat okuru

♦ Metnin klasik hikâyesini anlamak

♦ Quasimodo’nun çirkinliğyle, Esmeralda’nın güzelliği üzerinden çatışmayı görmek,

♦ Din adamı Frollo’nun meleklere değil de şeytanlara çalıştığını anlamak için okumaz. Böyle yaparsa, 600 küsür sayfalık bir metni okuyarak vaktine yazık etmiş olur.

Notre Dame’ın Kamburu,

♦ Tanrı yazar olmadan okurla yakınlaşacak üslubu öğrenmek

♦ Bir şehir anlatısında coğrafya betimlemenin, edebiyatın sınırlarını nasıl genişlettiğini görmek,

♦ Mimari hakkında söz söylemenin felsefe ile ilişkisini kavramak gibi konulara odaklanan okur daha kazançlı çıkılabilir.

Victor Hugo, Notre-Dame’ın Kamburu’nda dünyada söz söyleme sanatının önce mimari ile geliştiğini Mısır piramitlerinden ve Avrupa’da birbiri ardına inşa edilen katedrallerden başlayarak anlatır, sonra da Paris’in 13. yüzyıldaki eski, bakir ve şaşalı yapısından başlayarak 19. yüzyılda kendi döneminde şehrin nasıl değişip başkalaştığını ve o gün dahi nasıl eskidiğini tasvir eder. Ki bu bölümler, Notre-Dame’ın Kamburu’unun Perşembe'nin gelişini Çarşamba'dan söyleyen, karakterlerin daha neler yapacakları yola çıkışlarından az çok belli olan klişe yapısını yıkıp kendine yeni, asla örselenmeyen ve çağ dışı kalmayan bir roman dünyası kurar.

Notre-Dame’ın Kamburu’nun birbirinden çok başlığı olduğunu söylemiştik. Toparlayacak olursak,

♦ Bir tarihi roman olduğu

♦ Klasik giriş-gelişme-sonuç üslubuyla yazılmadığı

♦ Coğrafya ve mimariyi edebiyata kattığı ve geliştirdiği

♦ Çağında böyle bir tanım olmasa da Hugo’nun 19’uncu yüz yılda yazdığı modern romanı olduğu söylenebilir.


Victor Hugo

Onların hiç mi payı yok

Victor Hugo, başyapıtı Sefiller olmak üzere daima insana bakan, onun kusurlarını ve eksiklerini irdelemekten çekinmeyen, okuru görece şaşırtma eğiliminde, fakat metinini kurarken asla okurunu yormayan, ona imgelerle hayal kurma emirleri vermeyen, romanında boşluklar yaratabilen, karakterlerinin akıbetini merak ettiren bir yazar. Bizim mütevazılığı bir yana bırakırsam benim bulduğum "Büyük Öğretici Yazar" tanımının tam hakkını veren bir büyük usta Victor Hugo. Bugün yaşasaydı ya da telif yasaları farklı çalışsaydı, Notre-Dame’ın Kamburu’ndan gelen film paralarıyla, bir vakitler kurtulsun diye roman yazdığı kilisenin yandıktan sonraki tüm tamirini belki tek başına üstlenebilirdi. Fakat bundan birkaç yıl önce bir yangınla kül olan Notre-Dame Kilisesi için tarihin en büyük bağış kampanyasının, üstelik de gönüllü şekilde gerçekleşmesinde ve toplanan onlarca milyar Euro’da Victor Hugo’nun ve Quasimodo’nun payı yok diyenler oldukça ayıp ederler, ki böylelerine Esmeralda bile su vermesin dileriz.

YORUMLAR

Jossedawy Eda

O kadar Güzel anlatılmış ki.. Tebrik ederim gerçekten, kendimi böyle bir kitapla ve dolayısıyla böyle bir eleştiriyle bu kadar geç tanıştığım için de suçlu hissediyorum. Umarım Paris 'i de görebilirsiniz.

25 Ağustos 2022

Öne Çıkanlar

Kürk Mantolu Madonna'yı Fatih Akın Çek..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ümit Topcu

27 Mayıs 2025

Otostop

İnsan hayatı sürprizlerle dolu bir muamma. Başımıza ne zaman, neyin geleceğini önceden kestiremeyiz. Bazen beklenmedik bu gelişmeler bizleri çok mutlu eder. Bazen de yaşantımızı kökünden değiştirip bizi korkular sarmalının içine çeker. Fakat iyi ya da kötü bütün olanlar bir gün mutlaka geçip ..

Devamı..

Bando Takımı, Atlıkarınca ve Sünnet Dü..

Bengi Kaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024