Edith Piaf Müzesine Ziyaret

Edith Piaf Müzesine Ziyaret


Twitter'da Paylaş
0

Şimdi bu mobilyalarla kaplı bu yerde, bir zamanlar, kısa bir süreliğine de olsa, 1933'te hâlâ sokaklarda şarkı söyleyip geçici ve bilinmeyen barlarda içerek yaşıyordu.
Nadja Spiegelan
Edith Piaf, 1963 yılında 47 yaşındayken öldüğünde Fransa’nın en ünlü şarkıcısıydı. Ancak Edith Piaf müzesinin kurucusu ve müze rehberi olan Bernard Marchois, Belleville'nin işçi sınıfı sokak köşelerinden dünyanın en büyük müzik salonlarının ön saflarına çıkan minik şantözün olağanüstü sesinin öldükten sonra unutulmasından korkmuştu. Bana bakarak, "Halkı onu asla unutmayacak, ancak medya unutabilir. Piaf ikinci sırada ölmemeli" derken bir zamanlar Piaf'ın evindeki süslü bir Viktorya dönemi kanepesinde oturuyordu. Paris, absinthe müzesinden karnaval müzesi müzesine kadar ilginç müzelerle dolu – ama Edith Piaf müzesi en ilginçleri arasında. Marchois, elli yıl önce, yani 1967 yılında kuruluşundan bu yana müzeyi hep aynı saatlerde açıyordu: Pazartesiden çarşambaya, öğleden sonraları. Sadece altı ay açıktı ve yalnızca randevu alarak girilebiliyordu. Anlaşılabilir bir İngilizce konuşuyordu. Amerikalı bir ziyaretçiyi, "Une, pas un, parce que vous êtes une jeune femme" diye düzeltiyordu. Arayıp randevu almak isteyenler içinse Belleville’deki bir binanın dışına adresi ve kapı numarasını asmış. Müze, Marchois'un dairesinin bitişiğindeki dördüncü kattaki bir dairenin iki küçük odasından oluşuyor. "La vie en rose"un notaları, müzenin içinde ahenkli bir şekilde süzülüyor. İçeri girdiğinizde sizi “Küçük Serçe” olarak anılan Edith Piaf’ın bir üç boyutlu bir modeli karşılıyor. Modelin yanında sallanan bir sandalyede, ona eşlik eden ve onun pek çok sevgilisinden hediye olan kocaman bir oyuncak ayı oturuyor. Duvarlarda çini tabakları koleksiyonu, doğum belgesi, ödülleri ve çizilmiş portreleri, kendi ağzından ıstırapla dolu, çerçevelenmiş mektuplar var. Küçük ve başsız mankenlerde elbiseleri, masalarda ise tüm ayakkabıları ve eldivenleri yer alıyor. Bu iki dar oda, bir tapınak kalitesine sahip ve Marchois'a göre bu bilerek tasarlanmış bir yer. Kendisi durumu, "Geleneksel bir müze yapmak istemedik. Burada insanın yaşadığı hissinin alınabileceği bir yer yaratmak istedik" diyerek açıklıyor. Müzede herhangi bir tabela ya da açıklayıcı metin bulunmuyor: Piaf'ın yaşam öyküsünün ziyaretçi tarafından bilindiği düşünülüyor. Kısa ömrünün son yıllarında yaşadığı evde ise genişleyen ve ağır mobilyalar alanı kaplıyor. Şimdi bu mobilyalarla kaplı bu yerde, bir zamanlar, kısa bir süreliğine de olsa, 1933'te hâlâ sokaklarda şarkı söyleyip geçici ve bilinmeyen barlarda içerek yaşıyordu. Ziyaretçileri müzeye göz gezdirirken, Marchois dikkatlerini dağıtmadan yanlarında geziyor ve yalnızca talep edildiğinde bilgi veriyor. Edith Piaf hakkında iki kitap yazmış ve hakkında yazılmış birçok kitaba da yardım etmişti ama kâğıtları kırıştırmayı ve bağış çanağını dikkatle işaret etmeyi tercih ediyor gibi görülüyor. Düzenli bir insandır ve disiplinli bir zamanlama yapar, on dakika geç gelen ziyaretçiler onu kızgın halde bulabilir. Ancak Marchois ne zaman rahat olduğu ve en sevdiği konudan söz etse, hareketli yüz ifadeleri –gözlükleri mavi gözlerini büyütüyor– ve mizah duygusuyla mükemmel bir hikâye anlatıcısına dönüşüyor. Marchois'un tarif ettiği Edith Piaf sağlıklı biri olarak gözlerde canlanıyor. Edith Piaf eğer alkolik olarak görüldüyse, bu, narin yapısının alkole dayanamamasından kaynaklanmıştır, örneğin bir bira bile içse sallanırdı ve bu yüzden insanlar hemen alkolik sıfatını yakıştırırdı. Ağrı kesicilerini fazla kullanmasının nedeniyse sahnede sevenleri için uzun yıllar kalabilmesine engel olan romatizma ağrıları ile baş etmekti. Bana söylediği gibi, "hassas" olan iki ziyaretçiden söz etti. "O burada!" diyen bir ziyaretçi, müzenin eşiğinden bile geçememiş. Öbürü ise ellerini Piaf'ın siyah elbiselerinden birinin üstünde tutmuş ve, "Sıcaklaşıyor" demiş. Marchois’e müzeyi daha geniş bir alana taşımak isteyip istemediğini sormuş ama sonra da bunun asla olmayacağını söyleyerek ona, "Burada olmaktan hoşlanıyor" demiş. Doğaüstü metaforları yakalayıp ortaya çıkarmasını dileyerek Marchois'a, "Peki neden burada olmaktan hoşlanıyor" diye sordum. Omzunu silkerek, "Bilmiyorum. Edith'e kendin sorman gerekecek" dedi. Marchois, ilk kez kendisi on yedi yaşındayken o sırada kırk üç yaşında olan Piaf ile1958'de tanıştı. Ailesinin arkadaşları onu Piaf'ın evinde bir partiye sürüklemişti. Şarkıcıyı daha önce hiç duymamıştı ve öğlen ikide uyanıp misafirlerini yüzündeki uyku maskesi ile alnına sarkan bigudilerle karşılayan küçük kadından hiç etkilenmemişti. Ama sonra, o akşam Olimpiya'daki performansının provası için şarkılarını çalmanın zamanı geldiğini söylemişti. Konukları onu dinlemek için sessizliğe gömülmüştü ve ona yani piyanonun yanında yerde oturan suratsız ergeni seçmişti. Tek başına şarkı söylerken ona dik dik bakmıştı. Sanki kendi kendine konuşmuş gibiydi, beni sevmiyor ama birazdan görecek diyordu. Marchois, Piaf’ın büyüsüne kapılmıştı ama bunu asla belli etmemişti. Provadan sonra Marchois’a bakıp, "Nasıl buldunuz" diye sormuştu. Marchois donup kalmıştı. Ona Olympia’daki sanatçı girişinde kendisiyle buluşmasını söylemişti. Ondan sonra her akşam oraya gitti. Paris'teki Piaf konserlerini asla kaçırmadı. Piaf sağlığı hızla kötüye gitmeye başladığında denge bastonuyla sahneye çıkıyordu. Ve ölümünden beş yıl sonra, geleneksel Fransız radyosu olan Montmartre, Piaf'ı daha az çalmaya başladı. Marchois, Piaf’ın hafızalardan silinmemesine adanmış bu müzeyi kurdu. Marchois’a, “Patavatsızlığım için beni bağılayın ama hiç kendi ailenizi kurdunuz m?” diye sordum. “Yok yok hayır, kurmadım” dedi. “Yani Edith Piaf tek aşkınızdı diyebilir miyiz?” “Platonik olarak evet! Bu yüzden gece evlerimiz arasındaki kapıları kapatıyorum: onun kendi odaları var, benim de kendi odalarım var.” Marchois yetmişli yılların ikinci yarısında, bir zamanlar Piaf'ı tanıyan kişiler arasında hâlâ gençlerden, ancak başka açılardan da daha yaşlı. Bir gün, hayatında son elli yıl boyunca yaptığı gibi, Piaf’a olan sevgisini sessizce paylaşan ziyaretçileri artık selamlayamayacağını da biliyor. Bazı düzenlemeler yapıldı: Hatıra koleksiyonu –bir zamanlar sahip olduğu porselenler, Jean Cocteau'dan gelen mektuplar, portreler– Fransız Kültür Bakanlığı’nın arşivlerinde saklanacak. Ve bu daire boşalıp bir sonraki kiracılarını bekleyecek. Belki de duyarlı insanlar denk geldiği takdirde, hâlâ havada kalan "La vie en rose" notaları duyulur kim bilir... https://youtu.be/kFzViYkZAz4

Çeviren: Ezgi Kaplan

(Paris Review)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR