Çetin Yiğenoğlu edebiyatı, bence ülkemizde yeterince değeri bilinememiş, hak ettiği okur kitlesine ulaşamamış, farklı, sıra dışı ve özgün bir edebiyattır. Yazarın, özellikle İstanbul edebiyat çevresinden uzakta kalarak, yerelliğin derinliğine çekilip, kozasını orada örmesi, öykü ve romanlarının, deneme ve araştırma kitaplarının yeterince tanınmamasının başlıca nedenleri arasında yer alıyor diye düşünüyorum.
Bu konuda, Çetin Yiğenoğlu İstanbul’da Yaşasa Ne olurdu? başlıklı, 2006 tarihli bir gazete yazısı dikkatimi çekti. Bu yazıda “Biliyorum gitmez ama Çetin Yiğenoğlu İstanbul´da yaşıyor olsaydı herhalde eserleri dünyanın dört bir yanında okunur ve her kitabı tercüme edilerek diğer ülkelerde bile satış rekorları kırardı... Kitaplarından birini bile okuyanlar Gazeteci-Yazar arkadaşımın kalemindeki güce tanık olmuşlardır. Bir kere Yiğenoğlu´nun kitapları bilgi doludur, Çukurova doludur.” diyen yazar, onun uzun yıllar gazetecilik mesleğine nasıl emek verdiğini, hayatını bu yola adadığını, büyük özveriyle çalıştığını, yaratıcılığını, titizliğini, ayrıntılara dikkat edişini, mesleki koşuşturmalar arasında sayısız ödüller aldığını dile getirerek şunları ekliyor sözlerine:
“Görevleri nedeniyle boş zamanı olmadığını biliyorum ancak sevgili dostum Yiğenoğlu hiçbir zaman şikâyetçi olmadı. Bu sıkışık dönemlerde bile kendine zaman ayırıp masanın başına geçti, öyküler, romanlar, araştırmalar kaleme aldı... Yayınladığı eserleri birkaç baskı yaptı. Bazıları tükendi, yok sattı. Örneğin Irazca Yıldız Köy Gazinosu, Son Meyhaneci hikâyelerini herhalde artık bulmak mümkün değil. İnokin-Bir Aşk Bilmecesi, Gasteci adlı romanları epey konuşuldu. Sakıncalı Polis Nurhan Varlı´nın Anıları, Metelikten Medyaya isimli anı kitapları ise herhalde piyasada kalmamıştır. Yiğenoğlu´nun Çukurova’daki Kent ve Ova, Şeriatçı Şiddet ve Ölü Ozanlar Kenti Sıvas röportajları, Kozanca-Kozan incelemesi ise kaynak gösterilerek alıntı yapılan eserleri arasında...”
Bilindiği üzere, gazetecilik, ülkemizde en çileli meslekler arasındadır. Emek sömürüsünün, sık sık işsiz kalma durumunun yanı sıra, düşünce özgürlüğünün toplumca ve yönetenlerce yeterince benimsenip içselleşmemesi, gazeteciliği sürekli olarak otorite ve iktidarla mücadele eden bir konumda tutmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat döneminde toplumsal hayatımıza katılan gazete ve gazetecilik, o zamanlardan günümüze kadar süregelen uzun tarihi boyunca, sürgünlerin, hapislerin, baskıların, kısıtlamaların, sansürün, kapatmaların çilesini yaşayan, zorlu, sancılı bir mesleğin adı olmuştur. Bu uzun tarihin yaratıcı öznesi olan gazeteciler; cesaretleri, büyük mücadeleleri, kalemlerinin gücüyle, sayfalarda ve düşünce dünyamızda yaşıyorlar.
Çetin Yiğenoğlu da o cesur, çalışkan basın emekçilerinden biridir ve has bir gazetecidir. İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulu mezunu olan yazar; alaylı değil, okullu bir gazeteci olarak yer alıyor basın dünyamızda. Farklı meslek gruplarından gazetecilik mesleğine geçenlerin çok fazla sayıda olduğu ülkemizde, yoğun sorumluluklar içeren bu mesleği bilimsel metotlarla öğrenmiş güzide bir gazeteci olması, Çetin Yiğenoğlu’nu pek çok gazeteciden farklı kılıyor en başta.
Gasteci romanının anlattığı döneme mizahi bakış
Çetin Yiğenoğlu’nun romanları arasında özel bir önem ve değere sahip olduğunu düşündüğüm Gasteci’den söz edeceğim bu yazıda. Kitabın kapağında yer alan Gasteci başlığındaki S harfi, bilinçli olarak ters basılmış. Gazeteci kelimesinin imla hatası taşıması da imalı. Bu, bir başkaldırıyı, sıra dışı ve kural dışı olmayı duyumsattığı kadar, aykırı bir kimliği, mizahi bir duruşu temsil ediyor bir bakıma.
Gasteci, gazetecilik mesleğine içeriden bakan, son derece farklı, özgün, çarpıcı bir roman olarak yer alıyor Çetin Yiğenoğlu edebiyatında. Gasteci, toplumsal ve kişisel hayatın her alanına hükmeden sosyoekonomik ve politik sistemin içinde bir gazeteci olarak var olmanın; kirlenmeden, kalemini çıkar odaklarına teslim etmeden yazmanın ve yaşamanın anlam ve değeri üzerinde uzun uzun düşündürüyor bizleri.
Elbette her mesleğin içinde, olumsuz, çıkarcı, kötü ve karaktersiz kişiler vardır; gazetecilik mesleği de ne yazık ki bu olgudan bağımsız değildir. Romanda gazetecinin kaleminin bir güç olarak ne denli etkili olduğunu gördüğümüz gibi, bu gücün haklının adına değil, egemenler ve çıkar odakları adına kullanıldığında yaşanan sorunların boyutlarını da net olarak görebiliyoruz.
Gasteci, öncelikle mizahi bir eser. Mizah, bilindiği üzere, gerçekliği yeni bir gözle görmemizi sağlayan, o gerçekliğe farklı perspektifler kazandıran, onu boyutlandıran sanatsal bir güçtür. Her türden otorite ve toplumsal iktidar biçimleri, mizahın gücüne karşı koyamaz, mizahla başa çıkamaz. Mizah, ele avuca sığmaz yapısıyla, duvarları yıkar, zincirleri kırar; her türlü güç, otorite ve iktidar ilişkisini müthiş bir biçimde sarsar. Mizah, eleştirel düşüncenin en güçlü biçimlerinden biridir. Kara mizah ise ağlanacak haller karşısında acı acı güldüren, düşündüren, sorgulayan bir mizahtır. Gasteci, tipik bir kara mizah örneği olarak okunabilir; birçok sayfada kahkahalarınızı tutamıyorsunuz, ama birçok sayfada da “ne olacak bu ülkenin, bu basının, bu toplumun hali?” diye soruyor, kara kara düşünüyorsunuz. Kara mizah, bir sorgulama biçimidir; dolayısıyla Gasteci, sorgulayan bir romandır aynı zamanda.
Çetin Yiğenoğlu, gazeteciliğin, gazetelerin ve gazetecinin pek çok sorununu, o müthiş kara mizahının içinde işliyor, dile getiriyor Gasteci’de. Yerel basını, yerel basının sorunlarını masaya yatırırken, yerel basın bağlamında bütün basınımızı irdeliyor. Basınımızın ağlanacak halini mizah potasında eritiyor, Türk basınına eleştirel bir bakış getiriyor. İroninin, taşlamanın, roman metni içinde başarılı ve ustalıklı bir örneğini sunuyor. Asıl olarak, 12 Eylül darbe dönemi sonrasında ülkeye getirilen liberal ekonomi ve liberal sistemin toplumda oluşturduğu değişim ve dönüşüm sürecinin, basınımızda yarattığı erozyona, bozulmaya ve yozlaşmaya dikkat çeken Gasteci, Çetin Yiğenoğlu’nun, kendi tanıklıklarını, yaşadıklarını, gördüklerini bir roman gerçekliğine dönüştürerek, ona fantastik, gerçeküstü hatta absürt kurgular da katarak yazdığı sıra dışı bir yapıt.
1990’lı yılların basınından çarpıcı bir kesit aktarılarak hem gazetelerin /gazetecilerin ve gazeteciliğin sorunları masaya yatırılıyor, hem de gazeteciler arasında yer alan kimi şahısların mevcut düzenle nasıl bir çıkar ilişkisi kurdukları ayrıntılarla resmediliyor Gasteci’de. Bütün bu gerçekler ironi, mizah, kara mizah, saçma komedi unsurları ile yer yer fantastik, gerçeküstü, distopik kurgu ve söylemlerle buluşturularak son derece farklı, özgün ve çarpıcı bir eser oluşturuluyor.
Çetin Yiğenoğlu, romanda, özellikle basının etik sorunlarını, ekonomik sorunlarını, var olma mücadelesini işliyor. Okurken, gazetecinin sisteme ya da düzene teslim olup olmama tercihi karşısında “işte bütün mesele bu” diyoruz. Yazar, sıra dışı insan tipleriyle, söz konusu dönemin basınına ayna tutuyor. Romanın pek çok yerinde kahkahalarını tutamıyor insan; bazen derin derin düşünüyor, bazen de “yok artık bu kadar da olmaz” diyor büyük bir şaşkınlıkla. Ama bir taraftan da biliyoruz ki, bu romanda anlatılan her şey gerçek yaşamdan beslenilerek yazılmıştır; mizah, abartı, gerçeküstü unsurlar, romana zenginlik kazandırmakta, gerçeğe bakışımızı boyutlandırmaktadır. Özellikle Gas ve İboş adında iki zıt karakterin çevresindeki olaylar ve çatışmalarla ilerliyor Gasteci romanı.
Romanın yapısal özgünlüğü
Gasteci’nin önemi, sadece içeriğinden değil, o içeriğin işlendiği biçimden de kaynaklanıyor. Bu roman, her şeyden önce, ülkemizde deneysel edebiyatın özgün ve sıra dışı bir örneğini oluşturuyor. Gasteci’nin özgünlüğü, onun bir gazete formu içinde yazılmış olmasıdır. Gazete formunda yazılmış bir romanı ilk kez okuduğumu belirtmeliyim. Gaste adlı bir gazetenin birinci sayfasındaki haberlerin başlıkları ve ilk cümlelerini okuyoruz önce. Sonra bu gazetenin ilk sayfasındaki yazılar, “devamı … sayfada” ifadesiyle sona eriyor; kitabın belirtilen sayfasını açtığımızdaysa, tıpkı bir gazetede olduğu gibi “baş tarafı… sayfada” ifadesiyle karşılaşıyor ve haberin ya da yazının devamını buradan okuyoruz.
Biçim- içerik uyumu ve dengesinden oluşan diyalektik bir estetik anlayışına kapı aralandığını fark etmek, okur olarak heyecanlandırıyor bizleri. Sayfaları bu ifadelerin ardı sıra giderek atlaya atlaya okuyoruz; tıpkı bir seksek oyununun içindeyiz sanki. Cortazar’ın Seksek adlı romanı da böyle atlamalı olarak kaleme alınmıştır; ama Gasteci romanı ondan farklı bir yapıda, tamamen kendi özgünlüğü içinde çoğalan bir metinden oluşmaktadır. Romanın önemli bir kısmı, söz konusu Gaste adlı şaka gazetenin içinden çıkan ya da ondan kaynaklanan metinlerden oluşuyor. Makaleler, başyazılar, gazete başlıkları, farklı puntolarla yazılarak birbirinden ayrılan metinler ve bir üniversite tezi buradan yani Gaste’den kaynaklanıyor. Kahramanımız Gas’ın Mavra gazetesindeki distopik ve fantastik metinleri, İboş’un Gas’a ve onun gazetesini alaysama/hor görme/kötüleme amaçlı yazıları ve onların başlıkları… gibi birçok farklı metinle örgüleniyor kitap sayfaları. Bu katmanlar arasında ilerlerken, basının pek çok sorunu üzerinde de düşünüyoruz. Çünkü bütün o kara mizah, bütün o şaka ve ironi, her an gerçek hayata, gerçeğin özüne temas ediyor. Metnin katmanlı yapısına uygun olarak, yan metinlerin puntolarının da birbirinden farklı olarak yazılmış olduğunu belirtelim.
Roman olayları, 3. tekil kişi anlatıcının bakış açısı ve algılamalarıyla anlatılıp gösteriliyor; okur olarak biz de onun gözüyle görüp yorumluyoruz olayları. Anlatıcı, doğal olarak roman boyunca kendini belli etmiyor. Olayları, her şeyi gören bir gözle anlatıyor. Romanda sadece bir tek yerde kendini belli ediyor ve orada 1. kişi anlatımına geçiyor anlatıcımız. O da yerel Gazeteciler Cemiyeti Başkanı seçimlerinde oyunu hangi adaya verdiğini belirttiği birkaç cümledir: “Ne yalan söylemeli o seçimde oyunu Gas’a verenlerden biri de bendim. Neden mi? Gas en azından eski yönetimden kötü yönetmezdi Cemiyeti.” (s. 263) Gas’a oy vermiştir anlatıcımız; metnin bu noktasında birkaç cümle içinde de olsa, bir roman karakteri olarak var olmuş; bir özneye dönüşmüş, cemiyet seçimlerine kendi iradesini katmıştır. Bana kalırsa, bu da yazarın bilinçli olarak gerçekleştirdiği bir eylemdir. Sivil toplum kuruluşlarında, meslek birliklerinde oy vermenin, seçimlerin, demokrasinin önemine dikkatimizi çekmiştir böylece.
Gasteci romanının başlıca kahramanları
Romanın başkahramanı gazeteci Gas, asıl adıyla Gasyan Kadirbilir, ruhen oldukça temiz ve iyi bir insan olarak dile getiriliyor anlatıcı tarafından. Başta rakibi gazeteci İboş olmak üzere kendisine kötülük edenleri, kötü şakalar yapanları, arkasından dolap çevirenleri, nankörlük edenleri, aldatanları, dalga geçenleri, ikiyüzlü davrananları kolayca affediyor. İyiliği ve yardımı seviyor. Kendisine kötü davrananın bile zor durumda olmasını istemiyor. Evet, Gas herkesin alay ettiği, ağır şakalar yaptığı, dalga geçtiği, kandırdığı saf, iyi niyetli bir gazeteci portresi çizer romanda. İnsanların zayıf ve naif bulduğu kişilere daha fazla yüklenmesi gerçeği burada da karşımıza çıkar.
Gas görünüş olarak kendini entelektüellere benzetmiştir, çenesindeki sakalıyla, boynundaki okuma gözlüğü ya da fotoğraf makinesiyle, görünüşte hayli entelektüeldir. Şöyle geçer o satırlar: “Gas ise çoğu zaman dünyaya çerçevesinin üzerinden baktığı, sapında mini nazar boncuğu asılı yakın gözlüğü, boynuna taktığı kayışında irice nazar boncuklu atnalı bulunan fotoğraf makinesiyle gazetecilik yaparak seçkinlerin ilgisini tadıyordu.” (s.50) Bir o kadar da komiktir bu görünümü. Entelektüel görünme özentisi onu gülünç duruma düşürmüştür.
Gas, karısını sevmesine, ondan çok çekinmesine rağmen, gözü dışarıda bir adamdır; gazeteci çevresinden olan ve İboş’un çalıştığı gazetede çalışan Sevda adlı bir kadına hayrandır. Onunla baş başa kalma hayalleri kurar. Çapkınlığını eyleme geçirmese de eşine bütünüyle sadık değildir. Karısı Melahat ise erkeksi, argo konuşan, hatta Gas’a şiddet uygulayan, zor bir kadındır.
Bazı sayfalarda hem davranışlarıyla hem de düşünceleriyle sıra dışı hatta gerçeküstü bir boyutta anlatılıyor Gas. Sadece yağmurdan yağmura yıkanması, yağmur altında banyo yaparken karısını sırtını keselemeye çağırması gibi sıra dışı hatta absürt sahneler metne ayrı bir renk kazandırıyor.
Gas’ın temizliğine yeterince dikkat etmemesi, romanın hareket noktası olan temizlik/kirlilik metaforuna göndermede bulunuyor. Romanın çıkış noktası, Özdemir Asaf’ın “kirlilikte birinciliği beyazın aldığı” o ünlü dizeleridir. Bütün mesleklerin “aynı hızla kirlendiği” söz konusu dönemde, Çetin Yiğenoğlu’nun, meslekler arasında beyaza benzettiği mesleğine, gazeteciliğe objektifini çevirdiğini arka kapak yazısından okuyor; böylece yazarın romanda başlıca kaygısının “mesleki erozyon” olduğunu anlıyoruz.
Gas’ın karakter temizliğinin tam olmadığını, romanın sonlarına doğru daha net görüyoruz. Gas, Cemiyet Başkanı seçilince gücün, erk’in ne olduğunu ve bu güçle neler yapabileceğini keşfediyor; giderek sisteme teslim oluşunun işaretlerini veriyor. O nedenle, romanda tamamen temiz bir insan olarak anlatılmamıştır Gas. Bedensel temizliğine yeterince dikkat etmemesi, kirli çamaşırlarla gezmesi, ondaki kirlenmeyi önceden haber vermektedir.
İboş ise Gas’tan daha farklı bir karakterdir. O, ruhen hep kirlidir, nankördür, kötülüğü, alay etmeyi, oyun kurmayı ve ağır şakalar yapmayı sever, özellikle Gas’a yöneltir içindeki kötülüğü ve düzenbazlığı. Onu sürekli kıskanır. Gas ile hem aynı köydendirler hem de akrabadırlar, ama onun Gas’a karşı sevgi ve saygısı yoktur. Yalancı, iyilikbilmez biri olan İboş, sürekli dalavere, yalan dolan peşindedir, haber aşırmada üstüne yoktur. Sürekli Gas’ı hedef alan şakalar hazırlar, lokaldeki gazeteciler çevresini de bu şakalara ortak etmeye çalışır. Kafasında kırk tilki dolanan İboş’un cepleri parayla, beyni entrikalarla doludur. Rüşvet, yolsuzluk, usulsüzlük, tehdit, şantaj gibi işlerin, Belediye ile yakın ilişkiler kurup çıkar sağlamanın ustasıdır. İboş, topluma dayatılan yeni liberal sistemi temsil eden omurgasız bir karakter olduğu için adının bu kısaltması liboş’u çağrıştırır. Ona, düşünce yapısından dolayı, Liberal İbo, Libo ve sonunda İboş demeyi yeğler çevresi. İboş, Gazeteciler Cemiyeti lokalinin işletmesini üzerine aldığı için basın çevresinde olup biten her şeyden haberdardır.
İki kahramanımızın ortak noktaları, akraba ve aynı köyden olmalarının dışında her ikisinin de bazı tesadüfler sonucu gazeteci olmaları, basın dünyasıyla tesadüf eseri tanışmalarıdır. Yazarın, bu konuyu hoş bir biçimde abartıp mizah dozunu çoğaltarak anlatması dikkatimizi çeker. Gas’ın asıl mesleği terziliktir. Gazeteci olarak işsiz kaldığı zamanlar pantolon dikerek hayatını kazanır. İboş, imam hatip okulu mezunu olmasına rağmen kendini bütünüyle dünya işlerine kaptırmıştır. Kötü bir imam olmuş, imamlıktan gazeteciliğe bir tesadüf sonucu geçmiştir. Çetin Yiğenoğlu, alaylıların gazetelerde köşe başlarını tutmasını Gas ve İboş üzerinden böyle hicveder. Gasteci’de çok sayıda roman kişisi vardır. Bunların bazıları kimi kavramları temsil eder gibidir. Yer yer sembollerin işaret ettikleri anlamları da çözme çabası içinde oluruz.
Başlıca konu ve temalar
Daha önceden belirttiğimiz gibi Güney Anadolu’da bir kentteki (adı verilmese de sezdirilen) Adana’daki yerel basın anlatılırken ülke genelindeki yaygın basına, bu bağlamda İstanbul basınına göndermelerde bulunulur. O dönemde gazetelerin promosyonculuğa yönelmelerine, tiraj takıntısının had safhaya ulaşmasına, o döneme özgü pek çok soruna işaret edilir. Çıkarları uyuşmayan kimi rakip gazetelerin karşılıklı atışmalarına, yalan ve şişirme haberlere yönelerek birbirlerini karalamalarına, aralarındaki kişisel ya da kurumsal çıkar çatışmalarını manşetlere yansıtmalarına, yolsuzluk, rüşvet gibi yüz kızartıcı davranışlara yönelmelerine, yerel yönetimlerden rant elde etme çabalarına tanık oluruz okudukça. Gasteci romanında, gazetecilerin dünyasına ayna tutulurken, o dünyadaki yalnızlığa, vefasızlığa, dostsuzluğa ve çıkar ilişkilerine dikkat çekiliyor.
“Mavra” dünyası
Gas, borç harç biraz sermaye yapar; Mavra adında bir gazete kurar. İboş’un bir şakasının ciddiye dönmesi sonucu bu gazete kurulmuştur. Mavra kelimesinin anlamı sözlüklerde “boş söz, gevezelik ve palavra” olarak yer almaktadır. Gazete de adı gibidir; olmayan, var olmayan şeylerden ve durumlardan haberler verir. Özellikle fantastik, absürt, gerçeküstü ve distopik diyebileceğimiz haberler ve yazılar yer alır Mavra’da. Uzaylılardan, uzay yolculuklarından söz edilir. Bu uzaylılar şehrin yakınlarındaki Amerikan Üssü’nde konuşlanmışlardır. Hele “çiğ köfteden zehirlenen uzaylılar” haberi gerçekten güldürür bizleri.
Mavra’ya yazdığı başmakalelerde Gas, gelecekten haber veren senaryoları, o günün gerçekleri içinde aktarır. Çevre sorunları, çarpık kentleşme, betonlaşma, yabancılaşma gibi pek çok soruna dikkat çeker. Gazetesinin haberleri de ona paraleldir. Gerçeküstü bir yaklaşımla verilen bu haberler aslında gerçeklere/ gerçek hayata dokunuyor; bu yolla halk uyarılıyor ve uyandırılıyor. Palavra veya boş söz gibi görünen bütün bu yazı ve haberler, geleceğin, gelecekteki hakikatlerin habercisidir. Mavra, çeşitli satış ve tiraj arttırma taktikleriyle, giderek geniş bir okur kitlesine ulaşır.
Bu durum, İstanbul basınının dikkatini çeker. İstanbul’da yayımlanan bir gazeteden gelerek, Gas ile Mavra’nın başarısına dair bir röportaj yaparlar. Bu röportajda Gas’ın söyledikleri hem komik hem de düşündürücüdür.
Gas’ın çıkardığı Mavra da kendi gazete formatı içinde yer alıyor bu romanda. Yine haber ve yazıların devamını farklı sayfalarda okuyor; yine “baş tarafı … sayfada” ibaresiyle karşılaşıyoruz.
Romanda, gazeteciliğe dair en sağlam fikirler, en tartışmasız doğrular, muhalif gazetecilerin söylemleri üzerinden dile getiriliyor. Asıl gerçekler onların cümlelerinde yer alıyor daima. Gas, bu muhalif gazeteciler sayesinde Cemiyet Başkanı oluyor. Daha önce de belirttiğim gibi, gücü elde edince, yavaş yavaş düzenin adamı olma yolunda adım atmaya başlıyor Gas. Buna rağmen, Gas’ın “güç farkındalığında” olması, ondan yana olan umutlarımızı tüketmiyor.
Romanın dili ve bakış açısı
Gazeteciler, duru, akıcı, anlaşılır, açık ve net yazmaya özen gösteren, dilimizi işlek ve etkili bir biçimde kullanan kişilerdir. Çetin Yiğenoğlu da mizahi, ironik, eleştirel ve satirik söylemini, akıcı bir dilin içinde metne ustalıkla dokumuş. Yazarın, dilimize ne denli duyarlı olduğunu, roman metnindeki öz Türkçe sözcük seçimlerinden de fark edebiliyoruz.
Çetin Yiğenoğlu, hiçbir şeyi okurun gözüne sokarak anlatmayı tercih etmiyor; tam tersine, ince ayrıntılardan, mizahtan, humor’dan yararlanarak ve gerçeğin parodisini oluşturarak, dolayımlı bir biçimde dillendiriyor gerçekleri. Edebiyat ve diğer bütün sanatlar, anlatmak ya da göstermek istediklerine dolayımlı ifadeler ve estetik incelikler yoluyla ulaşır. Biraz Aziz Nesin, biraz Haldun Taner, en çok da Tahsin Yücel’in ironi ve kara mizahının, düşünsel yoğunluk içeren anlatılarının, öz Türkçe sözcüklerinin tatlarını da aldığım bu roman, gerçekte bu yazarların eserlerinden de ayrılıp farklılaşarak, kendi özgünlüğü, deneyselliği ve bağımsızlığı içinde var oluyor.
Romanın sayfalarını çevirdikçe “keşke daha önce fark etseymişim, daha önce okusaymışım” diye düşündüm; Çetin Yiğenoğlu’nun sadece iyi ve dürüst bir gazeteci değil, aynı zamanda iyi bir edebiyatçı olduğunu da keşfettim Gasteci ile.
Kahramanımız Gas’ın yeni serüvenleri Gasteci 2 olarak yayımlanmayı bekliyor. Çetin Yiğenoğlu, bu yeni romanında, basınımızın daha yakın, daha yeni dönemini odağa alıyor; elbette hicvetmeyi, eleştirmeyi ve güldürmeyi sürdürüyor. Gasteci 2’nin bir gün okurlarıyla buluşmasını diliyorum.






