Edebiyat eleştirisinin, üzerinde çalışılan eser üzerinde çok yönlü değerlendirmelere açık bir özgür alan olduğu düşüncesinden yola çıkan kalemlerden biridir Hüseyin Cöntürk.
Hasan Parlak
Merak ve öğrenme duygusu, hayatın bütün alanlarında gelişim ve ilerleyişimizin ana unsurları olarak her zamanki önemini muhafaza edegelmiştir. Bir ilk teşebbüsü, eksikleri, yanlışları, zayıf yanlarıyla değerlendirmeye tabi tutup, bu olumsuzlukların giderilmesi için çareler araştırma yöntemiyle gelişmeler sağlanabilmiştir ancak. Bu yönüyle de ilgi duyulan konunun özünü kavrayabilme gerekliliği, her zaman varlığını tüm ciddiyetiyle hissettirmiştir. Varılan noktada insanoğlunu arzu ettiği hedefe ulaştıracak ve bilgi donanımını mükemmeliyetle bütünleyecek olan en yetkin özellik, fikren yöneldiği meseleyi anlamak ve en doğru haliyle anlamlandırabilmektir. Böyle bir bilgi seviyesinin ne denli ayrıcalıklı yetenek, birikim ve ifade edebilme gücü gerektirdiği de kimsenin meçhulü değildir. Bir eserin, okuruna ya da ilgilisine doyurucu anlamı, zayıf ya da güçlü yanlarıyla ulaşabilmesi ancak etkili bir eleştirinin rehberliğiyle mümkündür.
Edebiyat eleştirisinin, üzerinde çalışılan eser üzerinde çok yönlü değerlendirmelere açık bir özgür alan olduğu düşüncesinden yola çıkan kalemlerden biridir Hüseyin Cöntürk. Ona göre, böyle bir derinliğin ifadesi noktasında ise eleştiri dilinin etkinliği, sistemli bir eleştiriyi amaç edinmekle koşut bir öneme sahiptir. Yine bu hedefe ulaşma çabasının özünde, eleştiride kuramsal temellerin neler üzerine inşa edileceği sorusunun cevabını aramıştır. Nurullah Ataç eleştirisinin izlenimci / öznel esaslarına karşı çıkarken, kendi çalışmaları da yeni eleştiri mecrasında karşılık bulmuştur… Eleştirel anlayışının önce kuramsal çerçevesini tespit eden Cöntürk, metin üzerindeki çalışma tekniğini iki esası gözeterek uygulamıştır. Bunların ilki, eleştiriyi bir üst dilin zenginliği olgusuyla kaleme almaktır. İkincisi, incelediği eseri anlama ve anlamlandırma edimini, dış etkenler aracılığıyla değil de metnin kendi derinliği içinde gerçekleştirmektir. İncelenen eserin yapısal özellikleriyle nesnel olma, değerlendirme eylemiyle de öznel olma hali öne çıkmakta, değerlendirme sonuçlarının ise kişilere göre farklılık göstereceği kabul edilmektedir.
1920’li yıllardan 1970’lere ulaşan süreç içersinde İngiltere ve Amerika’da edebiyat gündemine giren Yeni Eleştiri akımının temsilcileri olan Eliot, Richards, Wellek, Warren Beardsley, Wimsatt gibi eleştirmenlerin etkisinde kalan Cöntürk, metin incelemelerinde kendi düşüncelerini daha da geliştirecek yeni teknikler uygulamasının yanı sıra, gençlerin de eleştiri alanında yetişmelerini sağlayacak bir öncü misyonunu üstlenmiştir.
Yeni eleştiri kuramına göre metnin sosyolojik, ideolojik ve tarihî etmenlerden tümüyle bağımsız olarak, sadece kendi iç anlam olgusundan beslenerek incelenmesi gerekmektedir.
Bu değerlendirme ölçüsünden hareketle de metnin incelenmesi sırasında, ne o eserin yazılış dönemini ne de yazarın edebi kişiliği meselesini doğrudan dikkate almak gerekir… Eleştiri meselesinde asli önemi metne yükleyen Cöntürk, metin çözümlemelerini semantik yapıdan, dilbilim ve gramer zenginliğinden, yaşayan dilin güncelliğinden, edebiyat eserleri ve kültürü oluşturan diğer unsurlardan yola çıkarak yapmıştır.
“Bir özcü biçime bir biçimci öze önem verdiği oranda ereğine yaklaşmış olur."
Hüseyin Cöntürk, bir eleştirmenin başarıya ulaşmasını, edebiyat zevkindeki gelişmişliğe, yaşayışındaki önemli farkındalıklara ve sezgileriyle edebi doğrulara isabetle varabilmesi koşullarına bağlar. Çözümlemede, beğeni gücünü şiir yazma gücüyle eş önemlilikte kabul ederken, eleştirideki estetik kaygının yanı sıra, anlam açılımlarına da yeterli etkinliği kazandırabilecek gerekli teknik bilgiye sahip olabilme koşulu ihmal edilmemelidir. Yeni Eleştiride biçim ve öz tartışmasıyla ilgili olarak Cöntürk, öz ve biçimin birbirlerini tamamlayan unsurlar olması gerektiğini söylerken, “Bir özcü biçime bir biçimci öze önem verdiği oranda ereğine yaklaşmış olur" cümlesiyle de ifadesini daha bütünsel bir açıklamaya kavuşturmuştur.
Yeni Eleştiri’nin biçim ve içerik değerlendirilmesi konusunun ele alınmasında Cöntürk, eser bütünlüğünün yapısal olarak birbirlerinden farklı küçük parçalardan oluştuğunu, bu nedenle de belli ölçüler sistemine sahip bir eleştirmenin, eser çözümlemesinde, çağa özgü duyarlık sezgisi, metni duyuş ve kavrayış yeterliliğine sahip olma özelliklerini taşıması şarttır. Yazar ya da şairin sanatıyla dünya görüşü, birbirleriyle ilgilendirilmemesi gereken ayrı alanlar olarak kabul edilmelidir. Onun şiir eleştirilerinde, incelediği şairler sanat ya da dünya görüşü ölçütleri açısından bir sınıflandırmaya tabi tutulmaz. Diğer taraftan, beğeni ve sanatsal yetkinlik konusunun her insanda ayrı bir düşünsel kabul bulması nedeniyle bir eleştirmenin incelediği eser karşısında tarafsız olamayacağını da ifade etmiştir. Cöntürk, yaptığı eleştirilerinde şairin şiir sanatı üzerinde gösterebildiği yetkinliği derinliğine irdeleyerek, edebi söyleyişin ifadelere yansıyan örtülü anlamlarının açılımlarını güzel bir üslupla kaleme almıştır. Eleştirel kavrayış ve ifade özellikleri açısından çalışmalarını bilimsel esaslarla güçlendirmiş olan Cöntürk, yenilikçi düşüncesiyle kendinden önceki eleştiri sistemlerine mesafeli durmuş, bu özelliğiyle de 1960’lı yıllardan itibaren eleştiri yazarlarları üzerinde etkinlik ve önderliğini göstermiştir.
Günümüz edebiyatında eleştiriye en çok emek veren yazarlarımızdan Semih Gümüş’ün bu konudaki düşünce ve tespitlerini kapsayan yazılarının toplandığı
Çözümleyici Eleştiri kitabından bahsetmek, konumuza ayrı bir katkı sağlayacaktır. Roman, öykü, şiir, deneme gibi öncelikle okur ilgisini çekebilen edebiî türlere nazaran gölgede kalmış olan eleştirel yazın alanında, ayrıntılara titiz ve yetkin bir bakış ışığında yaklaşan Gümüş, önemli eleştirmenlerin, edebiyat kuramcılarının ve nitelikli yazarların görüş ve fikirlerini aktarıyor. Zengin içerikli bir okuma birikiminin donanımıyla, gerek kuramsal çerçevesi itibariyle gerekse de geniş kuşatımlı tanımlamalar yoluyla, eleştirinin sınırlarını ve gizilgücünü açıklıyor. Teknik, edebi ve belli bir bilgi seviyesine hitap edici özellikleriyle öne çıkan bu yazılar, değişik zamanlarda dergilerde yayımlanmış olan nitelikli metinlerden oluşmakta.
“Edebiyat eleştirisini modern kuramların doğrusal aydınlığı üstüne kurmak yerine, edebiyatın baş yapıtlarının kozmik ışığı altında yaratmak."
Yazılarında, eleştirel düşünce ve kuramların edebiyat tarihindeki iz ve gelişimlerini takip ederken, kendi deneyim ve birikimini de teknik yoğunluk içeren bir anlatımla okuruna aktarmıştır. Bu bahis üzerinden hem Türkiye ve hem de diğer dünya ülke edebiyatı yazarlarıyla kitaplarını konu etmiş, bunların incelenmesi yoluyla haklarında ayırt edilmesi birikim gerektiren zengin katmanları okurlarının bilgisine açmıştır. Bulunmadığı ya da yeterli düzeyde katkı sağlayamadığı durumlarda, edebi eserlerin derin anlamları ve yeniden keşfedilen açılımları noktasında en çok gereksinim duyulma nedenleri üzerine de bilgi ve referanslar sunmuştur. “Edebiyat eleştirisini modern kuramların doğrusal aydınlığı üstüne kurmak yerine, edebiyatın baş yapıtlarının kozmik ışığı altında yaratmak: eleştiri anlayışımı René Girard’ın bu iki tümcesine sığdırabileceğimi görmek, aslında eleştirinin başyapıtlarının da büyük anlamını gösteriyor. Eleştiriyi, nitelikli edebiyat yapıtlarından kendine geri dönen bir yaratım biçimi olarak alıyorsanız…” (s. 15)
Semih Gümüş, 1950 sonrasında etkin eleştirmen kişilikleriyle hatırlanan Nurullah Ataç ve Fethi Naci’yi; geçmiş kültürümüzün tartışmaya dönük yüzünü benimseyen, değişime dirençli ve öncelikle eserleri, bazı durumlarda da yazarı esas alan bir eleştiri anlayışının uygulayıcısı olarak tanımlamıştır. Diğer yandan, akademik kimliğiyle Berna Moran’ın
Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış adlı kaynak nitelikli çalışması farklı bir kulvarda yol alınışın işaretlerini taşır. Akşit Göktürk’ün
Okuma Uğraşı, Tahsin Yücel’in
Yazın ve Yaşam, Yıldız Ecevit’in
Türk Romanında Postmodern Açılımlar adlı kitaplarını da, bu yazarların, Batı edebiyatlarından yararlanarak yeni bir eleştirel anlayışa vardıklarının bir göstergesi olarak ifade eder. Edebiyatımızın eleştirel alanda gereksinim duyduğu köklü değişimlerle gelişim göstereceğini düşünen Gümüş, eleştirmen azlığından yakınarak şu noktaya temas eder: “Önce verili düşünme biçimlerini yerinden oynatarak. Kimle? Edebiyat kamuoyunu oluşturan bütün bireylerde olmasa da çoğunlukta eleştirel bilinci yeniden kurarak. Ancak bu etkinlik de topyekûn bir gereksinim olduğu zaman kendini gösterebilir.” (s. 21)
Edebiyatın kendi içinde taşıdığı bir gizemli tarafı her zaman var olmuştur ve bu özelliğin derecesi paralelinde, o eserin bir değere haiz olup olmadığı ölçülebilir. İşte bu olgunun ortaya çıkabilmesi, nitelikli okumanın varlığına ihtiyaç göstermektedir. Eleştiri konusu bir eserin, içinde barındırdığı gizli anlamlar ya da okurunun ulaşabileceği yeni fikir açılımlarıyla zenginleşebilmesi, eleştirinin edebiyata yaptığı önemli katkıya görünürlük kazandırmaktadır. Semih Gümüş, bu alanda önemli bir kariyere sahip yetkin yazarlar ve onların değerli başvuru eserlerini referans olarak kullandığı kitabında, eleştirinin doğası ve sınırları bakımından çok önemli bilgiler aktarıyor. Tzvetan Todorov,
Eleştirinin Eleştirisi adlı eserinde kitaplar üstüne yazılmış diğer kitaplar hakkında titiz bir eleştirel değerlendirmenin yapılma meselesini dile getirilirken, bir yandan da Spinoza’nın “metinlerin gerçekliğinin araştırılmasının bırakılıp onlarla yalnızca anlamları açısından ilgilenilmesi gerektiği” cümlesine atıf yapıyor. Blanchot’nun, eserdeki derinlikleri bir söyleyişe kavuşturabilecek denli yüksek nitelikli okumalardan doğabilen bir eleştirel yetkinlikten söz edişi yanı sıra, Barthes’ın roman güzelliğindeki eleştiri kitaplarını, ne denli titiz ve irdeleyici çalışmaların sonucunda yazdığından da bahis bulunmaktadır.
Gümüş, "György Lukacs ve Yenilikçiliğin Sınırları" başlıklı yazısında ise, edebiyat ile ideolojinin arasındaki olumsuz etkileşiminden söz açmıştır. “Bütün bu sert gerçekçilik ve kalıpçı eleştiri anlayışı, ideolojinin ve ideolojik tarih anlayışının baştan sınırlandığı düşünme biçiminin ürünüdür. Sınırlıdır, çünkü edebiyatı sınırlamak istemektedir; sert bir kabuğu vardır, çünkü bir felsefecinin elinde bile Marksizmi siyasal bir dünya görüşü olarak dayatmaktadır.” (s. 37) Bir de edebiyatın kendi doğal akışını, yazan açısından duraksatabilen yanlış bir kanaat daha vardır. Yersiz çekinceler anlamında da algılanabilen bu mesele, kendinden önceki ya da çağdaşı edebiyatçıların yazdıklarından etkilenme korkusudur. Northrop Frye bunlardan birisine dikkat çekerek şu hatanın düzeltilmesine çalışmıştır. Bir yazar öykünmek korkusuyla kendini dışarının geniş imkânlı edebiyat dünyasından uzak tutmamalıdır. Geçmişin değer ve kültürünü de özümsemiş eserleri okumak; etkilenmek değil, aksine geçmişin birikiminden faydalanmak demektir.
Yirmi iki ayrı yazıdan oluşan
Çözümleyici Eleştiri kitabındaki her metin, eleştiri sanatının ne denli derinlikli anlam yapılarını, dil zenginliğini, bilgi ve donanımın yanı sıra ifade ve yorumlama yetkinliğini gerektirdiğinin güzel anlatımını içeriyor. Bunun yanı sıra eleştirinin edebiyata ne derece katkı sunan bir teşvik ve gelişme etkeni olduğu hususu da donanımlı bir eleştirmenin deneyimleri aracılığıyla nitelikli cümlelerin satır aralarında, okurlarına ulaşıyor.