Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Haziran 2017

Öykü

Emre Ocaklı • Hastane Odası

Oggito

Paylaş

29

0


Bir film sahnesinin ortasındaydı sanki. Babasını izliyordu berbat kokan bir hastane odasında; kolundaki iğneler, ağzına girmiş plastik bir boru, serum şişeleri, sinir bozucu bir kusursuzlukla öten makineler… Hırıltılı nefes alışverişini duyabiliyordu. Bu kadar genç bir bedene yakışmayacak bir acizlik içinde gözüktü gözüne. Bütün dünyayı o büyük yeşil yapraklarıyla örten koca ağaç yıkılmıştı işte. Gözünün önünde çürüyordu her saniye… On seneyi geçmişti onu görmeyeli; birkaç ayda bir yapılan telefon görüşmeleri ve annesiyle konuşurken arkadan seslenmeleri dışında sesini duyduğu da yoktu. Aralarındaki mesafe sadece kilometreyle ölçülecek türden değildi. Her yönden birbirlerine uzak, duygusuz ve biraz da kırgınlardı. Kırgındı, evet; küçükken babasının anlattı hikâyelerin koca bir yalandan ibaret olduğunu öğrendiği gün bir daha onarılmayacak yaralar açılmıştı kalbinde. Çocukluk anıları hayal kırıklıklarıyla doluşmuştu bir anda. Dört ya da beş yaşlarındaydı babasından hikâyeler dinleyip uykuya dalmaya başladığında. O kalın, gür sesinden dinlediği kahramanlık hikâyeleri onu çok heyecanlandırır, bazılarını tekrar anlatmasını isterdi, uykuya direnen küçük bedenine rağmen. Birkaç değişiklikle ve büyük bir sabırla yatağının yanına oturan babasını dinlerken ne kadar güvende olduğunu, ileride onun gibi güçlü bir adam olacağını düşünürken yenilirdi uykuya. Şimdi ise tek başına nefes alırken bile zorlanıyordu. Hayata tutunmak için yalvaran bir bedenin son çığlıkları gibi… Hırıltılı, kısa kısa ve acı içinde… Hikâyelerin kahramanları at üstünde olurdu; çiftlik, köy gibi küçük yerlerde veya küçük şehirlerde, mahalle aralarında geçerdi olaylar. İyilik ve adalet peşinde koşan kahramanlar kötüleri döver, onları cezalandırıp yollarına devam ederlerdi. İşlenen suçun büyüklüğüne göre onları ya silahla öldürürdü kahramanlar, ya da bir ipe bağlayıp köy meydanında sürüklerlerdi atlarının üstünde sevinçle bağırarak. Bu kötü insanlar genelde hırsız, ailelerine kötü davrananlar veya katiller olurdu. Onları yakalayıp cezalandırdığını anlatırken sesinin nasıl yükseldiğini, öfke dolu bir hal aldığını hatırlayabiliyordu. Yaşıyor gibiydi sanki anlatırken. Gerçek gibi. Gerçek olmasını ister gibi… O hikâyelerle, şu an olduğu anın arasındaki tüm zamanı, yaşananları sildi bir anda. Bir kahramandan çok sefil bir adam gördü yatakta. Fazlası yoktu. Okula başladığı yıldı. Artık gece hikâyeleri azalmış, bambaşka bir hayata adım atmak üzereydi. Daha gerçek olan bu hayatın içinde bile babasının ve hikâyelerinin gücünü kendinde hissedebiliyordu. Yardımsever, paylaşımcı, ama bir o kadar da soğuk bir tavra sahip oluşunun altında bu hikâyelerin etkisi büyüktü. Her geçen gün babasını daha az odasına çağırıyordu; artık yavaş yavaş kendi kahramanlıklarını yaratmaya başlıyordu. Biraz gerçek hayattan, biraz hayal gücünden, ama çoğunlukla babasından aldığı parçalarla yepyeni hikâyeler yazmaya başlamıştı. Gözleri doldu bir an onu bu şekilde izlerken. Elinden bir şey gelmiyordu. Onun da elinden bir şey gelmiyordu; güçsüzdü, zayıftı. Onu bu şekilde gördüğü o gün geldi aklına. Daha dün gibi taptazeydi yaşadıkları. Tırnakları etine geçene kadar sıktı avucunu. Gözlerini ona dikip nefret dolu bakışlarla izlemeye başladı. Bir tarafı acı duyuyordu, şefkat duyuyordu, sevgi duyuyordu… Ne hissederse hissetsin değişmeyen tek şey sahip olduğu kocaman bir hayal kırıklığıydı. Akşam yemeği için mutfağa girmiş, annesiyle beraber babasının gelmesini bekliyorlardı. Gecikmişti. Zaman geçirmek için oyalanan annesini izliyordu, bardakları bir yerden alıp başka bir yere koyuşunu, perdenin kıvrılan tarafını düzeltişini, sonra tekrar masaya dönüp bir şeyleri alıp yerine yenilerinin koyuşunu. Çalan zille birlikte fırlayıp kapıyı açtıklarında babası bir adım içeri atıp kapının önüne yığılmıştı. Eski paltosu paramparça, çamur içinde kalmış, ağzından ve burnunda kan akıyordu. Annesi hemen babasının başına eğilip yüzünü yerden kaldırmış, elleriyle akan kanı temizlemeye başlamıştı. Ağlamaklı bir sesle neler olduğunu soruyor ama cevap alamıyordu. Güç bela yerden kaldırıp salona götürmüşlerdi. Işığın altında yüzündeki morluklar ortaya çıkmış, durumunun ne kadar kötü olduğu belli olmuştu. Onu hiç böyle görmemişti. Bunun bir şaka olabileceğini bile düşünmüştü o an. Annesinin ısrarlı sorularına cevap verecek hali bile yoktu, kelimeler ağzından yarım yamalak çıkıyor, anlaşılmıyordu. O sırada birkaç dişinin de kırıldığını görmüştü. Artık bunu bir şaka olmadığını anladığı an babasının yanına diz çöküp, küçük parmaklarıyla ellerini tuttu. “Sen de dövdün mü onları?” diye umutla, biraz da gururlu bir bekleyişle sormuştu. Cevap vermeyen babasının elini daha da sıkıp, “Öldürmüştür onları benim babam. Öldürmese bile bütün sokak boyunca sürüklemiştir pis çamurun içinde. Sonra da bizim parktaki ağaçlardan birine sıkıca bağlamıştır. Değil mi baba?” Babası ani bir hareketle elini çekip, küçük elini kendi avucuna alıp öfke dolu gözlerle yüzünü dönmüş, “Öyle şeyler sadece filmlerde olur aptal!” diyerek bağırmıştı. Annesinin yardımıyla ayağa kalkıp, yaralarını temizlemek için banyoya giderken arkalarında kalmış, bir anda ona yakın olmak istemediğini fark etmişti. İçeriden gelen acı, inleme seslerini duyuyordu. Babası sıradan bir adama dönmüştü. Bir anda yıkılmıştı her şey. Uyumak istedi. Sadece uyumak. Günlerce. Hikâyesiz. Odasına doğru yürürken banyodan gelen seslere kulak kabartmış, birkaç serseri gencin elindeki poşetleri ve parasını almak için saldırdıklarını duymuştu. Büyük bir hışımla geri dönüp kapının girişine, mutfağa, salona bakmış ama poşetleri bulamamıştı. Yenildiğini anlamıştı. Yine uyumak istemişti bir anda. Sadece uyumak. Günlerce. Birkaç genci hak ettikleri cezaya çarptıracağı hikâyesiyle birlikte. Kendi bedeninden daha büyük bir hayal kırıklığı ve nefretle… Kötü kokuyordu hastaneler; tükenen ömürlerin son günleri gibi çürümüş, dalından kopmuş bir yaprak gibi… Bir daha onu göremeyecekti. Hareketsiz elini avuçlarının içine alıp sıktı… Koridorun sonundaki, refakatçiler için ayrılan odaya doğru yürüdü. Annesiyle konuşmak, belki ağlamak, nefretini bir kez daha dökmek için odaya girdi. Karanlık odayı aydınlatan küçük bir televizyonun karşısındaki koltukta uyuyordu. Tıpkı çocukluluğundaki gibi; yapacak hiçbir şeyleri olmadığı, tüm zamanlarını bu aptal kutunun önünde geçirdikleri gibi...
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Modern Dünyanın Anlatı KriziStuart Jeffries
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

13 Temmuz 2025

Vizesiz Tatil Yapabileceğiniz Yerler

Farklı kültürler tanımak ve yeni yerler keşfetmek istiyorsanız, bütçenizi yormayan bir tatil için Türkiye’den vizesiz gidilen ülkeleri tercih edebilirsiniz. Hem kolay hem de ekonomik yurt dışı tatili için sadece pasaport ve kimlik kartıyla gidilen çok sayıda yer b..

Devamı..

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

Çağnam Erkmen

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024