Esra Ertan • Hayat Bilgisi
28 Mayıs 2018 Öykü

Esra Ertan • Hayat Bilgisi


Twitter'da Paylaş
0

O sabah, okul zilinin çalmasıyla yerinden sıçrayan fare, her gün duymaya alışık olduğu bu sesin cızırtılı, inişli çıkışlı, boğuk ardından tiz dalgalarla yayılan ezgisini tanıyamadı. Tabii bu yabancılıkta, okul zilinin bir iki gündür bozuk olması, türlü tamircilik yöntemlerine rağmen eski monoton ritmine, davetkârlığına dönememesinin de etkisi vardı. Fare bu sesin dehşetiyle bir süre kendine gelemedi. Son zamanlarda güçsüz düşmüştü. Halinden acınası bir çelimsizlik, hastalıklı bir titreme yaşadığı seçilebiliyordu. Bunun için yapabileceği çok fazla şey yoktu. Kuvvetli besinlere ihtiyacı vardı. Şu günlerde ise bu açlığı giderecek güce, hıza sahip değildi. Bunun, ne yapması gerektiğini bilip, o niyeti gerçekleştirecek güce sahip olmaması ile açıklanabileceğinin farkında değildi. Bir fareydi işte. Yılgın bir fare. Çocuklar, çılgın akorlarla çalan zilin çağrısıyla sınıflarına doluşmuşlardı. Güneşin yeni aydınlattığı tepelerden, yanıp sönen mor ışıklarla bu sınıflardan yayılan, gül kokusuyla yıkanmış bir ağılın kokusuna benzer tuhaf hava birbiriyle çarpışıyor, sokak duvarlarına çarparak sürünen fareyi ölüm gibi sarmalıyordu. Kulakları daha uzamış, kuyruğu daha incelmiş, dikelmiş kafasıyla tanıdık bir ses, bir koku arar vaziyette, sokağın henüz karanlığı yaşayan kısımlarında dolanıp duruyordu. Diğer fareleri, gölgelerde uzun zamandır yaşayan öteki sürüngenleri arıyor gözleri. Ama hayır, bu sabah hiçbiri ortalarda görünmüyor. Ve bu, çelimsiz farede bir tür korku, şüphe uyandırıyor olmalı. Kendi etrafında dönerek, dura sürüne nereye gittiğini bilmeden güneşin aydınlatacağı duvarları, yol kıvrımlarını yoklamasından belli. Tepelerde birbirleriyle çatışma içinde olan, çığlıklarından azılı olduklarını düşündürecek köpek sürülerinin sesleri yankılanıyor. Şimdi bu sesler farenin olduğu yöne doğru yaklaşıyordu. Koşarken birlikte sürükledikleri toprağın, tok ve dayanıklı bir gürültüyle yuvarlandığı da duyuluyordu. Kaçmak, saklanmak istedi fare. Kurumuş kursağını içine çekerek, incelen bacakları üstünde gevremiş gövdesi daha bir yükseldi. Bu dünyanın hâli böyle. Düştüğün yerde yalnızsın. Fare bunu düşünemezdi. Ancak böyle bir alt edilmişlik içerisindeydi. Doğduğu tarlalardan, kabak, mısır, buğday tarlalarından neyine sürüklendi buralara… Okul zili çalmak üzereydi. Fare bundan habersiz demir bahçe kapısının bir köşesine sindi. Donuk ve yorgun gözleri kısılmıştı. Zilin sesi nispeten düzelmiş gibiydi. Arada, orda olmaması gereken bazı çiğ sesler öne çıkmıyor değildi. Köpekler onu görmedi. Zil sustu. Çocuklar bahçeye dağıldı. Bir yoksunluk içindeydi fare. Büzüşüp kaldığı duvar dibinde şimdi de ilerdeki çöp tenekelerini karıştıran kargalara takıldı gözü. Titredi, başını gövdesinin arasına sokuşturup bir süre öyle kaldı. Sonra silkelendi. Kargalar vahşi bir açlıkla kanat çırpıyor, çöp poşetlerini savuruyor, çürümüş sebze kabuklarını gagalıyorlardı. Tatminsiz bir yağmalamaydı bu. Fare çöpler hakkında yeterince şey biliyordu. Gözü dönmüş bir karganın ne kadar barbarlaşabileceğini de. Kıpırdamadan takip etti onları. Öte yandan çocuklar, kısa süreli molalarında bahçeyi baştan uca bir karmaşa ağıyla örmüşlerdi. Yerlerde yuvarlanan, büyük gri taşların üstünde saf tutan, dev sandviçlerini kemiren devasa bir park havası yaratan çocuklardı bunlar. İçlerinden bazılarıysa düşünceliydi. Bir çocuktan beklenmeyecek olgunlukta bir durgunluk, sanki bir parça da ıstırap vardı üstlerinde. Ya da can sıkıntısı. Demir kapıya asabi homurtularla ufak tekmeler savuran bir çocuk, onu fark etti. Diğer çocuklar olsa, ortaya dehşetengiz bir çığlık koyup, bağırarak sağa sola dağılırlar, umutsuzca yardım isterlerdi. Bu çocuk öyle yapmadı. Yani korkmadı, gerileyerek çığlık atmadı. Koca bir kayaya ya da kıpırtısız bir denize duygusuzca bakar gibi baktı fareye. Sonra bir tiksinti yayıldı yüzüne. Eğildi, farenin ince kulaklarının arasına hızla tükürdü. Fare sıyrıldı, duvara yapışıp kristal bir parlaklıkla yayılan tükürüğün onu sıyırmasına inanamaz bir halde arkasına dönüp, parlayan duvara sonra da çocuğa baktı. Hayatta kalmanın bazı yollarını biliyordu fare. Zorlu koşullara karşı onu güçlü kılan yanlarını kendisi yaratmıştı. Hassastı, temkinliydi, çevikti. Kısa bir süre öncesine kadar. Şansı her zaman yaver gitmez bir canlının. Ama can korkusu da ağzında gezmez fare kadar, ki pek sevilmezdi zaten. Yumuk tüyleri yoktu mesela, şehvetle ve rüzgârla sallanan bir kuyruğu, ya da gümüşi pulları. Ama onu sevilesi yapacak şeyin kaderi olduğunu da muhtemelen bilmezdi. Yaradan fazlasını hesaplamamıştı onun için. Neyse durup dinlenecek zamanı, hesapla kitapla işi yoktu farenin. Hastaydı, onu yavaşlatan şeyi taşımaya, direnmeye kararlıydı. Bu yaşama gayretiyle sokağa, yüksek kaldırıma attı kendini. Şimdi ısınmıştı işte. Aydınlık bir günün ortasında kararlılıkla, cesaretle ilerdeki çimenliğe doğru koşuyordu. Bir ara güneşle oynayan bir gölgenin, üstünden geçerek ağaçlara doğru ilerlediğini fark etti. İşte! Çimenlik orada. Biraz gayret. Hadi, biraz gayret. Bu esnada göğe yükselen uğursuz ama capcanlı bir ses işitti. Bu ses, güneşin önünde dans eder gibi, azalıp çoğalıyor, fareyi tok bir gürültüyle baskılıyordu. Sonra nefesi kesildi. İnce, gıcırdayan soluğu hafif rüzgârların uğultusuna benzer sesler çıkarıyordu. Fare sağa sola yalpalayarak devrildi. Ama sonra azimle silkelendi. Ufalmış, biçimsiz ağzı açık kalmıştı. Aniden sırtüstü döndü, kuyruğu sert, çıtırdayan, güçlü bir kıskaca takıldı, havalandı. Bir an düşünebilse, hafiflediğini fark edebilirdi. Yaşamda önemli anlar vardır. Herkes için. Bir fare için. Ve yalnız değildi. Böyle bir anda yalnız değildi. Çocuklar dersteydi. Bazıları güneşte kamaşan gözlerine aldırmadan, tepelerdeki çimenliğe dalmışlardı. Birden, “Öğretmenim kargaya bak, kargaya bak,” dedi birisi. Şaşkın, dehşet içinde bir çığlık koptu sınıfta. Çocuklar pencerelere koştu. “Gagasındaki ne onun?” “Öğretmenim karga ne yiyor?” “Fareymiş, karga fareyi yiyor öğretmenim,” diye bağırdı birisi. Öğretmen masasından kalktı. Ellerini açıp, avuçlarını cama yapıştırdı. “Karga yaşamak istiyor,” dedi. Ekledi: “Fare de yaşamak istiyor.” Sonra Hayat Bilgisi dersine devam ettiler.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR