Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Ocak 2023

Söyleşi

Fulya Kılınçarslan: "Sadece üstünde durup düşündüğüm metinler okumak istiyorum."

Semih Gümüş

Paylaş

3

0


Farklılıkları muhafaza eden ama karşıt uçları bir araya getiren bir dünya var aklımda. İyiliğin her zaman iyi olmadığı ya da kötülüğün her zaman kötü olmadığı bir dünya.

Okumak merkezde olduğunu düşündüğüm bu zamandışı anlatıları bulmamı, yazmaksa onları günümüz gerçekliğine uyarlamamı sağlıyor.

Fulya, üç yıl önce yayımlanan romanın Sedir Ağacı ve Kuzgun’dan sonra öykü kitabın Yeryüzü Kitabı yayımlandı. Romandan Yeryüzü Kitabı’na neler değişti?

Fulya Kılınçarslan: Sedir Ağacı ve Kuzgun yayımlandığında Ukrayna’daydım. Kiev’deki St. Michael Manastırı’nın önünde bekleyen kalabalığı ve onların ardındaki üniformalı grubu gördüğümde üniformalarında taşıdıkları gamalı haç benzeri işarete anlam verememiştim. Aradan üç yıl geçti. Kısa denebilecek bir zamana Yeryüzü Kitabı’yla birlikte iki roman taslağı, dört kitap çevirisi, yedi bölümlük bir podcast programı, bir film senaryosu ve onlarca akademik çeviri sığdı. Ama dünyada olup bitenlere bakıyorum da, kişisel tarihimizin hiçbir önemi yok gibi. Zira üç yıl önce Kiev’de gördüğüm o işaretin artık Ukraynalı Neo-Nazi gruplardan biri olan Azov militanlarına ait olduğunu biliyor ve Hitler’in hayaletinin nelere yol açmak üzere olduğunu görebiliyorum. Bu oldukça ironik, çünkü Sedir Ağacı ve Kuzgun Üçüncü Dünya Savaşı’ndan sonra tarihin sıfırlandığı ve dünyanın Narsis Federal Yönetimi ile Kuzey İmparatorluğu arasında paylaşıldığı belirsiz bir zamanda geçiyordu. Şimdilerdeyse ABD ve AB transhümanizm odaklı Büyük Sıfırlama’dan, Rusya ise merkezinde gerçek insanın yer aldığı Büyük Uyanış’tan bahsediyor. Büyük Sıfırlama ve Büyük Uyanış, seçilen kelimeler bile manidar. Sanırım ya canlılığı ortadan kaldırmaya ant içmiş bir Dünya’da yok olacağız ya da Yeryüzü’nde ayağa kalkacağız.

Senin öykülerinde sanki bildiğimiz şimdiki dünya yok da, insanlar daha eski bir zamanda yaşıyor gibi. Nasıl açıklanabilir bu?

fulya kılınçarslan yeryüzü kitabıFK: Nerede ya da hangi zamanda yaşadıklarını tarif etmem güç. Gelecekle geçmiş arasında, tarihin ve kolektif bilincin dikkatinden kaçan bir yer orası. Belki de şu sonsuz şimdi dediğimiz noktadadır, yani hem gelecek hem de geçmiş olma potansiyeline sahip sonsuz bir şimdide.

Aslında çok can alıcı sorunları anlatıyorsun. Savaş, yabancılaşma, aşk, varoluş... Ama hikâyelerin hep başka bir dünyadan geliyormuş gibi ve bu yüzden de belli bir kapalılığı içeriyor. Böyle bir anlatı biçimini seçtiğin söylenebilir mi?

FK: Bu konu üstünde epey düşündüm diyebilirim. Yani bir anlatının nasıl olması gerektiği hakkında. Sonra fark ettim ki sorduğum soru yanlış. Olması gereken diye bir şey yok, anlaşılabilir olan ve anlaşılabilir olmayan var. Burada da devreye şu mesele giriyor: Kime göre? Mesela Finnegans Wake. Elimde 1975 tarihli Faber basımı var ve metne her baktığımda bunu anlamanın kaç yolu var diye merak ediyorum. Peki benim bu merakım Joyce’u ilgilendirir miydi? Sanmam. Ama keşke ilgilendirseydi de ben bu kitabı okuyabilseydim, çünkü yüzlerce sayfalık bir metindeki tek bir cümleyi dahi anlamak için Gematria hesabı bilmeniz ya da etimolojik köklerin peşine düşmeniz gerekiyorsa yaptığınız şey okumak değil araştırmaktır. Bir de tam aksi var. Mesela Sally Rooney. Onun yazdıklarını anlamamak gibi bir şansınız yok. Ama bu sefer de metni okumuyor, tüketiyorsunuz. Şahsi tercihim, ne araştırdığım ne de tükettiğim metinler. Sadece üstünde durup düşündüğüm metinler okumak istiyorum. Dolayısıyla –biraz bencilce ama– seçtiğim anlatı biçimi de bu. Ben yazarken düşünüyorsam, okur niçin düşünmesin?

Doğu anlatıları, kültürü, mitoloji, dolayısıyla adlarıyla da oralardan gelen karakterler... Bu ilginin nedenleri ve kökenleri neler?

FK: Sanırım onlar hep oradaydı. Yani gözle görülemeyen şeylerin ancak zihinle yakalanabildiği yerde – merkez noktası. Kendimi o noktada bulduğumda on iki yaşındaydım. Akan suya bakıp, Her şey bir, dediğimi hatırlıyorum. Aynı gece rüyamda suyun üstünde yürüdüğümü gördüm. Sabah büyükannemi aradım, önce suya bakarken hissettiklerimi sonra rüyamı anlattım. Hah, al işte, dedi, böyle olacağı belliydi, sende onların kanı ağır basmış. Onlar dediği de dedem ve dedemin ailesi. İran, Horasan kökenli olduklarını ve Horasan’ın da güneşin yükseldiği yer anlamına geldiğini o sabah öğrendim. Öğrendiğim günden beri de iz sürüyorum açıkçası. Okumak merkezde olduğunu düşündüğüm bu zamandışı anlatıları bulmamı, yazmaksa onları günümüz gerçekliğine uyarlamamı sağlıyor.

fulya kılınçarslan yeryüzü kitabı

Öykülerini nasıl tasarlayıp yazıyorsun?

FK: Bazen ufak bir fikirle başlıyor. Bazen de aniden beliren bir görüntüyle. Fikir beraberinde kendisini taşıyacak olan karakterleri getiriyor. Karakterlerse olay örgüsünü. Görüntü söz konusu olduğundaysa maalesef iş biraz karışık, çünkü o görüntünün ne anlama geldiğini bulmak zorundayım. Buna sinestetik projeksiyon adı veriliyor. Durdurabileceğim ya da engelleyebileceğim bir şey değil, böyle doğdum. Çoğunlukla imgelerle düşünüyor, renklerle hissediyorum ve zihnim o imgeleri dış dünyada projekte edebiliyor. Asıl meseleyse bunları deşifre edip anlaşılabilir metinler haline getirmek. On sayfalık bir öyküyü iki günde yazabilirim ama bu bir marifet değil, çünkü o on sayfadan okunabilir bir metin elde etmek için belki aylarca üstünde çalışmak gerekiyor.

Kendin için nasıl bir anlatı dünyası kurmak istiyorsun, onun başlıca özellikleri neler?

FK: Farklılıkları muhafaza eden ama karşıt uçları bir araya getiren bir dünya var aklımda. İyiliğin her zaman iyi olmadığı ya da kötülüğün her zaman kötü olmadığı bir dünya. Tabii bunun için bütün yargıların dışına çıkıp düşünmek neredeyse bir zorunluluk. Doğru görünen her şeyin yanlış olabileceğini ve yanlış görünenlerin de bambaşka amaçlarla kullanıldığını hesaba katmak.

Sevdiğin, okunmazsa olmaz bulduğun kitaplar ve yazarlar kimler?

FK: Proust, Durell ve Nabokov benim vazgeçilmezlerim ama Antik Yunan klasikleri de dahil bütün klasik metinlerin ve belli başlı felsefe metinlerinin okunması gerektiği fikrindeyim. Bir de şu salgın misali yayılan küresel edebiyata rağmen özgün niteliklerini korumayı başarabilen Güney Amerika edebiyatı var, bence şu an altın değerind

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sonbahar FilmleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

11 Mayıs 2026

Word'den PDF'e Dönüştürürken Dikkat Ed..

Bir Word belgesini PDF'e dönüştürmek, ilk bakışta basit bir işlem gibi görünür. Ancak bu süreçte yapılan küçük hatalar, belgenin görünümünü, güvenliğini ve kullanılabilirliğini ciddi ölçüde etkileyebilir. Yanlış ayarlarla dönüştürülen bir ..

Devamı..

Sandım ki!

Didem Keremoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024