Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Aralık 2024

Öykü

Hayal Kırıklığı

Songül Türköz

Paylaş

3

0


Yumruğunu kapıya vuracak gibi yaptı ama vazgeçti. Eli ayağı titremeye başladı, kalp atışı hızlandı. Merdiven basamağına oturdu. Sağ eliyle yanağını tuttu. Boynu hâlâ sızlıyor. Çantasının üzerine başını koyarak uyuyakalmıştı. Demir kulpu ensesinde iz bırakmış. Kış olsaydı soğuktan donacağını düşündü. Bu defa cesaretini topladı, kapıya vurdu. Üzerinde şortu, uykudan uyanmış saçları dağınık, süzdü onu. Dün gece hıncını alamamış gibi saçını tutmak için kollarını uzattı. Kadın uzaklaştı. İçki kokan nefesi yüzüne yapıştı sanki.
“Ne istiyorsun. Söyle ne istiyorsun. Ağzına sıçtığımın kızı,” diye bağırdı. Gözleri yuvalarından fırlayacak.
“Yastığımı,” dedi.
Hırsla içeri girip getirdiği beyaz kılıflı yastığı yüzüne yüzüne vurdu.
“Gelme, gelme diyorum. Beni katil mi yapacaksın.”
Kadın çevik bir hareketle yastığı hızlıca elinden çekti.
“Allah belanı versin, domuz,” dedi. Adamın duyamayacağı sessizlikte. Koşar adımlarla merdivenlerden inmeye başladı. Bu kez yakalamak için arkasından koşmadı. Kapıyı sertçe kapadı.
İlk başlarda hafta sonlarını Eminönü, Yenikapı sahilde geçirirlerdi. Balık ekmek yer, futbol masası oyunu oynarlardı. Birlikte eğlendikleri zamanlardı. Kadın İstanbul’a yeni gelmişti. Bir hafta sonu adam oyunda yenilince elindeki topu yüzüne fırlatmıştı. Bundan bir sene öncesiydi. Adamın ara ara sert davrandığı olurdu ama kadın bu gelgitlerini pek umursamazdı.
Kadın hemşireydi. Çekik gözlü, hamur beyazlığında yüzü, simsiyah düz saçlı, kaşları ok gibi alnına doğru ince duruyordu. Çocuk bakıcılığı yapıyordu. Çalıştığı evde öğrendiği kelimeleri akşamları adama söylerdi. Annesiyle telefonda konuşurken burayı sevdiğini, dili öğrenmeye başladığını, onu merak etmemesini söylerdi. Öğrendiği bayan kelimesini gülerek taklit ederdi. Adam daha önce iş için geldiğinde aylarca kalıyormuş. Buranın yabancısı sayılmam diyordu. Dili akıcı konuşuyor, işleri her geçen gün büyütüyordu. Bazı akşamlar yemekten sonra içtiği votkadan sarhoş olur, anılarını böbürlenerek anlatırdı. İlk ava çıktığı gün, dağ keçisinin kafasına nasıl nişan aldığını, çocukken futbol oynarken arkadaşının kafasına tekmeler vurduğunu, kahkaha atarak anlatıyordu. Kadın korku filmi izliyor gibi oturduğu yerden kımıldayamıyordu.
  İş ortağından ayrılmasıyla davranışları değişmeye başladı. Kadına karşı ilgisi iyice azalmış, tavırları değişmişti. Temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyordu. Tezgâhtarı bile işten çıkarmış. Borçları her gün katlanarak artıyordu. Kadını suçluyor, işlerinin kötüye gitmesinin sebebini ilişkisine bağlıyordu. Annesinin yanına gitmezse onu terk etmekle tehdit ediyordu. Kadın gitmek istemediğini belirtince iki elini boğazına geçirdi. “Gideceksin, seni boğarım,” dedi. Geceleri koltukta oturup gözünü kırpmadan duvara bakıyor, sabahları geç uyanıyor, ilk işi votkanın yanında sigara içip kanepede uzanarak günlerini geçiriyordu. Yüksek sesle acıklı müzikler dinliyor, telefonlarına cevap vermiyordu artık. 
Merdivenin son basamağına geldiğinde nefes nefeseydi. Duvar kenarındaki çantasının üzerine yastığını bıraktı. İkinci kez merdiven altında sabahlıyordu. Nemli, havasız. Boğulacak gibi oluyor, sesi duyulmasın diye ağzını avucuyla kapatıp öksürüğü ince ince çıkarıyordu. Kalacak yer düşünüyordu. Anahtarım var, o evde yokken odama girer, kapıyı kilitlerim ama evden çıktığı yok ki, diye düşündü. Çalıştığım evde kalamam. Kapıcının evi olur. Birkaç kez kapıcının evinde kalmıştı. Kapıcının karısı nasihat edip kendi evliliğinden örnekler vermiş, “Erkeğin üzerine gitmeyeceksin,” demişti. Evli olduklarına inandığı için değil acıdığı için evlilermiş gibi öğüt vermişti ona. Giriş katındaki kapıcı dairesinin kapısında durdu, erkek ayakkabısı görünce çaresizce geri döndü. Bileklerinin ağrısı artmıştı. Başı, sırtı sızlıyordu.
Sabahı zor etti. Hava aydınlanınca dışarı çıktı. Havada uçuşan serçelerin ve birkaç kedinin birbirine hırlamalarından başka ses yoktu. İnsanlar uyanmamıştı. Islak mendille yüzünü sildi. İki gündür işe gitmemişti, bir taraftan da işten ayrılması gerekiyordu ama nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Saat sekizi çeyrek geçe kalkan vapura bindi. Uykudan tam ayılmamış esneyen yolcularla göz göze geldi. Cam kenarına oturdu. Yorgun ve uykusuzdu. Ellerini saçlarına geçirdi. Yağlanmış. Bir hafta oldu yıkanmayalı. İçinden, Lanet olsun, dedi. Kapana kıstırılmış gibi nefes almakta zorlanıyor. Kaçıp gitmek istiyordu. 
Yunus balıkları zıplayıp oyun oynuyordu. Kimisi havaya yükselip suya atlıyordu. Karşı koltukta oturan yaşlı kadının bakışlarını üzerinde hissetti. Annesinin yaşlılığını hayal etti. Annesine ne kadar çok ihtiyacı olduğunu düşündü. Onu dinlemeyip İstanbul’a geldiği için kendine kızıyordu. Başını cama dayadı. Uykusuzluktan gözleri kapandı, uykuya daldı. Çaylar sıcak sesiyle gözlerini açtı. Çay dağıtan garson yanından geçerken gözü tepside duran soda şişesine ilişti. Mutfaktan şişeyi alıp kafasına mı indirseydim. Elindeki bıçakla, “Seni doğrarım,” diye tehdit edince cesaret edemedim. Bileklerim kırıldı sandım. Elini başına götürdü, küçük bir baloncuk olmuş. Göz yaşlarını tutamadı. Ahşap evlerin arasından geçti. Mor salkım ve erguvan çiçeklerinin süslediği bahçenin dış kapısındaki zile bastı. Kadın onu dışarıda karşıladı. Onunla çalışamayacaklarını, iki gündür haber vermeden gelmediğini söyledi. Eline bir zarf tutuşturdu. İtiraz etmeden kabul etti. Kadın bir yükten kurtulmuş oldu. Zarfta annesinin yanına dönecek kadar yeterli bilet parası yoktu.
Geldiğinde hava kararmak üzereydi. Anahtarı kapı kilidinde çevirdi. Parmak uçlarına basarak salona göz ucuyla baktı. Tül perdenin gölgesi yer parkesine çizilmiş resim gibi yansıyordu. İçerisi loş ışık, içki, sigara, mum kokuları evine içine sinmiş. Burun deliklerini kapattı. Midesi bulandı. Sehpanın üzerinde izmarit dolu küllük, votka şişesi. Masanın üzerindeki tabakta yemek artıkları, üzerinde uçuşan küçük sinekler, tarot kartları, sustalı bıçağı vardı. İki sene önce çekilmiş resmine baktı hıçkıra hıçkıra ağladı.                                                                                                                    
Karnı acıkmıştı. Buzdolabının kapısını açtı, votka şişesi, kurumuş birkaç zeytin dışında bomboştu. Telefon ışığını önünü görmek için tuttu. Annesi arıyordu.      Kadın eliyle kafasına vurdu. Onun laflarını çekemem. Kırmızı tuşa basıp kapadı. Tedirgindi. Her an gelebilir, evde olduğumu fark etmemeli. Bir hafta sonra gidiyorum bu ülkeden, ne hali varsa görsün. Bardağa su doldurmak için çeşmeyi açtı ama sular akmıyordu. Bu da mı kesildi. Bardağı sertçe tezgâha bıraktı. Odasının kapısını kilitledi. Telefonu sessize aldı. Uykusuz iki gece geçirmişti, uzanıp uyumak istiyordu. Gözlerini tavana dikti. Sanki boşluktaydı. Annesine mesaj yazdı. Bir miktar paraya ihtiyacı olduğunu yazdı. Para elime ulaştığı gün biletimi alıp geliyorum, diye yazdı. Uykuya daldı. Zil sesine irkilerek uyandı. Adamın eve ne zaman geldiğini bilmiyordu. Kulağını kapıya dayadı. Kapıcının karısı ihtarname getirmiş, “Haftaya evi boşaltmasanız polis zoruyla çıkacaksınız, yönetici böyle söyledi,” dedi. Kapıyı kapadı. Telefonda bağıra bağıra konuşuyordu. “Bir hafta sonra hepsini ödeyeceğim.” Belli ki karşı taraf “Şikâyet var” diyordu ve uzlaşmayı kabul etmiyordu.
Mum ışığında bir süre oturdu. Ellerini kavuşturdu. Aniden çıldırmış gibi eline geçirdiği her şeyi yerlere fırlattı. “Bu dünyanın gelmişini de geçmişini de evinizi de.” Duvarları yumrukladı. Yüz üstü kanepeye uzandı. Uyuyamadı. Herif hırsız, paraları çalmış. Kiramı ödemiyorum. Salonun bir başından diğer başına volta atıyordu. Şişede kalan votkayı bardağa boşalttı. Gece nasıl uyuyacağım, içki de bitti, diye düşündü. Camın kenarına kolunu dayadı. Sokaktan geçen bir kadının telaşlı yürüyüşüne baktı, bu o olmasın mı.
Kadını düşünerek kanepeye yığıldı. İçkinin etkisiyle sızıp kaldı. Uyandığında gün yarılanmıştı. Ellerini cebine koydu. Telefonla arayıp aramamak arasında kaldı. Sonra aklına bugün parayı getireceği geldi. Sertçe kapıyı çarpıp çıktı evden.
Kadın ondan saatler öncesinde uyanmıştı. Dünden kalan yarım simidi yiyordu. Kapı çarpmasını duyunca yerinden kalkıp pencerenin önünde durdu. Sokaktan kayboluncaya kadar onu izledi. Hemen lavaboya koştu. Ellerini yüzünü yıkadı. Köşede duran uzun saplı fırçayı görünce başı döndü. Saçlarını yıkamaktan vazgeçti.  İzini sırtında taşıyordu. Yatağa uzandı. Ellerin yumruk yaptı üç gün nasıl geçecek. Düşündü. Annesinin aramasına cevap vermedi. Sadece gönderdiği mesaja baktı. “Para gönderdim. Ne oldu? Cevap ver.”
Akşam güneş batmış kadın odasında oturuyor onun evde olduğunu fark ederse neler yaşayacağını düşünüyordu, sarhoş değilse küfreder durur. Sonra merdiven altı aklına geldi, ürperdi. Dövse de çıkmam kapımı kilitlerim. Bunları düşünürken anahtarın kilitte döndüğünü duydu. Korktu. Üç gün alt komşuda mı kalsam diye düşündü. Kapısını kaparken adam onu gördü. Hızlıca kapadı. Ne olacaksa olsun. “Sen yine mi geldin.” Kapıyı yumruklamaya başladı. “Aç sana diyorum. Aç, ne işin var evimde, çık git.”
Kadın korkudan titremeye, ağlamaya başladı. “Gidiyorum, üç gün izin ver. Kalacak yerim yok.” “Beni ilgilendirmez,” dedi adam. Kapıyı tekmelemeye başladı. “Seni evimde barındırmam, aç diyorum.” Adam var gücüyle bir tekme attı, kapı açıldı. Kadının omuzlarından yakalayıp sarsmaya başladı. “Sana demedim mi bu eve bir daha adım atmayacaksın.” “Eşyalarımı alıp hemen gidiyorum.” “Sigara alacak param yok. Seni mi besleyeceğim. Allah belanı versin, topla çabuk, defol git.” Kadın valizini toplarken, ev sahibi kapıda. “Hemen evi boşaltıyorsunuz.”  Yanında götüreceği hiçbir şeyi yoktu. Poşetin içine sustalı bıçağı, tıraş makinesini, iki pantolon, iki tişört koydu. Arkasına bakmadan merdivenlerden başı öne eğik indi. Kadın arkasından ona yetişmeye çalıştı, bahçede küfürleştiler şimdi ikisi de eşit şartlardaydı. Ellerinde çantaları arkalarında, viraneye dönmüş bir ev, bırakarak yürüdüler.
Adam kadının saçını tutup kafasına yumrukla vurdu. “Ağzına sıçtığımın kızı, başımın belası,” dedi ve kalabalıkta gözden kayboldular.
 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

En güzel aşk romanları...Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Christine Estima

20 Eylül 2025

Kafka’nın İlk Çevirmeni: Milena Jesenská

“Henüz var olmayan bir şeyi, ancak ona tutkuyla inanırsak yaratabiliriz."1920’li yılların Viyana’sı günümüzün kozmopolit Viyana’sı gibi değildi. I. Dünya Savaşı sona ermiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökmüş,  bu acımasız savaşın yarım bıraktığı işi 191..

Devamı..

Sapanca’da Doğa Yürüyüşü Yapılabilecek..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024