Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Mart 2021

Öykü

Geçmişe Yolculuk

Funda Çakmak

Paylaş

1

0


Uğur, otobüs terminalinde sırtında çanta ile koşarken kendi kendine, artık bu kadarı pes, diye söyleniyordu. Her zaman olduğu gibi bu sefer de otobüs kalkış saatine dakikalar kala gelmişti terminale. Geç kalma alışkanlığı için annesi hep sitemli bir şekilde babasına çektiğinden bahsederdi. Her yere geç kalırdı. Doktora, okula, randevularına. Aslında kendi içinde Uğur da haklıydı, dolu dolu yaşamak için zaman çok kısaydı, o ise bu kısacık zamana yetiştiremiyordu kendini. Ama o gün farklıydı, yılların alışkanlığına o gün kendisi bile öfkelendi. Belki bu öfke aslında yıllar sonra gitmek zorunda kaldığı, doğduğu şehre aitti.

Muavinin saatin kaç olduğunu sorgulayan bakışlarının takibinde otobüse güçlükle attı kendini Uğur. Dar koridordan geçerken göz göze geldiği insanlardan özür dileyerek on dört numaralı koltuğun önünde durdu. Terden yakası nemlenmiş montunu ve sırt çantasını aceleyle koltuk üzerindeki küçük bagaja yerleştirdi. Deri kemerini gevşetip koltuğuna oturdu. Şimdiden boynu ağrımaya başlamıştı bile, hep böyle olurdu, stresli anlarda boynuna bir ağrı girerdi. Bir eliyle ensesini ovalarken göz ucuyla Sivas yolculuğunda kendine eşlik edecek olan koltuk arkadaşını inceliyordu.

Yetmişli yaşlarda bir amcayla yoldaş olmuşlardı bu mecburi yolculukta. Zorunlu çıkılan uzun yolculukların zorunlu arkadaşlıkları olur, diye düşündü Uğur. Amca zaten gülen gözlerle kendisine baktığına göre muhabbete çoktan hazırdı.

– Selamünaleyküm amca, dedi Uğur ensesini ovalayarak.

– Aleykümselam evlat. Allah razı olsun. Memleket Sivas mı? Ondan mıdır bu yolculuk?

– Evet Sivaslıyım amca, dedi Uğur ağrıyan ensesini ovalarken, ama yolculuk sebebim iş. Yoksa işim olmaz Sivas'la. Yıllar oldu gelmeyeli, mecbur kalmasam gene gelmezdim, dedi, ağrıyı yok etmek için ensesini iyice sıktı.

– Niye öyle dersin be evlat? Var mı memleket gibisi? Ben bir ay zor dayandım oğlumun yanında İstanbul’da. Allah razı olsun gül gibi baktılar bana, ama memleket özlemi var yaa, aha yaktı şuramı. Yalnızlığıma rağmen düştüm gene yollara. Ne bekleyenim var, ne soranım. Israr ettiler, kal dediler, kalamadım. Sen niye istemezsin gül gibi memleketi? Hele anlat bana, sevda mı seni küstüren doğduğun topraklara?

– Yok be amca, sevdaya vakit kalmıyor ki çalışmaktan, dedi Uğur ensesini ovalarken. Gazeteciyim ben, hayatım yollarda geçiyor. Sivas’ta Tokuş köyüne yapılacak olan kalker ocağı için gidiyorum. Köylü istemiyor ocağı ya, haber yapacağım işte. Uğur verdiği cevap ile amcanın geçmişe ait sorularını geçiştirme telaşı içindeyken şiddetli bir ağrı hissetti, ensesini tuttu.

– Heee bildim o köyü, ocak mı yapılacakmış? Allah razı olsun, dedi amca konunun ne olduğunu anlamadan. Uğur’un konuyu geçiştirme çabaları ise ihtiyarın gözünden kaçmadı. Ayaklarının dibine koyduğu çantasından, el örgüsü bir hırkayı çıkartıp,

– Şimdi de bakalım evlat, nedir senin Sivas’la sorunun? diye sorarken hırkayı iyice dizlerine sardı. Aynı anda Uğur hırkanın sıcaklığını kendi dizlerinde hissetti, bir de naftalin kokusunu. Hırka mı naftalin kokuyordu, yoksa kendi anıları mı? Ayırt edemedi. Ensesini ovalarken anneannesi geldi gözünün önüne. Onların Sivas’tan ayrıldığı yıl vefat etmişti anneannesi. Üzüntüden öldü dedi hep komşuları, bacılığı arayıp haber vermişti anneannesinin ölümünü. O yıllarda daha on yaşındaydı Uğur, bir dedesinin onları evden kovuşunu unutamamıştı, bir de vefatın ardından annesinin dövünerek ağlamasını. Hasret gitti anacım feryatlarıyla inlemişti bütün mahalle. Ensesini ovalarken amcanın sesiyle irkildi Uğur.

– Daldın gittin be evlat. Bu gadinge ne çok konuştu mu dersin benim için? Kaç yaşındasın sen ? Gadinge ne bilir misin evlat?

– Yok amca estağfurullah, dedi Uğur ensesini ovalayarak. Otuz yaşındayım. Gadinge’yi bilirim tabii, Sivas’a gelmedik ama aslımızı hiç unutmadık amca. Asıl bildiklerim acı olmuş zaten bunca yıl bana. Acı hatıralar unutturmuyor kendini. Seninle birlikte içinde büyüyor sanki. Anlatayım amca sana hikâyeyi rahat edemeyeceksin öğrenmeden, sonra,da biraz uyuyalım ama, malum yol uzun.

– Ben beş yaşındayken gerçek babam kalp krizinden ölmüş diyerek başladı söze Uğur,

Annem ve ben dedemin ısrarlarıyla Sivas merkezde olan evimizden apar topar köye geri dönmek zorunda kalmışız. Köy yeri tabii, dul bir kadın şehirde tek başına yaşar mı hiç? Geçim derdi de var. Birde dayılarım var üç tane, imkânı yok annemi bırakmazlar şehirde. İki göz evde yedi kişi yaşamaya başladık. Bir çocuk, dört erkek, anneannem yaşlı, bütün iş annemde, telef oluyor kadın. Dayılarımın baskısı desen çok fazla , küçüğüm ama anlıyorum annemin çok ezildiğini. Anneannem kollamaya çalışırdı annemi, ama yetmezdi kadıncağızın gücü. Israr etse aynı zulüm ona olacak. Dört beş sene geçti böyle, dedi Uğur, ağrıyan ensesini ovalayarak devam etti.

– Sonra annemin bir talibi çıktı. Gene şehirden biri. Eş dost ziyareti için bizim köye geldiği sırada görmüş annemi, talip olmuş. Daha önce de çok talibi oldu annemin, vermedi dayılarım işte. Tabii kim yapacak evde işi gücü? Sonra öğrendik ki adam gayrimüslimmiş. Bizimkiler tozu dumana kattı tabii, müslüman olmayana kız verilmez, bu ne cüret filan diye yıktılar ortalığı. Gelgelelim ateş bacayı çoktan sarmış. Annem ile Erman abi önceden tanışmışlar meğer. Kaçak göçek bir yerlerde görüşmüşler. Bu durum duyulunca ev iyice cehenneme döndü. Zavallı annemin yemediği dayak kalmadı. Her biri ayrı ayrı dövdü.

Derin bir nefes aldı Uğur, devam etmekte zorlandığı belliydi, ensesini ovalarken muavinden bir su istedi.

– Köyün bazı ileri gelenleri bu evliliğe olumlu görüş verse bile dedemler bir türlü razı olmadıl Sonra bir gece annem bir elinde aceleyle hazırlanmış bir çanta, bir elinde sıkıca kavradığı ben, dikildi dedem ve dayımların karşısına. Annemi hiç böyle görmemiştim. Dimdik durdu karşılarında. Elimi öyle bir sıkıyordu ki benden güç aldığını hissedebiliyordum. Biz gidiyoruz, dedi annem. Erman ve ben evleniyoruz, dedi. Sonrası kıyamet. Yutkundu Uğur, suyundan bir yudum daha aldı. Ensesi ağrıdan iyice uyuşmuştu. Ovalarken devam etti. İtiş, kakış, bağrış, çağrış. Biri beni çekiştiriyor, diğerleri annemi, anneannem ağlıyor. Onlar namus derdinde, annem ve ben can derdinde. Ne kadar sürdü kavga, dövüş bilmiyorum. En son hatırladığım, dedem anneme vurmak üzereyken önüne geçtiğim ve avazım çıktığı kadar bağırdığım. Sonra bir sessizlik oldu evde; annem dökülen çantamızı topladı, el ele kapıya doğru yürüdük. Bir tek anneanneme veda etti annem, ama sadece gözleriyle.

Gözleri doldu Uğur’un, boğazı düğümlendi,hikâyenin sonuyla birlikte sanki onun nefesi de tükenmişti. Son bir gayretle ensesini ovalayarak devam etti.

– Çıktık gittik o gece evden. Gidiş o gidiş oldu. Bir daha hiç dönmedik Sivas’a. Bütün yaşananlar iz bıraktı bende, ama en çok annemle kapıdan çıkarken, dedemin enseme indirdiği okkalı tokadın acısını hiç unutamam. O gün bugündür sıkıldığım zaman bir ağrı hissederim ensemde. Ovarım ama geçmez, dedi Uğur. Hikâyesini bitirirken ensesini ovaladı. İşte böyle, dediği sırada amcanın çoktan uykuya dalmış olduğunu fark etti. Yere düşmek üzere olan naftalin kokulu hırkayı düzeltti. Hırka mıydı naftalin kokan?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Odamdaki GözDemet Taştemir
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

17 Ekim 2025

Cam Tavanın Altındaki Gökyüzü

Gazze söz konusu olduğunda siniyor tüm ilham perilerim.Yeni taşındığım bu şehirde “mahsur” kalmış gibiyim. Orhan Pamuk’un Kars’ta mahsur kalan Ka’sı gibi hissediyorum. Bu his, sanırım, ne olduğunu bilmeden hep sıra dışı bir şeyler olmasını beklememden.Bu şehirde her gün ..

Devamı..

László Krasznahorkai’nin Günümüze Sesl..

Bran Nicol

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024