Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Ocak 2021

Kültür Sanat

Genç Bir Doktorun Anıları: Pandeminin Düşündürdükleri ve Kitap-Dizi Karşılaştırması

Özgecan Büyüker

Paylaş

0

0


Pandeminin başlangıcından ve akabinde dünya genelinde eve kapanma kararları alındığından beri evde yapılan etkinliklere rağbetin arttığını biliyoruz. Bu artıştan okuma ve izleme alışkanlığımız da nasiplendi, bu bağlamda en çok distopya türüne ilginin arttığını söyleyebiliriz. Doğal afetler, komplolar, insanların dünyayı yaşanamaz hale getirmesi gibi tüm insanlığı ilgilendiren distopik konuların arasında öne çıkansa, güncel durumuzla paralellik taşıyan salgın konusu oldu.

Fakat pandemi döneminin salgın dışında hayatımızı en çok etkileyen sonucu elbette evlere kapanma. Bu durum bana pandemiden çok önce tanıştığım bir kitabı ve dizi uyarlamasını anımsattı: Mihail Bulgakov’un Genç Bir Doktorun Anıları kitabı ve dizi uyarlaması A Young Doctor’s Notebook. Kitap ve dizinin önce pandemi süreciyle paralelliklerine, sonra karşılaştırmalı incelemelerine değinebiliriz.


Mikhail Bulgakov

Bulgakov’u Usta ile Margarita veya Köpek Kalbi’nden bilenleriniz çoktur. Genç Bir Doktorun Anıları da yazarın otobiyografik ögeler taşıyan hikâyelerinden derlenmiş bir kitap. Hikâyeler birbiriyle bütünlüklü olduğundan, bu yazıda eserden roman olarak söz edebiliriz. İlk bakışta pandemi dönemiyle ilgisi anlaşılmasa da romanda fiziki olarak tecrit edilmişlik ve bunun getirdiği kapana kısılmışlık hissi baskın. Romanın karakteri Doktor Bomgard, (tıpkı yazar gibi) Rus Devrimi döneminde tıp eğitimini tamamladıktan sonra, kentten küçük bir köye atanıyor. Doktor Bomgard’ın atandığı bu köy, karın hiç erimediği, hem iklim şartlarından hem köyün geri kalmışlığından ötürü başka bir yere gitmenin oldukça zor olduğu, ücra bir köydür. Yalnızca ulaşımdan değil, haberleşmeden, elektrikten, etkinliklerden ve her türlü lüksten yoksun bu köyün sağlık görevlilerinin yapabileceği tek eylem çalışmaktır. Gerek kitapta gerek dizide, hiçliğin ortasındaki koca kar kütlelerinin çevrelediği eski bir hastanede yaşama hali oldukça çarpıcı aktarılmış. Birkaç aydır dışarı çıkma yasaklarının dünya genelinde yeniden başlamasından ve bu yasakların kış mevsimine denk gelmesinden, (ülkemiz özelindeyse) yaz-kış saati değişimine geçilmediğinden ötürü, kapanma-soğuk-kasvet koşullarına yabancı sayılmayız. Doktor Bomgard da kentin verdiği rahatlıktan aniden koparılarak kendini böyle bir çevrede buluyor: Küçük bir gezinti için bile dışarıya adımını atamadığı koşullarda, dört duvar arasında, soğukta ve kasvet içinde. Elbette günümüzde kışı sert geçiren bölgelerde, karlarla çevrili evlerinde, üstelik az gelişmiş bir bölgede olanlarımız, pandemi dönemiyle romandaki durumun benzerliğini daha net hissedecektir. Evden çalışanlarımız da Doktor Bomgard’ın “evinin” hastanenin ek binası olmasından ve özel hayatıyla iş hayatının iç içe geçmesinden ötürü bu dönemde kendisiyle özdeşleşebilir. Bununla birlikte Doktor Bomgard’ın yaşadıkları elbette günümüz konfor dünyasının şartlarından, gerek dönemsel ve tarihsel koşullar gerekse mesleki açıdan, çok daha ağır. Bomgard atandığı bu bölgede, teorik bilgisi çok iyi olsa da pratikte ilk kez karşılaştığı durumlar karşısında ne yapacağını bilemez ve bu zorlu bölgedeki tek doktor olarak tüm hastaların yükünü taşımak zorundadır. Bu noktada pandemi döneminde sağlık çalışanlarının yıpranmasıyla paralellik kurabiliriz. Virüsün yapısının, bulaşma şekillerinin, çaresinin ve önleminin araştırılması bir yandan devam ederken bireysel olarak doktorların göğüslediği yük iki katına çıktı. Virüsün bulaştığı yığınlara müdahale ederken kendi branşlarıyla ilgili hastalıklar da var olmaya devam ediyor, görev tanımları artarken nöbetler de ona göre düzenleniyor. Bu şartlar, doktor sayısının yetmemesinin de etkisiyle bazı ülkelerde krize sebep oldu – ekstra bulaş riskine maruz kalmaları da cabası. Fakat Doktor Bombard’la en iyi empati kurabilecek sağlık çalışanları yine ücra sayılan, fiziki koşulları yetersiz ve nispeten az gelişmiş yerlerde görev yapanlar. Tüm bu koşullara ek olarak her bölgenin kendine özgü pratikleri vardır; bölgede sıklıkla rastlanan hastalıklar ve bölge halkının bu hastalıklara bakış açısı, kulaktan kulağa öğrenilen tedavi yöntemleri, doktor-hasta ilişkisi… İşte Doktor Bomgard bir yandan bilgilerini pratiğe aktarmanın endişesini yaşayıp bazı çözümleri el yordamıyla bulurken bir yandan da bu tür sosyokültürel durumlarla boğuşuyor.

Roman ve dizinin karşılaştırmasına, söz konusu hikâyelerle ilgili bilgi vererek başlamak yerinde olacak. Ana karakterin anlatımıyla ve günlük mantığıyla yazılan hikâyeler, tefrika olarak yayımlanmış.[1] Bu hikâyelerin derleme halinde bir arada toplandığı elimdeki kaynak, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarının Haziran 2015’te Genç Bir Doktorun Anıları adıyla yayımladığı ikinci baskı. Derlemede hikâyeler tefrika edildikleri sıraya göre yer almasa da bu durum öykü akışını takipte zorluğa neden olmuyor. Doktor Bomgard genel olarak hastalarla ve köylülerle ilgili bilgilendirmeler yaptığından ve atandığı bu bölgede ne kadar sıkıldığından bahsettiğinden, kitap biraz durağan gelebilir. Fakat tam da bundan ötürü, sakin okumalar yapmayı sevenler için doğru seçim olacaktır. Romandaki hareketlenme ise sonlardaki “Morfin” adlı hikâyeyle başlıyor. Bu hikâyeyi konu alan, 2008 yapımı Morfin/Morfiy adlı bir film uyarlaması mevcut. Hikâyenin konusuna gelirsek, sonunda Doktor Bombard’ın ücra bölgeden kente tayini çıkıyor, kendisinin yerine gelen meslektaşı Doktor Polyakov’un ölüm haberini almasıyla birlikte meslektaşının günlüğünü okumaya başlıyor. Bu günlüğü yazan doktor, mide ağrılarından ötürü morfin almaya başlayıp sonunda morfin bağımlısı olan ve dayanamayıp intihar eden biri. Dizi de işte bu konuyla Doktor Bomgard’ın hikâyesini birleştiriyor.

Bir romanın film/dizi uyarlamasının hayal kırıklığı yarattığı örnekler çoktur. Bu sefer önümüzde gayet tatmin edici bir uyarlama olduğunu söyleyebiliriz. İngiltere yapımı dizi, mini dizi formatında çekildi ve ilk kez 2012 yılında A Young Doctor’s Notebook adıyla Sky Arts kanalında yerini aldı. Dizinin görsel atmosferi, kitabı okuyanların tahmin edebileceği gibi kasvetli; fakat bu kasveti mizahla harmanlayarak hafifletmişler. Görsel atmosferin kasvetli olmasının sebeplerin biri elbette mekân kullanımı. Loş aydınlatmalı ve eski mobilyalarla dolu, yapı olarak da eski iç mekânlar ve karlardan ötürü tecrit edilmiş bir dış mekân söz konusu. Buna bir de romandaki kanlı cerrahi anlatımların ekrana neredeyse bire bir yansımış olduğunu, kesme-biçme işlemleri sırasında kanın gövdeyi götürmesini eklersek izlemenin hayli zorlaştığı bir dizi varsayarız. Oysa dizinin hikâyeyi ele alış biçimi, tüm bu ağırlıkları hafifletiyor. Bu kadar kasveti dengelemek için mizahi ögelerin abartılmış olacağı varsayılabilir, fakat böyle bir abartı söz konusu değil. Tüm bu zor koşullara ve kasvete rağmen izlemekten zevk alınan bir yapım olma başarısı, mizahın belli belirsiz kullanılmasında yatıyor diyebiliriz. Yanı sıra dizinin Stephen Warbeck imzalı, Rus ezgileri tınısıyla harmanlanmış müzikleri de kış havasını “ısıtıyor”. Doktorun gençliğini Harry Potter filmlerinin başrol oyuncusu Daniel Radcliffe, yaşça büyük haliniyse Mad Man’den bildiğimiz Jon Hamm canlandırıyor. Özellikle Daniel Radcliffe’e değinmemiz gerek. Başrolün kendisine emanet etme kararı, Harry Potter’la özdeşleşmiş bir aktörün seçilmesinden ötürü pazarlama stratejisi olarak görünebilir. Fakat oyuncu seçiminin ne kadar doğru olduğunu diziyi izlediğinizde anlıyorsunuz. Radcliffe’in mimikleri ve genel oyunculuk tarzı bu kasveti dağıtmadaki önemli etkenlerden. Hatta oyuncunun yer aldığı diğer yapımları izlediyseniz, Harry Potter’daki oyunculuğunun nispeten en zayıfı olduğunu söylediğimde belki katılırsınız ki bu oldukça normal. Harry Potter, Radcliffe’in hem çocukluktan yetişkinliğe geçtiği hem oyuncu olarak pişmeye başladığı, deyim yerindeyse çıraklık dönemi. Meraklısına, Kill Your Darlings Radcliffe’in oyunculuğuyla ilgili fikir verebilir. Radcliffe, canlandırdığı doktorun çaresizliğini dramatik bir şekilde değil, dizinin kara mizah atmosferine uygun bir şekilde, trajikomik bir karakter portresi oluşturarak verebilmeyi başarmış.

Bir yandan frengi salgınıyla, ters doğumlarla, türlü operasyonlarla bir yandan da halkın cehaletiyle uğraşan, selefi Leopold Leopoldoviç’in namı altında ezilen, kendisine saygı duyulması için yeni mezun toy doktor görünümünü değiştirmeye ve sakal bırakmak gibi türlü işlere kalkışan Doktor Bomgard’ın tüm bu eylemleri ve duygudurumu diziye aynen aktarılmış. Dizideki en önemli fark, Doktor Bomgard ile “Morfin” adlı öyküdeki morfin bağımlısı Doktor Polyakov’un tek bir karakterde birleşmesi. Doktor Polyakov’un morfin bağımlılığı ana karakterimize olduğu gibi aktarılmış, fakat sonları farklı yazılmış. İki karakterin birleştiği diğer nokta, Polyakov’un aynı ortamı paylaştığı bir avuç sağlık görevlisinden biriyle ilişkide bulunması. Diziye tıpkı morfin bağımlılığı gibi bu ilişkinin etrafında dönen sahneler de hareket katıyor. Dizinin yapımcıları, yalnızca Doktor Bomgard’ın yaşadıklarını uyarlamanın pek ilgi çekici olmadığını düşünmüş olacak ki, bu iki karakteri birleştirmek gibi bir yol izlemişler. Yanı sıra, romanın en sonundaki “Ben Birini Öldürdüm” adlı hikâyede söz edilen Doktor Yaşvin’in askerleri tedavi etmesi, çok farklı bağlamda da olsa diziye fikir vermiş görünüyor. Zira dizinin ikinci sezonunda doktorumuz hem Beyaz Ordu hem Bolşevik askerlerini tedavi ediyor. Elbette tüm bunlara başka kurgular da eşlik ediyor. Yapımın formatı yirmişer dakikalık sekiz bölümden ve toplamda iki sezondan oluşan bir mini dizi olduğu için yalnızca Doktor Bomgard’ın anıları aktarılsaydı bile izleyici sıkılmazdı. Yine de iki farklı hayattan da en ilgi çekici ögelerin harmanlanması sonucu oldukça keyifli bir dizi ortaya çıkmış. Hikâyeleri kompakt bir mini dizi olarak uyarlama kararı çok doğru; deyim yerindeyse tadı damağınızda kalıyor, böylelikle uzadıkça orijinalliğini kaybeden dizilerden olma riski ortadan kalkıyor.

Pandemi döneminde tecrit edilmişliğimizin daha fenası olabileceğini görmek, evdeki zamanı iyi değerlendirmek, modern klasiklerle ilgili bilgilenmek için hikâyeleri okuyup diziyi izleyebilirsiniz. 2008 yapımı Morfin’i de izlerseniz eser-uyarlama ikilisine hakimiyetiniz artacaktır. Eşzamanlı olarak Rus Devrimi öncesi ve sonrasıyla ilgili ufak bir araştırma yaparsanız, kitap ve uyarlamalarından edineceğiniz genel kültür izlerini derinleştirip bu keyifli deneyimi aynı zamanda verimli hale getirebilirsiniz. Fakat elbette Bulgakov’un eseri ve uyarlamaları, pandemiden ve zamandan bağımsız olarak mutlaka yapılacaklar listenize eklemeniz gereken kültür ögeleri.

 

[1] Hikâyeler 1925, 1926 ve 1927 yıllarında Meditsinkii Rabotnik (Tıp İşçisi) dergisinde, “Çelik Soluk Borusu” adlı hikâyeyse 1925’te Krasnaya Panorama (Kızıl Görünüm) dergisinde tefrika edilmiş.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Huzurun Adresi Baden BadenDidem Erdiman
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

30 Aralık 2025

Uçuş Planlamasında Fiyat ve Konfor Den..

Uçak yolculuğu planlarken karar verme sürecinde çoğu zaman yalnızca bilet fiyatına odaklanılır. Ancak yolculuğun nasıl geçeceğini belirleyen unsurlar bununla sınırlı değildir. Uçuş saati, aktarma durumu, sunulan hizmetler ve seyahatin amacı gi..

Devamı..

Yeni Bir Yıl ve Zaman İllüzyonu

Murat Erdin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024