Yara Bende'dir, Ben de…
1 Eylül 2018 Edebiyat Roman

Yara Bende'dir, Ben de…


Twitter'da Paylaş
0

Kürt romanının ontolojik sorunlarıyla değil, artık modernizm ve postmodernizmin kuramsal kavramlarıyla da tartışmanın başlaması gerektiğine inanıyorum.

Abdullah Ataşçı, son romanı Yara Bende'de1 diğer roman ve öykülerinde olduğu gibi Kürt halkının o gizemli ve acılarla dolu yaşamsal hikâyeleriyle birlikte sürgün edilmiş sırların peşine düşüyor. Hikâyeler gerçekle var olmayana, feodal yaşam normlarıyla özgürlüğe, baskıya ve aşka itirazı içinde barından evrenselliğe ulaşma sancıları arasında gidip geliyor. Diğer bir deyişle üst metin alt metinlerle bir iç içe geçiyor bir ayrışıyor, bazen alt metinlerden biri üst metin rolüne soyunuyor. Romana özgün bir hava veren iyi ve zekice denenmiş bu üslup ve kurgu ister istemez masalsı ve yöresel dili arıyor, buluyor da. O lanetli topraklar (!) üzerindeki bir yerleşim biriminde dere ve mahallenin isimleri bir futbol maçıyla, yakılıp yıkılan köylerin hiç olmadığı inkârıyla bu lanetin en nesnel yargıları olarak bilinçaltımıza işleniyor. Bu metaforik yaklaşım aslında genel olarak ötekileştirilenlerle egemen ve yöneten güçlere gönderme yapsa da, aynı zamanda o coğrafyanın genel yazgısının da en somut hali.  Çocukları olmayan bir ailenin yörede inanç olarak tanımlanan ne kadar bildik hurafelere başvurduktan sonra yaşayan yedinci çocuğuyla ilgili bir roman bu. Neredeyse yaşamsal bir ritüel haline gelen bu durumun romanda şifrelenmiş olması, metni ilgi çekici hale getirme gibi amaç taşıyor. Ancak okur bilinçliyse bunun farkına varıyor. Hatta bütün metinler arasında bu tür işaretleri içgüdüsel olarak aramaya başlayan okur biraz da satranç gibi bir oyuna itiliyor. Örneğin yedinci çocuğun yaşaması. Rakamların (Yediler, Kırklar vs…) dinsel motiflerle ilişkiyi akla getiriyor ama metinlerde rakamlarla ilgili bir kaygı yok. Ha keza, yaşayan yedinci çocuk Hasan’ın bir anlamda kendisine yol gösteren ve dile gelen köpekle konuşması. Köpeğe aslında pek de sıcak bakılmaz, hele bazı mezhepler köpeğin ‘uğursuzluk’ olarak nitelendirilmesine kadar vardırır. İyi de, köpek o yörelerde yaşamın diğer bir gerçeğidir, onsuz yaşam olmaz. Romandaki bu çelişkiler tuhaf karşılanmasa da, Zerteriçli İbo’nun ve Deli Neco’nun delice ama saygı duyulan, aynı zamanda hoşa da giden davranışları bir çelişki de değildir. Bu çelişki gaipten seslere, rüyalara kadar derinleşse de, Hasan’ın dedesi Hamo’nun Gevre’yle karıştırdığı Rehan’la diğer (!) dünyada dahi birlikte olmak için bu dünyaya mistik mesajlar göndermesi, her daim ilenen Kör Sabiha’nın gizemli gücü romanda çözülmeyecek düğümler gibi hissedilir. Ama tüm bu düğümler, Hasan’ın roman boyunca peşine düşüp de bulamayacağını sandığımız Goncagül’üne kavuşmasını engellemez. Tek itirazım, Goncagül’ün Hasan’la garip bir rastlantıyla kavuşma ânı ve Goncagül’ün tavrı. Yadırgadım. Hem romanın bütünlüğü içinde hem de o metinin akışında çok ayrıksı, zayıf ve yapmacık duruyor. Abdullah Ataşçı, büyük beklenti yaratan bu hikâyede niye böyle bir anlatımı seçti, bilmiyorum.

Yazıma romanı hem özetleyerek hem eleştirerek girmemin bir nedeni var, şüphesiz. Ataşçı’nın kitaplarını2 okuduğumda da her şeyden önce içten içe dengbejlik3 geleneğinin süregeldiğini algıladım. Bu algılamamın nedeni Mehmed Uzun’un  söyleşilerinden oluşan Küllerinden Doğan Dil ve Roman4 adlı derleme kitabının önsözlerinden biri Hamdi Özyurt’un Prizma dergisine yazdığı yazı… Özyurt, bu yazısının başlığını “Dünyayla Buluşan Bir Dengbej” olarak atar. Mehmed Uzun’u modern bir dengbej olarak tanıtır. Necmiye Alpay ise aynı kitaba yazdığı önsözde şöyle der:

“Uzun’un hem edebiyat dışı hem de edebiyat için öngördüğü temel nitelik, modern olmak. Küllerinden Doğan Dil ve Roman için yapılan söyleşisinde bu fikrini ‘Topyekûn bir modernizm’ diye kavramlaştırıyor. Günümüz Kürt yazarı için zorlayıcı bir yol bu: Tam olarak modernleşmemiş bir toplumda daha ilk anda karşımıza, daha doğrusu yazarın karşısına, edebiyatta modernist olmakla edebiyat dışında modernist olmak arasındaki çelişki çıkıyor.

Egemen ülkelerin ‘modernist’ adı verilen adı verilen edebiyatı, gerçekte içerik açısından edebiyat dışı modernin reddine dayanıyordu. Ama modernin reddedilmesi, getirdiği yıkımı göstermek anlamına geliyordu; modern öncesine dönmek anlamına değil. Başka bir deyişle, dili ve anlatımı yenilediği için adı ‘modernist’ olan bu edebiyat, hiç modern yaşam, modern dünya, modern toplum yanlısı olmadı. Eleştirdi ya da reddetti bunları.”

abdullah ataşçı

Şimdi modern Kürt romanının öncülerinden biri olan Mehmed Uzun’un bir “Dengbej” olarak nitelendirilmesi ve kabul görmesi, aynı zamanda Uzun’un da Kürt romanında  ‘modernite’ sorununu aşmaya çalışması beni böyle düşünmeye itti, açıkçası. Bu bakış açısı beni, Yara Bende romanında da Mikhail Bakhtin’in diyalojizm kuramında kendine yer arayıp da bulamamasını, yani metinlerarasılık ilişkilerinde romandaki hikâyelerin konumunu irdelememe zorladı. Çünkü her şeyden önce aklımda yanıtını bulmak istediğim bir soru oluşmuştu. O soru da şuydu: Bu roman nasıl nitelendirebilir? Yara Bende romanının bir anlatıcının ağzından çıkmış metinlerden oluştuğu algılanıyor. Doğrudur da, romanda da zaten çoğu kez anlatıcılar devreye giriyor. Sanki bir sözlü anlatım var da bu sonradan kâğıda dökülmüş gibi. İçeriği ne olursa olsun bütün Kürt romanlarında görülen genel karakteristik bir tavırdır bu. Yani sözlü geleneğinin alışkanlıklarını (genetik kodlara yazılmış gibi var sayabilirsiniz de…) yazılı edebiyata geçişin örneklerini Abdullah Ataşçı’nın Yara Bende romanında da görürüz. Elbette benim niyetim, bir romanın bir ulus kimliğiyle bağdaştırılması için ille o ulusun anadiliyle yazılması gerekiyor mu gerekmiyor mu gibi yılan hikâyesine dönen bu tartışmayı yeniden alevlendirmek değil. Böyle bir şeyi de en başta ben reddederim. Ben sadece Abdullah Ataşçı’nın ve diğer Türkçe yazan Kürt yazarların anlatımını aynı coğrafyanın bir insanı olmam nedeniyle daha içselleştiriyorum ve böylesine çok boyutlu sorguluyorum. Bu romanlar çoksesliliği mi işaret ediyor, yoksa monolojik bir anlatımı mı? Çünkü beslenilen ana damarın, çok zengin sözlü bir anlatım geleneğinden, sözlü gelenekten gelmesi bunu sorgulamamayı değil, aksine sorgulanması gerektiğini vurgular. Kürt edebiyatının önce çok güçlü şiirlerle medreselerde doğması, bu geleneğin dilden dile yaygınlaşmasına katkı da sunar. Nitekim bu geleneğin nasıl güçlendiğine dair ünlü Kürt şairi Feqiye Teyran’ın şiirleri de örnek gösterilir:

 “Sözlü kültürlerde yazılı olandan öte söz bakidir. Evet, orada da söz uçar ama hayatın içinde kaybolmak için değil. Aksine söz, ağızlarda dolaşmak ve her defasında yeni manalar eklenerek büyüyüp bugüne ulaşmak ister. Bu yüzdendir ki Feqiye Teyran’ın şiirleri dilden dile dolaşmış, hayatı efsanenin odağına yerleşmiş, her şiirine yeni efsaneler uydurulmuş olarak varlığını sürdürür. Ama bir noktaya dikkat çekilmeli ki sözlü kültürlerin gerçeğiyle yazılı kültürlerin gerçeği bambaşkadır. Sözlü kültür için efsane gerçeğin bizatihi kendisidir.”5

Yani şunu da iyi biliyoruz ki, modernizm varsa orada postmodernizmi de düşünmek ve araştırmak zorundayız, artık. Zorundayız çünkü tam da burada bu tespitlere postmodernizmin tanımlarıyla bu konuyu ele almak düşüncelerime daha da açılım sağlıyor. “Postmodern paradigmanın dış çizgilerinin edebiyat çalışmalarında başka yerlerde olduğundan daha az belirgin olmasının nedeni budur. Tek bir nedenden söz edilecekse, modernizm fikri (güçlü olsa da) hiçbir zaman, diyelim sanat tarihinde olduğu kadar, edebiyat çalışmalarında güçlü bir şekilde ele alınmamıştır” diyen Steven Connor,6 modernizmin öznelci göreceliğini vurgulayan açıklamalardan söz edilmesi gerektiğini vurgular. Connor’u okudukça aslında bir anlamda Kürt romanının da postmodernist düşüncelerle yorumlanmasının zamanının geldiği hissedilir. Bu aynı zamanda Mehmed Uzun’un modernizme dair kaygısınındaha iyi yorumlanması demek.

“Biçimsel bütünlüğün ya da özün reddini modernizmde içkin bir şey olarak, postmodernizmin ortaya çıkışını ise bu süreçteki dönemlerden biri olarak görme eğilimindedir. Edebiyat incelemelerinde bu bakış açısının belki de en etkili savunucusu Ihab Hassan’dır. Hassan’ın 1. baskısı 1971’de yapılan The Dismemberment of Orpheus : Togards a Postmodern Literature (Orfeus’un Parçalanışı : Postmodern Bir Edebiyata Doğru) adlı kitabı, genç erkeklere gösterdiği ilgiyi kıskanan Maenadlar tarafından parçalanan ozan Orfeus’un kaderinin öyküsü etrafında döner. Orfeus, kafası koparılıp ozanın liriyle birlikte Hebrus Nehri’ne atıldıktan sonra da şarkı söylemeye devam etmişti. Hassan bu anlatıda, 1914’ten beri edebiyat geleneklerinin birbirini izleyen kuşaklardan yazarlar tarafından bilinçli bir şekilde parçalanışı olarak gördüğü şeyi anlamanın bir yolunu bulduğunu düşünür. Hassan’a göre bu yüzyılın en önemli edebiyatı, parçalanmaya razı olan ama gene de 'telleri olmayan bir lirle' şarkı söylemeye devam eden bir 'sessizlik edebiyatı' olmuştur.”

Yani Mehmed Uzun’un da başlatmak istediği, ancak şu ana kadar yeterince el alınmayan, hatta yer yer görmezden gelinen, Kürt romanının ontolojik sorunlarıyla değil, artık modernizm ve postmodernizmin kuramsal kavramlarıyla da tartışmanın başlaması gerektiğine inanıyorum. Hem de başta dil olmak üzere anlatımı, içeriği, gelenekleri ve disiplini de dahil ederek bu sarmal ve çok uzun tartışmanın içine katmak gerek. Sözü fazla uzatmadan söylemeliyim: Yara Bende romanı işte tam da bu tartışmaların odağında bir roman. Çünkü zaman, yine Connor’un deyişiyle, edebiyatta bu tartışmaların, yani modernist ve postmodernist estetiğin en çarpıcı konularından biridir. Zaman epik zamanla çağdaş zamanın çarpışma zamanı…

1 Yara Bende, Everest Yayınları, 1.Basım, Haziran 2018

2 “Dağda Duman Yeri Yok -Roman”, “Kimse Bilmesin- Öyküler”, “Bırîndar-Roman”

3 Dengbêj, Kürt sözlü edebiyatında kilam ve stran söyleyen sanatçıların adıdır. Dengbêj sözcüğünün kelime anlamı; deng 'ses', bêj 'söyle'dir. Bu kelime, sözün ahenkle icra edilmesini sağlayan kişi anlamında kullanılmıştır.

4 İthaki, 2012

5 Kürt Edebiyatına Genel Bir Bakış, Abidin Parıltı-Özlem Galip, Sel, s. 18

6 Steven Connor, Postmodernist Kültür, 3. baskı, YKY, ss.159-160


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR