Huzurun Adresi Baden Baden
8 Kasım 2019 Kültür Sanat Gezi

Huzurun Adresi Baden Baden


Twitter'da Paylaş
2

"En iyi yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez," diyen Küçük Prens misali ben de bu şehri yüreğimle geziyorum. Masal şehrin masalsı otelinde kaldığım süre boyunca ahşap merdivenlerinden inip çıkarken her seferinde karşılaştığım Küçük Prens’le gönül bağı kuruyorum.

Bazı şehirlerin misafirlerine bıraktığı unutulmaz hatıraları, ruhlarına ve bedenlerine iyi gelen yanları vardır. Almanya’nın yeşillikler içindeki Baden Baden şehri bunlardan biri benim için. Daha çok bir şehrin içinde değil de huzurlu, doğal bir park alanında geziyor gibi hissediyorum kendimi. Caddelerin, sokakların kendine has sessizliği ve sakinliğinin içinde garip içsesleri var sanki. Gökyüzüne yükselen ağaçlar ayrı ayrı tonlardaki yaprakları, koca kalın gövdeleri ve sık dizilişleriyle güneşin ışıklarına meydan okuyor gibi. Bu sebepten olsa gerek “Kara Orman Bölgesi” ismini vermişler bölgeye.

Romalılardan kalma tarihi hamamların olduğu bu şehrin adı hamam anlamına gelen Baden’den geliyor. Avusturya'da Baden şehri olmasından dolayı karışmasın diye Almanlar buraya Baden Baden demeyi tercih etmiş. 

Lichentaler Parkı’nın ortasından akan dere tüm asaletiyle süzülürken parkın verdiği huzur, farklı bitki türlerinin yaydığı güzel kokular eşliğinde bir süre sonra insanda terapi etkisi yaratıyor. Öyle ki bu duygu garip bir mutlulukla huzura dönüşüyor. Dostoyevski, Turganyev, Gogol gibi dünya edebiyatının büyük usta yazarlarının, Schumann, Brahms, Liszt gibi büyük müzisyenlerin bu şehirde kaldığını öğrenince, eserlerini yazarken buralardan ilham almış olduklarını düşününce bu gezi daha da bir anlam kazanıyor benim için.

Pasta ve kahveleriyle adından söz ettiren birçok güzel mekân var. Bunların arasında Cafe König, Dostoyevski'nin de uğrayıp kahvesini içtiği, notlarını aldığı, geleneksel tarzda döşenmiş, huzurlu ve çok hoş bir yer. Tatlı sevenler için bir cennet denilebilir. Limonlu tatlısı ve romla yapılan kara orman tatlısı muhteşem.

Şehirdeki dünyaca ünlü Baden Baden Kumarhane’sini görmemek olmaz. Dostoyevski'nin Kumarbaz kitabını bu şehirdeki kumar deneyimlerinden yola çıkarak yazdığını bildiğim için o havayı solumak istiyorum. Nasıl yaşadı, nasıl yazdı, nerelerden, ne duygularla geçti? Bir edebiyatsever olarak merakımı fazlasıyla cezbediyor.  

Usta edebiyatçı 1867 yılında kırk beş yaşındayken bir yayınevinin dayatması sonucu Kumarbaz kitabını yirmi beş günde yazar. Eğer eserini bu zaman içerisinde bitiremezse diğer yapıtları üzerindeki yayın hakkını yitirecektir. Bunun üzerine Dostoyevski yazmaya başlar. Ancak bu iş hiç de kolay olmaz. Günler gelir, geçer kitap bir türlü bitmez. Zamanın kısalığı, yetiştirme telaşı onu iyice gerer. Konuştuklarını yazıya aktarması için genç bir kadınla çalışmaya başlar. Dostoyevski ruletten 10 bin frank kazanmayı, biraz daha kazanma hırsıyla oyuna devam edip her kumarbazın başına geldiği gibi kazandığı ve cebindeki bütün parasını kaybetmeyi çoğu kez deneyimlemiştir. Yaşayıp hissettiklerini anlatmakta pek de zorlanmaz ve Kumarbaz’ı bu deneyimlerinden yola çıkarak kurgular.  

Casino Baden Baden bir sarayı andıran görkemli, tarihi bir binaya sahip. Tavan resimlerle bezenmiş, duvarlarda yüzyıllar öncesine ait büyük, görkemli aynalar, aplikler asılı. Aynaların önündeki vazolarda taze gonca güller var. Her şey çok etkileyici olsun istenmiş belli ki. Marlene Dietrich burada rulet oynamaktan gurur duyarmış. Bir kumarbaz için büyük laf olsa gerek.  

Bütün ihtişamına rağmen insanların sevinç ve kaygı dolu çelişkili ifadelerle bir kazanıp bir kaybedişini izlemek, insanı hipnotize eden tuhaf bir ortamın içinde bulunmak bir süre sonra beni yoruyor ve çıkmak istiyorum kumarhaneden. Böyle yerler beni sıkıyor, bir kez daha anlıyorum. Dışarısı huzurlu, temiz ve sakin. Yürüme mesafesindeki otelimize geri dönmem lazım, diyerek Küçük Prens Oteli’ne geliyorum.

Seçtiğimiz otel benim gibi edebiyatsever biri için bu güzel şehirdeki en anlamlı otel diyebilirim. Buranın adı “Hotel Der Klein Prinz-Baden Baden” olarak geçiyor. Odaların zamana meydan okurcasına geçmiş yılları yaşatan zevkle döşenmiş hali, koridorlarda Küçük Prens kitabının içindeki resimlerin tabloları, her bir ayrıntının düşünüldüğü dekorasyonu, Avrupa'da sabah kahvaltılarında görmeye pek alışık olmadığımız zengin açık büfe kahvaltısı, Michelin yıldızlı restoranı, huzurlu şehrin, huzurlu oteliyle çok hoş bir tatil yapma şansı veriyor insana.

“En iyi yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez,” diyen Küçük Prens misali ben de bu şehri yüreğimle geziyorum. Masal şehrin masalsı otelinde kaldığım süre boyunca ahşap merdivenlerinden inip çıkarken her seferinde karşılaştığım Küçük Prens’le gönül bağı kuruyorum. Kitabı yanımda getirmiş olmanın ayrıcalığıyla açtığım her sayfadan sanki bana verdiği mesajları okuyorum kaldığım süre boyunca. 

“Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden,” diyor açtığım sayfa. Bundan mı bilmem, şehirden ve otelden ayrılmak zor oluyor benim için. 

Vedalaşırken kulağıma fısıldıyor Küçük Prens:

“Geceleri yıldızlara bakmalısın. Benim yıldızım bulup da sana gösteremeyeceğim kadar küçük. İyi ki de öyle. Yıldızım senin için şu yıldızlardan biri olacak. O zaman da bütün yıldızlara bakmak mutlu edecek seni. Hepsi birden dostun olacak. Üzüntün geçtiğinde (üzüntüler günün birinde mutlaka geçer), beni tanımış olduğuna sevineceksin. Hep dostum kalacaksın benim. Benimle gülmek isteyeceksin. Bazen aklına esip pencereleri açacaksın. Dostların senin gökyüzüne bakıp güldüğünü görünce hayretler içinde kalacak. O zaman sen de onlara, yıldızlar beni hep güldürür, diyeceksin,” sözleri ve birkaç güzel hatırayla uğurluyor beni bu güzel şehirden. 


Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


Didem Erdiman
Güzel yorumun için çok teşekkür ederim.
8:09 PM
Levonnn1frst Levo
Gönül gözün hep açık oldu. Her zamanki gibi çok güzel bir yazıyı kaleme almışsın. Kalemine, yüreğine ve emeğine sağlık...
6:07 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR