Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Mart 2022

Kitap

Alejandro Zambra ve Okumamak

Erhan Sunar

Paylaş

3

1


Kitapları okurken dikkatle kendi hayatını da okumakta olduğunu bilen bir yazarın tavrıyla, kafa karışıklığını hiç tartışmaya açmak istemeyerek, okumayı yazmaktan daha çok sevdiğini söyler ve başka yazarları okumayı askıya aldığımız zamanlarda, bir tek o zaman ve yine bir paradokstan yavaş yavaş bir kesinliğe vararak, yazmayı arzu edeceğimizi ileri sürer.

Alejandro Zambra’nın Okumamak’ta bir araya gelen denemelerinin hayatla edebiyat arasında kurduğu bağlar ve edebiyat tarihini yapan epey bir esere göndermeleri daha ilk bakışta kitabın kapsamının boyutlarını gösteriyor. Ama hemen girişte de bu genel değiniyi, kendi kendini silmeye eğilimli bir yazı örneği gibi, biraz daha açmak ve belki şöyle demek gerekir: Kitabın hayatla edebiyat arasında kurduğu bağlar ve yetişmeye çalıştığı onca eser, aslında onları nasıl okumamız gerektiği yönünde küçük işaretlerle anlamına yaklaşıyor, “edebiyat yapma” tuzaklarına ise, sürekli hayattan ve yaşantılardan beslenen güçlü bir tavırla karşı koyuyor. Yani, yazarın birkaç kez bambaşka vesilelerle anlamını genişlettiği haliyle, onları kısmen de olsa “okumamayı” önerebiliyor.

Edebî bir şaka gibi görünen bu tavrın arkasında Zambra kitap boyunca durur, çünkü hep sorunsuz ve olgun mantık yürütmelerle ilerlettiği yazılar ne kitabî, ne kavramsal, ne ukalaca ne de basitçe kalabalıktır. Aksine, kurmaca dünyasından da bildiğimiz hoşgörülü üslubuyla zaman zaman diyalog çağrısı, çoğu kez de elverişli boşluklar yaratarak açıkça düşünme ve belki yanılgı payı bırakır. Bu hiç de tuhaf kaçmayan mesafe yazarla okur arasında değil, çeşitliliği epey geniş kitaplarla okur arasındadır elbette. Daha ilk birkaç yazıyla, hem bir alıntılar ve göndermeler silsilesi hem de bunların yazarın kişisel dünyasında (çocukluğunda, eğitiminde, edebi gelişiminde…) tuttuğu yerin kapsamı içinde buluveririz kendimizi. Kitaplardan yavaş yavaş örülen bu kişisel dünya çok samimi ve açık sözlü olduğu için de, bir yandan onun oluşumuna dikkat kesiliriz belki, ama derinde yürüyen bir başka mantık edebiyat olmadan o hayatın okuduğumuz biçimiyle kalmayacağını gösterir.

Tam anlamıyla bir hayata, başka hayatların seyrine temas eden kitaplara dair bir kitaptır Okumamak. Yazar, biz uzak okurların da hiç garipsemeyeceği yollarla ülkesinin faşizmle ve demokrasi sancılarıyla sınavını ya da çok az kitap bulunan orta halli bir aileden edinilebilecek okuma ve edebiyat terbiyesini çoğunluğu Güney Amerika’dan olmak üzere romanların, şiirlerin içinden durmadan gündeme getirir ve en sonunda önümüze yeni bir edebiyat coğrafyası sermiş olur. Satır aralarında, bazen de doğruca eleştirdiği ve bütün dünya okurlarının artık yakından bildiği “boom kuşağı” bu yazılar boyunca tek ve baskın kader olmaktan çıkar ve böylece yine biz uzak okurların adını henüz duymamış bile olabileceği birçok yazar adeta edebî birer akraba haline gelir. Zambra’nın kültürel kökenlerini, edebiyat geleneğini baştanbaşa sahiplenme becerisi öyledir ki, bundan olağan bir okurun gelişimi hakkında da bazı sezgiler ediniriz. Ama kitaba adını veren ironi dolu denemede kendi yazınsal coğrafyasında epey bir yazar arasında neredeyse bir bayrak yarışına çevirdiği “okumama” sarmalı ve birkaç anekdot içine Nobelli bir yazar da (Jean Marie Le Clezio), adı ilk kez duyuluyormuş gibi giriverdiğinde (dahası, “sağlıksız bir zeminde ödülü hak edip etmediği” belirtildiğinde) meselenin yerel ölçekli bir hesaplaşma ya da öylesine bir şaka da olmadığını anlarız. Okumamak, kitabı size Nobel ödüllü bir yazar önermiş olsa bile, daha birkaç sene öncesine dek hakkında bambaşka fikirler taşıdığınız bir yazarla şimdi ölümcül bir karşılaşmanın tam kıyısında olsanız bile, bazen de ciddi bir karar, bir tavır, o yazarın hiçbir kitabına bir daha yüz vermemek demektir.     

Kitabın başlığı, onca yazı ve anlama emeğiyle örülü kendi dünyasına en çok uzaklaştığı anlarda da yeni pencereler açar. Sözgelimi Cesare Pavese’nin izini sürmeye yazarın doğduğu kasabaya yaptığı yolculuk Zambra için sadece bir okuma uğraşı değildir; bu yazarın günlüğündeki kadın düşmanı olabilecek pasajlardan hiç rastlamak istemezmiş gibi de bahseder, dolayısıyla onları okumak ancak kara bir mizahla ya da gülünç bile olmadıklarını hatırlayarak, yani aslında okumamakla ya da hiçe sayarak mümkün olur. Duygusal bir iz sürme, nostaljik esintiler taşıyan bir okuma edimi olabilecekken Pavese’ye eleştiri oklarının bu ölçüde hazır bulunuyor olması, Zambra’nın diğer bazı yazarlara da tuttuğu bir okuma merceğidir: Romancılığını bazı yönleriyle (mesela Albaya Mektup Yok ile) bütünüyle benimsediği, bazı yönleriyle ise (mesela Benim Hüzünlü Orospularım ile) oldukça kötü bulduğunu söylediği Marquez ya da daha ilk cümlesiyle her şeyi özetlediğini görüp hayal kırıklığına uğradığı Buzzati’nin bir romanı, ilgiyle okumakla okumaktan pişman olmak arasında kalın hatlı bir sınır çizme bahsinde ona yeni bahaneler sunuyordur. Ama tabii, ilgisini saklamadığı böyle yazarları hırpalarken Zambra’nın ses tonunda yine de “okumuş olmaya” pişmanlık sezmeyiz pek.      

Bazen de, okumadığı kitapları hiç merak etmeyişini edebiyat pazarlarına has bir yüzeyselliğe tavır olarak geliştirdiğini görür, sınırları aşan bu evrensel tutumu içten içe selamlarız. Buralarda “okumamak” da aslında daha hakiki edebiyata fazladan bir bağlılık anlamına gelebildiği için, yine aslında okumaya, daha fazla kıyas yapabilmek için hep başka kitaplar okumaya açık bir davetiye gibidir. Bir yazıya sıkışan bu mantık, diğerlerine imalar halinde sızacak olsa bile kitap boyunca sonradan pek ısrarla öne sürülmez. Kitapları okumamak için onları sevmememiz gerektiği paradoksuna yazar sanki daha ince düşünüş yolları açmak istiyordur. Hep en uygun ve doğru ifadeyi, hatta kelimeyi bulma konusunda sorunsuzca başarılı yazar, okumadığımız kitapları söz ile anlam arasında oluşturmakta da başarılı olduğu boşluklara böylelikle bir kez daha, ama daha dikkatle, daha bilmeceli yollarla yerleştirmiş olur. Okumamak, bu durumda ahlakî bir arayışa vesiledir.

Zambra’nın sadece hayatta değil, edebiyat zamanında geçirdiğimiz sürenin de kısıtlı olduğunu ima ettiğini, bu nedenle bol bol alıntılarla, yan hikâyelerle, anekdotlarla beslediği denemelerinin bizi elden geldiğince “okumaya” alıştırdığını anlarız bir yerde. Okumamak, böyle anlarda bir ihtimal olmaktan da çıkar. Hayal kurarız belki, tıpkı sayfalarca okuduktan sonra bir dalgınlıkla aslında romandan uzaklaşıp kendi dünyamıza daldığımızı fark ettiğimiz zamanlarda olduğu gibi bu hayaller de yine okumaya içkin olur ve yazarın bir edebiyat çevresi dostluğundan söz açtığı gençlik yıllarını ya da eve gazete kuponlarıyla giren birörnek ciltli kitapları hatırladığı durumlar tanıdık gelmeye başlar. Bu güzel kitabı kapattığımızda, yani düz anlamıyla onu okumayı bıraktığımızda bile, devam edecek bir süreç olur böylesi de.

Okumanın, ya da okumama biçimlerinin bunca sirayet ettiği denemelerde, artık sonlara yaklaşırken, yani Borges’in önerdiği haliyle “yazılmış bir metnin özetini çıkarır gibi” Coetzee’den Eliot’a çok geniş bir coğrafyada edebiyatın ve hayatın zihindeki tortularını eşeledikten sonra, kendi romanlarına da bir parantez açar Zambra. Kitapları okurken dikkatle kendi hayatını da okumakta olduğunu bilen bir yazarın tavrıyla, kafa karışıklığını hiç tartışmaya açmak istemeyerek, okumayı yazmaktan daha çok sevdiğini söyler ve başka yazarları okumayı askıya aldığımız zamanlarda, bir tek o zaman ve yine bir paradokstan yavaş yavaş bir kesinliğe vararak, yazmayı arzu edeceğimizi ileri sürer. Ne var ki bunun da tam bir okuma ve kendimizi ya da başka hayatları tanıma biçimi olamayacağını, yani asla kapatılamayacak bir boşluk da yaratarak yerli yerinde duracağını onca kesin ve doğru söz bile tam anlamıyla gizleyemez.   

YORUMLAR

DİLEK KARAASLAN

Zambra, "Okumamak'taki sahici ve yalın üslûbuyla okura aynı odada sohbet ediyormuş duygusunu veriyor. Neyi ne için okuruz, ne için okumayız sorusuna verilebilecek farklı yanıtları arıyor. Okumanın önemini tartışılamazken okunanın hangi bağlamda okunduğu, kavramların anlamı, metinler arası geçişlerse elbette tartışılabilir.

1 Nisan 2022

Öne Çıkanlar

Hermenötik Hakkında Bilmeniz Gereken 1..Jens Zimmerman
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Matthew Wills

6 Ekim 2025

Ölümsüz Figürlerin Çokkültürlülüğü

Oysa dünya üzerindeki ölümsüzler geceleri ava çıkan kan emicilerden ibaret değil.Avrupa haricindeki mitolojilerde karşımıza çıkan ölümsüz figürlerin tamamını -popüler kültürün ya da akademinin yaptığı gibi- “vampir” olarak nitelemek pek mantıklı bir tutum değil.“Vam..

Devamı..

Mega Influencerların Yükselişi

P. D. &. L. Moon

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024