Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ağustos 2024

Kitap

Gerçek ve Gerçeküstü Sınırındaki Hikâyeler

Ali Bulunmaz

Paylaş

0

0


Buzzati’nin öykülerinde var oluşun sızısı ve inceliklerini görmek de mümkün.

Farklı ilgi ve bilgi alanlarını, gözlemciliğiyle ve yaşam tecrübesiyle birleştiren Dino Buzzati’yi başarılı bir yazar kılan da bu özellikleri. Şairliği, gazeteciliği, gördüğü hukuk öğrenimi, ressamlığı ve bir savaş gemisinde geçirdiği üç yıl, oyunlarına da öykülerine de romanlarına da yansıyor.

Makineleşme ve sanayileşmenin, insanı gerçeküstü bir baskıyla kuşatmasını, denizcilerin korkulu rüyalarını, bireyin kapıldığı umutsuzluğu ve giriştiği hesaplaşmaları, var oluşun kimi zaman çok manasız gelişini, yaşamın durağanlığını, zamanın akışı karşısındaki çaresizliği, hayata dâhil mizahı, kâbusları ve yalnızlıkları, gerçekleri ve hayalleri, hayal kırıklıklarını, pişmanlık ve mutsuzlukları, unutma ve hatırlamaları resmederken olup bitene farklı bir gözle bakmayı başarıyor Buzzati: İnsanın zihninin derinliklerinde, yaşamı algılayışında ve yaşantısında hep görünenden ve onun gösterdiğinden öte bir şeyler olduğunu anlatıyor; bu noktaya götürdüğü okuru ve karakterleri, mustarip olduğu çemberlerden ve kıstırıldığı köşelerden kurtarmaya uğraşıyor.

dino bizzati altmış öyküBahsi geçen öteye giden bir başka yolu daha işaret ediyor Buzzati: Yaşamın belirsiz, sarsıcı ve insanı savruluşlara sürükleyen yanlarını, daha doğrusu özünü... Bu, aynı zamanda kalıpların anlamsızlığını, sınırların kolayca aşıldığını beri yandan kişinin, direncinin kırılışını ve gelgitlerle tökezlediğini hatırlatıyor bize. Dolayısıyla Buzzati, kurduğu edebî evrenle hem gerçekliğe göz kırpıyor hem de onu eğip büküyor. Altmış Öykü başlığı altında toplanan metinleri de yazarın bu edebî evreninin önemli parçalarından oluşuyor.

Yaşamın olağan akışı içinde insanın duygu durumlarına, huzursuzluğuna, ölümle ilgili kaygılarına, yalnızlığa bakışına, hastalıklara yaklaşımına ve başka pek çok şeye yoğunlaşıyor öykülerinde Buzzati. Okuru da karakterleri de anlam ve anlamsızlık sınırına sürüklüyor.

Bir yolculuk gibi

Buzzati’nin öykülerinde gerçekler var, bir de bunları getirdiği gerçeküstü sınırlar. Kurmacayı tam bu noktada devreye sokarak bir denge sağlıyor. Yollar, kayboluşlar ve geçmişi arayış, hem söz konusu sınıra denk geliyor hem de yazarın anlatıcılığını bir adım ileri taşıyor.

Buzzati yolda olmayı betimliyor satır aralarında. Kimi anlarda, Beckett’in Godot’sunu bekliyormuşuz hissine kapılıyoruz kimi anlarda ise Sisifos’un kayası, hem bizim hem de karakterlerin üzerine yuvarlanacakmış gibi geliyor. Başka bir deyişle beyhudelik ve azim arasına ince bir çizgi çekiyor yazar.

Buzzati dağlara, şehirlere, yaşama, hatıralara, eski ve yeni olanlara doğru uzun bir yürüyüşe çıkarıyor bizi. Bu sırada özgür olanlar, hapistekiler ve özgür olduğunu sananlar arasına müphem bir çizgi çekiyor. Sağlıklı insanların yaşadığı “normal dünya” ile hastaların bulunduğu yer arasındaki engelleri tasvir etmesi ise yazarın gerçek ve metafor bağlantısına güzel bir örnek. Bir başkası ise gerçekleşmeyenler, boşuna çabalar ve sabır ile ilgili: “Sabırlısın, bana yolu öğretmek için ıssız sokaklarda bekliyorsun beni. Dikkatlisin de gerçekten. Doğuya özgü bir ustalıkla benden kaçtığını bile belli ettin. Üstelik yüzünü bile göstermedin. Galiba bana kralının çölün ortasında, içinde büyülü çeşmelerin şırıldadığı, aslanların koruduğu, o bembeyaz, muhteşem sarayda beni beklediğini anlatmaya çalışıyorsun sadece. Güzel olurdu, ben de isterdim bunu ama acınacak kadar utangaç bir ruhum var. Onu azarlamanın da bir faydası yok. Kanatları titriyor, büyük maceraların eşiğine gelince şeffaf dişleri birbirine vuruyor. Böyle yaratılmışım ne yazık ki ve kralın çölün ortasındaki, büyük ihtimalle içinde çok mutlu olacağım o beyaz sarayda boşuna bekliyor beni.”

Kıymetli hayatların, çırpınışların ve kibrin peşine düşüyor Buzzati; çok konuşanlar, susanlar ve dünyayı anlamaya uğraşanları getiriyor karşımıza. Bu yolculukta, oyunbozanlar ve oyun kuranlarla da yüzleştiriyor bizi. Oyunlara gitmeler, dönme uğraşları ve “kalplerde yüzyılların dolduramayacağı boşluklar” da dâhil.

Buzzati, çölleşen yaşamı da çölde çoğunlukla fark edilemeyen hareketliliği de metaforlarla ve alegorilerle öyküleştiriyor. Av ile avcının nasıl kolayca yer değiştirebildiğini, yaşamın pamuk ipliğine bağlı olduğunu, ikinci hayatın yalnızca masallarda ve mitlerde bulunduğunu hatırlatıyor. Öte yandan, dilden dile yayılıp efsaneleşmiş bir ejderhayı görmek için keşif gezisine çıkan bir Kont, ütopyalara taş çıkaracak bir kentin anlatımı, yollarda türlü maceralar yaşayan ulaklar, yazarın gerçek ve gerçeküstü sınırındaki hikâyelerinden bazıları.

dino buzzati

Hayatî sorular ve sorgulamalar

Buzzati olayların, yaşamın akışının ve insanın anlatıcısı. Altmış Öykü’de bunların örneklerine rastlıyoruz. Kalabalıklar ve büyük uğultular kadar, yalnızlığı ve derin sessizliği de dâhil ediyor bu anlatımına. “Tek Kişilik Şehir”deki satırlar bunun göstergelerinden: “Hiçbirinizin bilmediği ve asla bilemeyeceği, benim hayatımla inşa edilmiş (parklar, saraylar, gazometre binaları, hastaneler, baharlar, kışlalar, revaklar, istasyonlar, Noeller, heykeller, aşklarla dolu) bu uçsuz bucaksız şehirde nasıl da yalnızım Tanrım. Bir evden diğerine giden gizemli ayak sesleri yankılanıyor: Ne yapıyorsun? Ne istiyorsun? Bütün bunlar boşuna, görmüyor musun? Gidiyorlar. Çöle ilerlerken farlarının ışıkları gecenin içinde kayboluyor. Kimse yok mu peki? Heyhat! Artık karşıma çıkan, insana benzeyen gölgelerden, siz de tahmin edersiniz sanırım, hayaletlerden ibaret. Aşağılarda, kenar mahallelerin sokaklarında korkunç gölgeler birikiyor. Kim bilir hangi kulede saat on biri vuruyor.”

Buzzati’nin insan ilişkilerindeki kırılganlığı, zaman zaman nobranlığa varan gelgitleri ve günden güne azalan nezaketi anlattığı hikâyelerle de yüzleşiyoruz kitapta. Sadece insanın insanla değil, onun şehirle kurduğu ilişkiye dair örnekler de var öykülerde. Bunlardan biri şöyle: “Şehirlerin yeşillikten, bitkilerden, ağaçların ve çiçeklerin soluklarından daha çok nefret ettiği bir şey yoktur. Bu nedenle buraya vahşice bir gaddarlıkla molozlar, çöpler, pislikler, kötü kokulu, yağlı atıklar dökülmüştü. Böylece bu yeşillikler kısa sürede sararmış; bitkilerin ve otların pisliklerin arasından filizlerini güneşe doğru uzatarak hayatta kalma mücadelesi verdiği bir çöplüğe dönmüştü.”

Buzzati’nin öykülerinde var oluşun sızısı ve inceliklerini görmek de mümkün. Dahası, hayatî soru ve sorgulamalarla yüzleşmek de olası. “Yasak Kelime” öyküsünde bunlardan biri var: “Daha düne kadar çok sevdiğimiz, hayran olduğumuz karakterler, ‘tipler’, parlak insanlar nasıl oldu da kanunsuzluğun, anarşinin çıbanbaşı hâline geldi? Onlar toplumumuzun zayıf noktasını temsil etmiyor mu? Tam aksini düşününce en güçlü, en sıra dışı toplumlarda dikkat çekici bir tekdüzelik yok mu?”

Altmış Öykü, Buzzati’nin yaşamdan aldıklarını hikâyeleştirerek yaşama geri verme ustalığını bir kez daha sergilediği metinlerden oluşuyor. Uzun lafın kısası yazar, olup biteni öykülerle ya da kurmacayla anlatıp anlamlandırıyor diğer kitaplarındaki gibi.

Dino Buzzati, Altmış Öykü, Çeviren: Esma Fethiye Güçlü, Timaş Yayınları, 316 s. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ruhun Kuytusunda: Bir DeğiniErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Özlem Çelik

26 Ocak 2025

Günahkârlar Kalesi ve Varoluşçu Psikot..

Günahkârlar Kalesi, sinemanın dilinde yeni bir boyut kazanabilir.Yazar Muharrem Erbey’in İnkılap yayınları tarafından yayınlanan Mezopotamya Üçlemesi/Günahkârlar Kalesi’nin ilk cildi olan Jacop ile Amina adlı roman, insan ruhunun labirentlerinde dolaşan, ki..

Devamı..

Ankara’nın Keşfedilmeyi Bekleyen Doğal..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024