Birdenbire ağız dolusu kahkaha atmaya başladı küçük çocuk. Hiç kimse umurunda değildi.
Elindeki mavi plastik topu ara sıra karşısındaki duvara vurup sektiriyor, sonra yine gülmeye devam ediyordu. Sesler artarak yankılanmaya başladı parkın köşesine dikilmiş üzerinde çizgi film kahramanlarının olduğu rengârenk duvarlarda. Delirmiş gibiydi sanki. Oysaki çok akıllı bir çocuğa da benziyordu. Beyaz pırpırlı eteği, sarı tişörtü, kırmızı pabuçları ve taranmış saçları ile akıllı uslu bir çocuk olduğunu kanıtlar gibiydi. Kim bilir belki de hayatının en masum döneminin elinden çabucak kayıp gitmesini istemiyordu. Onun içindi bu acele. Daha çok mutluluk sığdırmak istiyordu yaşamına. Anılar biriktirmek istiyordu günlüklerinde. Ertesi günü bugüne hayran bırakacaktı belki de. Bilinmez tahmin edilemez bir hâl içindeydi durum. Zaman durmuş, herkes susmuş onu izliyordu garip bakışlarla. Gökyüzü sanki daha mavi, renkler sanki daha canlıydı kahkaha sesleriyle. Karnı davul gibi gerginleşti, neredeyse yırtılacaktı. Bir sağa bir sola eğilip duruyordu kontrolsüzce.
Ben gülerken krize giren çok insan tanıdım, fakat böyle bir şeye ilk defa şahit oluyordum. O sırada, parkta oyun oynayan diğer çocuklar ve yanlarında onlara refakat eden anneleri, babaları, hatta ağaç dallarına konmuş cıvıldayan cins cins kuşlar dahi durdu. Hepsi, şaşkınlık içinde, ne olduğunu anlamak için başlarını çevirip yağmur öncesi gök gürültüsünü andıran kahkaha seslerinin geldiği yöne baktılar. Kendinden geçip gülen küçük kız, hiç kimseyi umursamadan devam etti ağız dolusu gülmeye. Herkes durmuş, hayretle ona bakıyordu. Benim hayret dolu bakışlarım ise, hayranlığa bıraktı yerini. “Keşke ben de öyle doyasıya gülebilseydim,” diye içimden söylendim. Ama nerede? Bir an düşündüm, herhangi bir sebebi olması mı gerekirdi neşelenmenin, gülmenin diye. Birden küçük kızın gözlerinde de benim içimden sorduğum soru gibi bir soru belirdi. Sustu az önce “Deli mi bu çocuk?” diye düşünenler. Oyuncaklar durdu. Sessizleşti onu şaşkınlıkla izleyenler. Savaş sonrası viraneye dönen şehirler gibi oldu her yer. Pişman oldu insanlar, az önce düşündükleri için. “Akasya ağacında duran narin bedenli kuş, sen etrafına mutluluk dağıtan şarkılarını cıvıldarken kimseden izin alıyor musun ki, şimdi neden tuhaf bakıyorsun?” bu küçük çocuğa diye sordum. Ben de bir köşede durup izliyordum bütün olup biteni. Acaba neye gülüyordu bilinmez, ama çocuk olmak çok güzel bir duyguydu.
Geçmiş günleri anımsadım birden. Mahallede, boş arsalarda arkadaşlarımla top oynadığımı, zillere basıp sonra da arkamdan kovalayan varmış gibi delicesine sokak aralarında koşup izimi kaybettirmeye çalıştığımı, daha güvenli olduğu düşündüğüm bir duvar dibinde soluk soluğa kalıp kendimden geçene kadar güldüğüm zamanları hatırladım.
Bir anlığına o günlerin kokusu sarıp sarmaladı bütün bedenimi. Belki şimdi parkta olmamın sebebi de çocukluğa olan özlemimdi. Orta yaşlı bir kadın oğlunu salıncaktan indirdikten sonra meraklı ve kaygılı adımlarla, az önce gülüşüyle dikkatleri üzerine çeken küçük kızın yanına gitti. Kız, elinde topuyla öylece duruyordu duvarın dibinde. Kadın eğildi, kulağına “Neden sustun? Ne oldu?” diye fısıldadı. Küçük kız hiç ses çıkartmadan, öylece, kadına ve etrafına bakındı kısa bir süre. Ne söyleyecek diye merakla kızın ağzından çıkacak bir tek kelimeye dikildi bakışlarım.
Kadın dakikalarca uğraştı, ama ağzından hiçbir kelime çıkmadı küçük kızın. İsmini sordu, “Kimsen var mı? dedi, ama nafile. Hiçbir tepki vermedi kız, sadece bakındı durdu etrafına. Belki de oyun oynamak istiyordur diye düşündüm. Küçük kızdan hiçbir tepki gelmeyince, işin gizemi de arttı. Bir süre sonra, anneler, babalar kendi çocuklarıyla, diğer çocuklar da kendi arkadaşlarıyla oyun oynamaya devam ettiler kaldıkları yerden. Kız, elindeki topu duvardaki çizgi film kahramanlarına atıp atıp tekrar tutuyordu. Rüzgâr esti birdenbire, hiç hesapta yokken. Topu önüne katıp benim olduğum yöne doğru yuvarladı. Topu yerden aldım, sonra, kızın olduğu yere gittim. Birlikte top oynamayı teklif ettim, fakat hiçbir tepki alamadım tıpkı az önceki kadın gibi. Bir gariplik sezdim kızın bakışlarında. Gözleri sürekli duvarlara resmedilmiş çizgi film kahramanlarındaydı. Onlar da durmadan gülüyorlardı.






