Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Nisan 2022

Öykü

Gümüş Çay Takımı

Gülser Kut Arat

Paylaş

1

0


Bin dokuz yüz altmışlı yılların mimarisini yansıtan yüksek tavanlı, L şeklindeki geniş salonda üç arkadaş koyu bir sohbete dalmış görünüyordu. Çalıştıkları kurumun çevirmeni Tomris Hanım’ın annesine geçmiş olsun ziyaretine gelmişlerdi. Annesi ile beraber bir yaşam sürdüren Tomris Hanım kurumun gözde simalarındandı. Bigudilerle sarıp şekil verdiği belli olan eski tarz saç biçimi, iri gözleri, hafif kemikli burnu, kırmızı rujla boyanmış etli dudakları, ince kırışıklıklarıyla, her lafın sonunda “öyle değil mi şekerim” sözleriyle itici bir merak uyandırırdı. Evine kimseyi misafir olarak kabul etmeyi sevmeyen Tomris Hanım’ı ziyaret etmek için önlerine bir fırsat çıkmıştı. El bileğini kıran ameliyat olan annesine geçmiş olsun, demek istemişlerdi.

Şimdi Tomris Hanımın salonunu meraklı bakışlarla süzdüler. Bej rengi kumaş kaplı koltuklar ve renkli yastıklarla hoş bir uyum yakalanmış. Salonun giriş kısmına, mutfağa yakın olması nedeniyle siyah yuvarlak yemek masası konulmuştu. İşlemeli beyaz örtüyle kaplı masada, antik görünümlü gümüş çay takımı göz alıyordu. Tomris Hanım’a göre, üst sınıfa ait olmanın göstergesiydi bu gümüş çay takımı. Annesi beyaz pamuk gibi saçları, çökmüş omuzları, kızının aksine kilodan kaynaklı gerili tombul kırmızı yanakları, küçük kahverengi gözleriyle çok candan görünüyordu. Annesinin Rum kökenli olduğunu birçok kez dinlemişlerdi. Babası çevirmen aynı zamanda felsefe öğretmeniydi. Geçmiş olsun dileklerini kabul ettikten sonra odasına dinlenmeye çekildi annesi. Götürdükleri çiçek için tekrar ederek. Çok zarif bir kadın olduğunu bir kez daha gösterdi.

Tomris Hanım misafir olan kendinden yaşça küçük iki meslektaşına kahveyi nasıl alırsınız diye sordu. Mutfağa girip çıkarken de, konukları gümüş çaydanlık takımına bakıyorlar mı, diye kontrol ediyordu. İki genç hanım da yıllardır merak ettikleri evini nihayet görmüşlerdi. Arkadaşlarına ezici bir üstünlükle, ben sizden farklıyım diye gözlerine sokarcasına anlattığı aile geçmişi izlerini salonda aramakla meşgullerdi. Evin salonunda duvarda asılı siyah beyaz bir fotoğraf beni görün dercesine ısrarla bakıyordu. Aslında son yıllarda duvara aile fotoğrafı asmak çok alaturka karşılanıyordu. Tomris Hanım, nasıl böyle bir hata yaptı diye düşündü Betül. Fotoğrafta askeri üniformalı, eskilerin deyimiyle yağız, bıyıklı bir adam, yanında kollarını açıkta bırakan beyaz tülden bir elbise giymiş genç bir kadın. Siyah renk gibi algılanan koyu renk ruju, dalgalı saçlarıyla, çağının çok ötesinde duruyordu.

Misafir meslektaşlardan Eda, sahaflardan satın alınmış bir fotoğrafa benziyor diye, içinden geçirirken hınzırca gülümsedi. Kendilerini kuşatan havaya öyle bir kaptırmışlardı ki, tıpkı alt katta geçen bütün şeyleri merakla takip eden, bir üst kat kiracısı gibiydiler. Tomris Hanım kahvelerini getirmişti. Teşekkür edip kahvelerini yudumlarken, Betül duvardaki fotoğrafı gösterdi. Paşa dedeniz olmalı sanırım, dedi. Tomris Hanım sorulmasından mutlu, gözleri fotoğrafa sabitlenmiş, Evet canım, dedi. Genç kadın sorgular gibi, masa üstünde duran antika görünümlü gümüş çay takımını gösterdi. Bahsettiğin kadar varmış Tomris Hanımcığım, sözleriyle devam etti. Yaşça kendilerinden çok büyük olmasına karşın, yüz yüzeyken “Hanım”, arkasından “Abla” sözcüğünü kullanıyorlardı. Beğenilmesinden o kadar mutlu olmuştu ki, oyuncaklarından bahseden şımarık bir çocuk gibi,Çok zor oluyor parlatması, dedi. Kuğulu Pasajı’ndaki bir gümüşçüden alıyorum gümüş cilasını. O da ithal. Çok pahalı oluyor diye sırıtarak devam etti. Yemek masasının yanında duran içi, irili ufaklı gümüşlerle dolu gümüşlüğü işaret etti. Bir de onlar var dedi. İki ayda bir oturup onları pazen bezle parlatıyorum. Fakat benim için önemli olan bu çay takımı, dedi. Büyükannemden bize kaldı.  Eda sorgular gibi, alaycı tonda: Başka çocukları yok muydu? Size kalması ne büyük şans, deyince. Tomris Hanım da güven dolu ses tonuyla, Babam en büyük, aynı zamanda ilgili olduğu için ona bırakmışlar, dedi.

Tomris Hanım geçmişiyle övünmeyi, bunu gösterişli tavırlarla sergilemeyi, bir çöl gibi bırakmaktan daha iyi olduğunu düşündüğü için yapıyordu. Kendi çıkarları açısından en iyi şey olduğunu sanıyordu.

Ertesi gün çalıştıkları kurumda Tomris Hanım’ın annesine yaptıkları ziyareti ballandıra, ballandıra anlattılar. Paşa Dede ve gümüş çay takımının dedikodusunu yaptılar. Betül olumsuzlukları ve düşmanlıklarıyla seçilen bu grubun içindeyken, birden saf değiştirmiş gibi, iyi niyetlerin üzerinde durulması gerektiğini, hatırlatmak ister gibi bir ifadeyle, Öyle konuşmayın, dedi. Evi gördük. Her şey anlattığı gibiydi. Ne eksik ne fazla. Dozer etkisi yaratan cümleler, kafalarının içinde uçuşan düşünceleri yok etmiş miydi? Bilinmez, şaşkınlıkla bakakaldılar.

O gün kurumun çeviri odası hummalı bir faaliyet içindeydi. Çevirmenler, sözlükler, metinler arasında boğuşuyor, en iyi şekilde çevirilerini yapmaya çalışıyorlardı. Birkaç yerde takılınca, Tomris Hanım’ın yokluğunu hissettiler. İzinli olan Tomris Hanım’a telefon açtılar. O da donanımıyla cevap vermeye hazırdı. Betül, Tomris ablasıyla konuşurken, onun gösterişten açıkça hoşlanan kişiliğini düşündü. Telefonu sonlandırırken, Tomris Hanım gümüşleri ovmak için iyi bir gün, dedi. Hazır izinliyken çıksın aradan. Genç kadın gülmemek için kendini zor tuttu. Birbirlerine hoşça kal deyip telefonu kapattılar.

İnsanların görev duygusu, çoğu zaman yüzeysel meraklarının yerini alacak, onlara eylemlerinin nitelik açısından da önemli olduğunu hissettirecek, bir işe başladıkları zaman gelişebiliyordu. Betül de baş çevirmen Tomris Hanım gibi başarılı olmak istiyordu. Bu yüzden sık sık iş dışında arıyor, annesini soruyordu. Bir şeye gereksinimleri var mı diye. Tomris Hanım için de hak edilen bir hayranlığın, çoğu zaman esirgendiği ortamlarda, tam vaktinde gelen bu aranıp sorulma işi ona güç kazandırmıştı. İş çıkışı minik bir pasta alıp gitmişti. Tomris Hanım ve annesi çok mutlu olmuşlardı. Hiç takdir edilmediğini görmek insan yüreğinin kolay dayanacağı bir şey değildi. Tomris Hanım da bu genç kadına çevirinin ince noktalarını göstermekten keyif alıyordu. Bu ev ziyaretlerinden çeviri odasında çalışanların haberi yoktu. Çeviri odasında Tomris Hanım’ın arkasından dedikodular devam ediyordu. Betül, bu konuşmalara kulak kabartıyor, ancak katılmıyordu. Bu insanlarda çoğumuzun yaptığı gibi, fikirlerinin, yaptığı esprilerin sıkıcılığını göremedikleri gibi, davranışlarının yanlışlığının farkında değillerdi.

Betül o gün iş çıkışı minik bir pastayla Tomris hanımı ve annesini ziyarete gitmişti. Tomris Hanım yine büyük bir sevinçle karşılamıştı onu. Salona geçtiler hemen. Salonda camın önündeki Berjer koltuk da oturan annesi onu görünce sevgiyle gülümsedi. Evimizin kızı gelmiş, diyerek sarılıp öptü. Hoş beşten sonra konu çeviriye geldi. Betül’e bu bilgileri sunmaktan keyif alıyordu kızı. Kendisi emekli olunca, baş çevirmen olarak onun görev almasını istiyordu. Betül de buna kendisini hazır hissediyordu. Pasta için teşekkür eden Tomris Hanım, çay yapmayı teklif etti.         

Betül, A size zahmet olmasın Tomris Hanım, dedi. İçinden, servisi şu gümüş takımla yapsa, ne kadar şık olur diye geçirdi. Tomris Hanım mutfağa yöneldi. Salonda karşılıklı Berjer koltuklarda Tomris Hanımın annesiyle otururken, Betül muzip bir ifadeyle yaşlı kadına:

Size bu gümüş çay takımıyla hiç servis yapıldı mı, diye sordu, masada bir kuğu gibi zarif duran çay takımına bakarak. Yaşlı kadın umutsuz bir ses tonuyla: O öyle durur masada, Tomris hiç kıyamaz ona, dedi. O sırada kapı zili çaldı. Tomris Hanım’ın mutfaktan sesi duyuldu. Sucu geldi sanırım. Ben suyu alırken, Betülcüğüm sen pasta tabaklarını salona götürür müsün, dedi. Betül, Tabii yaparım Tomris Hanım, dedi. Yaşlı kadın, durumu fırsat bilen yaramaz çocuk gibi elini ağzına götürüp kıs kıs güldü. Eliyle masayı işaret etti. Masadaki çay takımını götür mutfağa, onunla servis yap, dedi. Betül önce şaşırdı, hemen kendini toparladı. Betül ile yaşlı kadının gözleri, söz birliği etmişcesine aynı noktada buluştu. Betül  çay takımını aldığı gibi hemen mutfağa koştu. Çaydanlıktaki çayı, tepsisiyle götürdüğü çay takımının ağzı kapaklı zarif çaydanlığına boşalttı. Tepsinin üstüne gümüş çaydanlığı, bardakları, pasta tabaklarını da koyarak salona yöneldi. Sucunun parasını ödeyen Tomris Hanım’la salonun kapısının önünde burun buruna geldiler. Tomris Hanım öfkeden kıpkırmızı olmuş suratı, büyümüş gözleriyle çocuk azarlar gibi, Burada neler oluyor, diye bağırdı. Betül bir an ne olduğunu anlayamadı. Tomris Hanım elindeki tepsiyi işaret etti. Betül şaşkınlık içinde, eli ayağı birbirine dolaşmış durumda cevap vermeye hazırlanıyordu ki, ayağı ucu ters kıvrılmış halıya takıldı. Yere kapaklandı. Tepsiyle birlikte, her şey yerle bir olmuştu.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Zambak Kadar BeyazA. Ömer Türkeş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

13 Mayıs 2025

Bir Mektup

Okuduklarım içimde birikiyor, büyüyor, içimde bir şeyler inşa ediyor, ben hepsini sana yazmak, seninle bunları konuşmak ihtiyacı duyuyorum.Sevgili dostum, Bu ara çok okudum, okuduklarımla ne yapacağımı bilemiyorum bazen, ben de sana bir mektup yazmaya karar verdim. Mektuplar hayatımızdan ç..

Devamı..

Toplumsal Gerçekçi Romanlar (Gerçekçil..

Kemal Gündüzalp

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024