Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Eylül 2023

Öykü

Hayat Anılarda Saklı

Nazmi Özüçelik

Paylaş

3

0


Hayatın ona küstüğünü düşündü. Ne yapmıştı ki hayata, onu kızdıracak? Her zaman hayatın istediği gibi yaşamış, onun istediği gibi davranmıştı. Ona uymaya direndiği zamanlarda bile, sonunda hep hayatın dediği olmuştu: Eğer, birinin intikam alması gerekiyorsa, o da hayat değil, kendisi olmalıydı.

O sabah uyanır uyanmaz bir tuhaflık hissettiğinde aklından bunları geçirdi. Ne olmuştu ona böyle? Anlayana kadar aradan günler geçti. Anladığı anda ise dehşete kapıldı ve, “Doğru olamaz! Bu, doğru olamaz!” diye bağırmaya ve parmaklarını tarak yapıp kırlaşan uzun saçlarını yolarcasına çekiştirmeye başladı... Yorgun düşene değin.

Sorup soruşturarak bulduğu bir psikologla tam randevu saatinde muayenehanesinde buluştu. Onu görür görmez, doğru insanın karşısında olduğunu anladı. Psikolog Hanım, ona ziyaretinin sebebini sordu. Kadın, önceden hazırladığı cümlelerle söze girdi ve boynunu bükerek, “Bütün anılarımı kaybettim, geri getiremiyorum,” diye sızlandı.

Psikolog, alışkın olduğu bir vaka karşısında olduğunu düşündü. Belleklerini bir kaza sonucu kaybetmiş insanlarla zaman zaman karşılaşmıştı. “Ne oldu da belleğinizi kaybettiniz? Bana bunu açıklar mısınız?”

Kadın şaşırmış göründü, “Belleğimi falan kaybetmiş değilim. Yaşadığım her şeyi hatırlayabiliyorum, çok şükür,” diye cevapladı.

Bu defa şaşıran psikolog oldu ve merakla sordu: “O halde, sorun nedir?”

“Geçmişimde yaşadığım birçok şeyi anımsadığım halde anılarımı zihnime geri getiremiyorum. Diyelim ki, iki yıl önce tatile çıktım; tatilde nerelere gittim, ne yaptım, bugün gibi hatırlarım. Ama, anılar farklı. O tatilde gördüklerimin, yaptıklarımın hiçbiri anı değil ki. Onlar benim eylemlerim. Bir hikâyeleri yok. Anı olarak anlatılamazlar, yani.”

“O halde, sizce eksikliğini duyduğunuz ve anı adını verdiğiniz anlatılabilir şey ne olabilir dersiniz?”

“Aslında ben de bunun cevabını bulmak için buraya geldim ve sizinle görüşmek istedim. Anımsadıklarım neden benim için bir anı olamıyor? Anımsadığım onca olay, söz, yer varken neden hiçbiri benim için bir anı değil. Ben neden biriyle konuşurken sözüme Bakın, size bir anımı anlatayım, diye başlayamıyorum. Ne oldu bana?”

Psikolog koltuğuna yaslandı. “Size anılar hakkında birkaç şey söylemek isterim: Geçmişteki bir olayın bir anı olabilmesi için bir duygudan geçerek bugüne, şimdiye ulaşması gerekir. Kısaca, anılar duygulardır. İyi ya da kötü bir anıyı anlatmak demek bir duygumuzu başkalarıyla paylaşmak demektir. Böylece, anlatılanın bir hikayesi olur. Öykülerde duygu aramamız bundandır. Hangi duygu olduğu önemli değildir; sevinç ve öfke gibi zıt duygular olabilir. Duygularımızın renkleri bazen adlandırmada zorlandığımız farklı tonlarda da olabilir. Anlıyorum ki, siz bir süredir geçmişinizle ilgili bir duygulanma yaşayamıyorsunuz? Kendinizle ilgili bir olayı anlatırken sevgi, özenme, acıma, öfke, kıskançlık gibi duygular hissetmiyorsunuz. Doğru mu düşünüyorum?”

“Evet! Tamamen öyle. Geleceğimle ilgili de büyük bir boşluğun içindeyim, sanki.”

“Bu da doğal, çünkü geçmişinizle bağ kuramıyorsunuz ve takip edebileceğiniz bir ilkörnek izinden yoksunsunuz. Bir de şimdiyi ele alalım; yaşadığınız anda evde, sokakta, kafede, sinemada dış etkenlerle veya içten gelen bir duygulanma hiç yaşamıyor musunuz?”

Kadın, bu soruyu bekliyormuş gibi heyecanlandı ve diri bir sesle cevap verdi: “Yaşamaz olur muyum! Hatta, kendimi duygusal biri sanacak kadar. Bütün duygularım, duygulanmalarım şimdide, bugünde. Ama, bugün yaşayıp da duygulandığım bir olay, yarın aklıma gelince, bende hiç bir duygu uyandırmıyor. Yarın, bugüne ait bir anıya sahip olamıyorum, çünkü aynı duyguyu yarın yaşayamıyorum. Yarın, bugünkü bir olayı anlatmaya kalksam kuru bir yaşanmışlığı anlatmış oluyorum. Bana o ânı yeniden yaşatacak bir canlılık taşımıyor anlattıklarım. Sanki tanımadığım bir insanın yabancısı olduğum çevresini ve başından geçeni anlatıyorum. O kadın ben değilmişim gibi.”

“Şimdiyi, yani yaşadığınız ânı tüm insani duygularla dolu dolu yaşayabildiğinize göre, geçmişinize ait duygularınız olmasa da olur, belki. Ne dersiniz? Sözlerimi açacak olursam: Örneğin doğadaki kuşları ele alalım: İki kuş bizim bilemeyeceğimiz bir nedenle birbirine girsin, kavga etsinler. Görmüşsünüzdür. Tüyler havada uçuşur. Sonra, birdenbire ayrılırlar, biri uçar bir ağaca konar diğeri de kanat çırpıp uzaklaşır. Her şey bir anda olur biter. Biri diğerini ‘bak sana daha neler yapacağım’ diye tehdit ederek intikam peşine düşmez. Öbürü, biz insanlar gibi kavgayı kafasında kurup kendini germez. Anlık yaşarlar. O ânın gereğini yaparlar. Biz ise yaşadığımız âna geçmişimizi ve geleceğimizi katarız ve çoğu zaman ânı kaçırırız. Demek istediğim; doğal yaşama uygun ve anda yaşamak iyidir. Siz ânı doya doya hissederek yaşadığınıza göre bir bakıma kendinizi şanslı saymalısınız.”

“İyi anılarımı da kaybettim ama. Hayatımın ilkleri benim unutulmaz anılarımdı. Çocukluğumda, ilk defa lunaparka gitmem, mahalle sinemasında bir oğlanla ilk bakışmam, ilk dansım, hoşlandığım delikanlıyla ilk elele tutuşmam, ilk öpüşmem, ilk çocuğumun doğumu, bebeğimi ilk kez kucağıma almam, ilk ilk ilk onlarca sayabilirim. Şimdi söylerken, dudağımdan dökülüyorlar ama kalbime değmiyorlar. Kötü anılarım da vardı, aklıma getirince ağlamak isteyeceğim, fakat ağlayamıyorum bile. Bundan sonra onlarsız yapabilirim, tabii. Ama, güzel anılar beni ben yapan duygulardır, değil mi?” 

Psikolog konuşmadan önce derin bir nefes aldı. “Anılarınızı geri getirsek bile, gene de, anılarınıza ait duygularınız aynı kalmaz, Anılar bu güne yüzlerine geçmiş zaman maskesini takarak gelirler; aslında değişmişlerdir ama fark edemeyiz. Bunu söylemekle, anılarımıza da güvenemeyiz, demiş oluyorum ki, bu da doğrudur. Anılar güvenilmezdir: Onlar bugüne taşınırken gerçekleştikleri zamandaki duygu olarak kalmazlar. Bir anıyı şimdi hatırlamakla eskiye, bugünkü benliğimize ait benzer bir duyguyla cevap vermeye çalışırız. Anımızı şimdiki kişiliğimizin duygu kalıbının içine sokarız. Anımızı şimdiye aktarırken kayıplar veririz ve eksilenleri bir kurmaca öykü gibi uydurarak tamamlarız. Büyüklerimiz ‘Hiçbir şey eskisi gibi değil’ derken belki de bunu anlatmak istiyorlardı. Duyguların bile eski tadı yoktur. Anılar, hayatın değişimine karşı bizim ısrarlı direncimizin bir aracıdır. Bu ilk görüşmemizde size tavsiyem; kendinize biraz zaman tanıyın. Sizi üzecek şeyler düşünmeyin. Hoşunuza giden uğraşlar edinin. Haftaya yeniden görüşmek üzere bugün burada bırakalım, ne dersiniz?”

Hastası odadan çıkar çıkmaz, psikolog görüşmeyle ilgili yorumunu kaydetmek üzere zihninde bir hazırlık yaptı. Hastasının, duygusal geçmişine yeterince geri dönemediğine inanmasının arkasındaki sorunun geçmişle ilgili olmayıp, yaşadığı anla, şimdiyle ilgili olduğunu düşündü. Yaşadıklarını hatırlıyor olması onu tatmin etmiyordu. Adeta, yaşadığı şeyi aynı duygularla zihninde yeniden yaşatmak istiyordu ki, bunun imkansızlığı ortadaydı. Sorunu, bu çerçeve içinde bir var oluş sorunuydu. Varoluşsal meselelerin kökeninde daima üstü örtülü bir ölüm korkusu yatardı. Dinler de aynı nedenle ortaya çıkmıştı: Ölüm korkusu! Dinler, dünyevi yaşamı fantastikleştirmişler ve Cennet - Cehennem hikayeleriyle ölümden sonrasına gerçeklik kazandırarak ölüm korkusunu zihinlerden silmeye çalışmışlardı. Ölüm, yokluktan doğuma kadar anne karnındaki nefessiz dönem gibi, varlıktan yokluğa uzanan başka bir nefessiz dönemdi ve insanın değişmeyen tek gerçeğiydi.

Geçmişe sığınmak ve anılara sarılmak gerçeklere direnmenin en kestirme yoluydu. Anıların kaybedilmesi ya da öyle algılanması, ölüm dahil gerçekler karşısında insanı silahsız bırakıyordu ve bu da mutsuzluk demekti. Hastasının, andan uzaklaşarak geçmişte yaşamak istemesinin nedeni de buydu. Hastasında, geçmişine sarılma arzusu öyle güçlüydü ki, bunu anılarıyla bile başaramadığı endişesini taşıyordu.

Psikolog ses kayıt cihazına uzandı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüz Yıllık YolculukFaruk Ulay
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

27 Ocak 2026

Natalie Haynes ile Hayatındaki Kitapla..

Okumaya dair en erken anım Russell Hoban’ın yazıp Lillian Hoban’ın resimlediği Harvey’s Hideout. Harvey, kız kardeşinin korkunçluğundan şikayetçi olan bir misk sıçanı. Ama kız kardeşi Mildred da ona karşı aynı şeyleri hissediyor. Bu kitabı okuduğumda san..

Devamı..

Uyanmanın Yanıcığı

Tuğçe Vural

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024