Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Ocak 2022

Öykü

Hikâyenin Sırrı

Özcan Yetim

Paylaş

2

0


                                                                         ‘’Sarılmasını bilen adam iyi adamdır.’’

Orhan Pamuk

Öldürülen babasının intikamını Bizanslı kadınlarla yatarak alan Cüneyt Arkın’ının filmlerini, severek izleyen ve dükkânına gelen müşterilerine de izletmeyi ihmal etmeyen bir berber, bu mesleğin artık çok değiştiğini limon kolonyasını bileklerine, boynuna, ensesine sürerken düşünürmüş. Gelen müşterileri daimi hale getirmenin yolunu, onlar ile sıkı bir diyalog kurmaktan geçtiğini, bunun için de onların suyuna gidip, sevdiği konularda muhabbet açamaya çalışırmış. Bazen bir mühendis bazen doktor bazen iyi bir aşçı bazen filozof bazen ise karşılıksız aşka kurban giden bir âşık olurmuş. Gün içinde müşteriden müşteriye farklı fikirleri hiddetle savunurmuş. Her müşterisinin içinden birer parça ruh alırmış.

Her iyi berberin makasından önce dilinin keskin, hitabet tarzının kuvvetli olması o berberi diğerlerinden bir adım öne çıkarır kuralını kulağına küpe eden berber,  kırk beş dakikalık tıraş süresince müşterilerinin sıkılmaması ve mutlu olmaları için sözcüklerin, hikâyelerin sihrinden faydalanırmış. Büyülü kelimelerle onları başka bir hayal âlemine sürüklerken dünya güzelliklerini bir de berber gözüyle görmelerini istermiş.

Kendisi dışındaki bütün berberlerin kusurlu birer berber olduğu savını müşterilerine dikte ederken kendi imzasını da müşterilerinin kafalarına, saçlarına atarmış.  Bu yüzden müşterilerin en son kendisinde mi, yoksa başka bir berberde mi? Tıraş olduğunu hemen sezermiş. Kendini bir sanatçı olarak gören berber, her sanatçının eserinde taşıdığı bir imzası olduğu gibi bir imzaya sahip olması gerektiğini fark ettiği ilk an üslubunu oluşturmaya karar vermiş.

Berber, giyim ve kuşamına kırk yıllık meslek hayatında çok dikkat edermiş. Gözün öce dış güzelliğe, elbiselere ve sokak lambası gibi parlayan yüzlere dikkat kesildiğini bilirmiş. Bunun içinde özenli, düzgün giyimiyle müşterilerin üzerinde güç ve otorite yaratmayı amaçlarmış. Onları üstün giyimiyle ezerse kendine bağlanacağının farkındaymış.

Berberin rahmetli babası da tanınan ünlü bir saray hallakı imiş. Babası ölmeden önce sık sık bu mesleği kendisinden sonra sürdürecek oğluna nasihatler edermiş. Bu yüce sanatı ele avuca sakın düşürme! Giyiminle göze hitap et. Makasınla bir mıknatıs gibi o insanları kendine çek. Rahmetli saray hallakı babası, milletimiz gariptir hatta öyle çok gariptir ki onları şaraba benzetmekte hiçbir mahsur da yoktur. Müşterinin üstünde gölgeni hissettirsen kapında sıra sıra dizilirken senin sanatının gücünü, inceliğini konuşur olurlar.

Babası sarayda padişahları, şehzadeleri, vezirleri tıraş ederken en az onlar kadar süslü giyinir, en az onlar kadar kelimeleri özenle seçermiş. Ancak bu şekilde padişahın ona görev vereceğini bilirmiş. Güçlü bir padişah, ancak berberinden anlaşılır: Hallak ne kadar temiz, bakımlı olur, zarafet saçarak giyinip kuşanırsa padişahın da bir o kadar güçlü ve saygın olduğu anlaşılırmış. Devleti temsil eden hallaklık makamına uygun hareket eden babası, padişahın saygı ve güvenini kazanıp saraya kabul edilmeyi büyük bir onur nişanesi kabul edermiş.

Fakat rahmetli babasının anlattığı bir hikâyenin kehaneti hızlıca gerçekleşiyordu. Babasının kehanetine gelecek olursak: Saray bahçesinde hoşça bir vakitte süslü padişah, hallakı çağırtır. Hallak şık giyimi ve görünüşüyle padişahın karşısına elinde malzeme çantasıyla gelir. Saray hallakı tıraşa başlarken sohbete de başlayıverir. Yaşanan sorunları, ülkenin geleceğini, değişen insanları.

Padişah ise teşbih sanatını çok sevdiği için meseleye uygun bir girişle şöyle başlar: Bir insanın başı ağrıyor ve çok feci biçimde hastaysa eğer hekim bu insana ne yapar? Tabi ki reçete yazar. İşte bizim başarmayı amaçladığımız mesele de tam olarak yenileşmenin, değişimin reçetesini uygulamak. Padişahın yüzünün çok değiştiğini gören hallak padişahın üstündeki elbiselerin, başındaki fes denilen şapkanın de değiştiğini fark etmesi uzun sürmez. Padişahın istediği tıraşı ise çok garipseyen hallakın eli daha fazla dayanamamış. Yüce padişahım, benim ömrüm sizin ömrünüze ömür olsun ama anlayamadığım bazı şeyler var, zekâmı mazur görün lütfen. İstek buyurduğunuz tıraşın şekli sizi siz olmaktan çıkarmış görünüyor efendim. Halkımızı yani bizim insanımızı yansıtmaktan çok uzak bu görüntü. Ben bu tıraşı beceremem efendim, hâkim olmadığım bir işi layıkıyla yerine getirmem mümkün değil.

-Padişah; olacaktır, bütün bunlar olacaktır. Elbette bu yolda kayıplar, geçmişe özlem duyanlar, bizimle yürümek istemeyenler olacaktır, demiş ve hallakın işine o gün son vermiş. Hallak, eşyalarını toplayıp avludan çıkarken son kez dönüp sarayın duvarlarına, sütunlarına, kapı süslerine, merdiven demirlerine ve kırlarda koşan güzel kokulu cariyelere bakmış. Ve giderken son sözü gururla hallak değişirse bütün halk değişir olmuş.

Bu hikâyeyi anan berber bu değişimin yeni olmadığını, babasının haklı olduğunu yüzünü aydınlatan neon ışık eşliğinde hatırlamış.

Kendi berberliğini antik, alaturka bir berber olarak nitelendirip yeni açılan kuaförleri hiçe sayarmış. Kuaförlere hiçbir şekilde saygı duymaz oralardan çıkan insanların bir daha eskisi gibi olamadıklarını, bu toprakların ve bu toplumun insanı olmadığını söylermiş. Bu insanları tanıyamadığını sanki başka diyarlardan geldiği fikrine fazlasıyla kafa yorarmış. Bu kuaförlere karşı insanımızı, kültürümüzü yansıtan yüzleri unutmamak, kaybetmemek için kendince bir mücadele başlatmış. Bazen kuaförlerden çıkan insanlara daha yakından bakabilmek için o mekânlara girip çıkmış. Kolonyaların yerini parfümün, yeşil sabunun yerini rengârenk kremlerin aldığını görünce şaşkınlığa uğramış. İnsan yüzlerinin mayasının başkalaştığına şahit olmuş, buna neyin sebep olduğuna ise bir anlam getirememiş. Bu insanlar kimdi böyle? Bu yüzler, bu saçlar, bu kıyafetler bizim insanımızı yansıtmazken bizim insanımızı yansıtan yüzler de giderek azalıyormuş.

Berber, zamanın insanları nasıl bu kadar değiştirmiş olduğunu kabullenemiyordu. Sokaklarda dolaşıp insanları gözlemlemeye başlamıştı. İnsanların yüzlerindeki mimikler bile artık farklıydı ve tüm bunlara yabancıydı. Yaşadığı karmaşa karşısında kimseyle uzun müddet konuşmayan berber insanlarla arasına mesafe çekmişti. Belki böyle olursa değişip diğer insanlar gibi düşünmeden yaşayabilme özelliğine sahip olabilirdi. Düşünmeden yaşarsa eğer çok fazla mutlu olamayacaktı ama çok mutsuz da olmayacaktı.

Bir gün dükkânına nereden geldiği belli olmayan genç bir adam girmiş. Genç adamın boyalı saçlarını, kulağındaki küpesini gören berber adamın yanlış yere geldiğini düşünmüştü. Koltuğa oturan ve istediği tıraş modelini anlatan genç adamı dinleyen berber ise adamın söylediği sözcükleri seçemiyordu.  Berber, adamın kafasına şöyle bir dikkatlice bakınca onu daha önce hiç tıraş etmediğini anladı. Bizim insanımızı andırmayan bu müşteriyi sanatıyla etkileyip onu yanlış yoldan vazgeçirip olduğu gibi kalmasını amaçlamıştı. Adamın ilgi alanını bulmak için önce konudan konuya sıçramış, müşterinin en çok konuşmak istediği yerde ilgi alanını da keşfedeceğinin bilincinde durmadan konuşmasını sürdürmüştü. Müşteri ise hiçbir şekilde sohbete dâhil olmazken berber, müşterinin sessizliği sevdiğini düşünerek susmaya karar vermişti. Adamın saçlarına, küpelerine bakınca garip hisler uyanmış içinde ama söyleyememiş. Berber, kaleden kaleye uçarak düşman askerlerini öldürmeyi başaran Cüneyt Arkın filmi açıp konuyu dağıtmak istemiş.  

Müşteri ortamın sessizliğinden yararlanarak siz berberler neden bu kadar çok konuşursunuz? Alt tarafı bir tıraş yapacaksınız onu da eziyete dönüştürüyorsunuz. Berber bu küçümseyici ifadenin ardından konuya aceleyle dalmış. Berberliğin tüm meslek grupları arasında en önemli yere sahip olduğunu, berberlerin yalnızca bir berber olmadığını aynı zamanda insanları mutlu etmeyi başaran bir ilahi dergâh olduğunu anlatmış. Berberlik kutsal denecek kadar önemli bir mahiyete sahiptir ki; dünyayı atıyla dize getiren Büyük İskender’in bile en önemli sırrını bir berbere yalnızca anlattığını bu da berberlerin tarihe yaptığı unutulmaz etkiyi göstermesi açısından müthiş de bir örnektir.

Müşteri ise kurnazca berbere bakıp onu alt ettiğini zannederek ama demiş, Büyük İskender’in sırrını da yine o berber tüm insanlığa ifşa ederek İskender’in ölümüne sebebiyet vermişti. Berber duydukları karşısında içten içe çılgına dönmüştü. İskender zaten ölmeyi hak etmişti, berber yalnızca onun ölümünü hızlandırdı. Büyük İskender hayal ve gerçeği ayırt edemediği için öldü yoksa onu ölüme sürükleyen berber değildi. Berber onun güvenini kazanmıştı, İskender de ona hayattaki en acı sırrını verdi. Hayır dedi müşteri, berber sırra sadık kalmadı. Siz berberler hepiniz birer ispiyoncusunuz en iyi muhbirlerin sizden çıktığını biliyorum. Müşterilerinizin en savunmasız anında onların en mahrem sırlarını araklayıp müşterilere karşı kullanmayı çok iyi bilirsiniz.

Berber duydukları karşısında sert kayaya çarptığının farkındaydı, bu adam diğerleri gibi değildi, farklıydı. Farklı olanı gözler hemen tanıyor. Onu sevmişti belki ama bunu kabullenecek gücü yoktu. Yumuşak karnını belli etmemek için konuşmaya devam etti berber: Bir berberin yalnızca bir berber olmadığını sana kanıtlayacağım ama önce beni sabırla dinlemelisin. Bizler ispiyoncu ya da muhbir değiliz, bizi biz yapan değerlerimiz, bizi sizden ayıran ölçütlerimiz vardır. Tarihe mal olmuş ünlü değerimiz, berberlerin piri Selman-ı Farisi, peygamberimizin güzel sakalını kestiği için onun duasıyla dükkânımızı açarız. O bizim yalnızca pirimiz değil, onun gibi olmak istediğimiz bir kâmil insandır. Böyle kâmil bir zatın peşinden giden hangi berber dükkânına gelen müşterisinin sırlarını ulu orta ifşa edebilir?

Tarihe yön veren, çağ açıp çağ kapayan yine biz berberlerizdir. Eskiden gezgin bir berber çükü büyüyen çocukları sünnet eder, diş ağrısından gece uyuyamayanların dişini çeker, vücutta toplanan pis kanı alırken şimdi ise küçücük, nefessiz bir odaya mahkûm edildik. Önce ismimiz değişti, kimseden ses çıkmayınca ardından yetkilerimiz bir bir alındı ve en sonunda özgürlüğümüz çalındı. Yeni bir düzenin oluşması için eskiye ait bütün kurallar elenirken bizde bu değişimden nasibimizi aldık. Eskiden berberler bu işi yapabilmeleri için birçok sınava tabi tutulurdu şimdi ise insanımızın elinde oyuncak oldu. Bu meslek sabır isteyen bir meslektir evlat, bir insanı tıraş ederken onu yeni yüzüne alıştırman gerekir. İşte burada bir sanatçı duyarlılığı taşıyan her berber yeni yüzünü müşteriye sevdirmek için yoğun çaba sarf eder. Bir berberin akşam huzurla uyuyabilmesi, müşterisinin tıraş memnuniyetine bağlıdır. Berberler dünyanın en güvenilir işçileridir, yoksa kimse elinde usturalı bir adama kendini huzurla teslim etmezdi.

Genç adam güldü, dünyayı siz berberler yaratmışsınız da haberimiz yokmuş. Berber de gülerek bak sana bir hikâye daha anlatayım ama sabırla dinle. İnsanlığı ilk defa parayla tanıştıran paranın ve para üstünün mucidi Lidyalıların başkenti Sardes’ de burnu uzun, yüzünde yaralar bulunan, sırtı kambur, çirkin mi evet çok çirkin Ezop adıyla çağrılan bir adam yaşarmış. Ezop’u görenler yolunu değiştirir, midesi bulanır ve yere tükürürmüş. Ezop kendi haline üzülürken insan içine karışacak güveni bulamazmış. Ezop bir gün kaderini değiştireceği berbere gitmiş. Berber Ezop’un haline çok üzülmüş ve ona nasihatlerle dolu masallar anlatmış. Ezop, hoşuna giden bu masalları her gelişinde not etmiş. Berber, Ezop’un çirkin yüzünü güzelleştirmek için dağlardan topladığı otları kaynatıp yüzüne sürmüş. Ve nihayetinde işe yaramış, Ezop güzelleşirken berbere de bol bol dua etmiş. Ezop not ettiği masalları bir gün kent agorasında anlatmaya başlamış ve bu masallar çok sevilmiş. Ezop’un ünü önce tüm Lidya’ya sonra Hitit’e, Mısır’a kadar yayılmış. Yani evlat dünyaca ünlü masalcı Ezop’u yaratan ona güç veren de yine bir berberdi.

Genç adam durur mu cevabı anında vermiş: Ezop’u ölüme götüren yine anlattığı Pire ve Tilki masalı değil mi? Sen yalnızca mesleğinin güzel yanlarını anlatırken kötü yanlarından hiç bahsetmiyorsun. Bu şekilde doğru ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini nasıl bulabilirsin? Şimdi bir hikâye de ben anlatacağım, içinde berber yok ama konumuza uygun olduğunu düşünüyorum.

Mevlana Celâleddin Rumi, inzivaya çekilmiş içini aydınlatmak için ruh arınmasını yaşarken müritleri arasına yeni katılan Şems-i Tebrizi’nin yüce ruhundan süzülen kelimelere, hikâyelere, şiirlere hayran olmuş. Şems’in Allah dostu, peygamber kardeşi postuyla donatılmış kimliğinde kendini bulan Mevlana, onunla geçirdiği her anın kıymetini bilip günde üç defa sabah, öğlen, akşam olmak üzere şükretmiş. Şems’in gelişiyle dünyanın daha da aydınlık bir resme dönüştüğünü ruhunda hisseden Mevlana, Şems’e şiirler yazıp çilesinin mükâfatını bulduğunu sanmış. Her sanmanın bir aldanma olduğundan habersiz Mevlana; tüm ilgisini, şefkatini, edebi ve ruhani gücünü Şems-e vermesi birtakım sorunlar meydana getirmiş. Şems’i kıskanan bir grup mürit, Mevlana’nın artık eskisi gibi olmadığını çok değiştiğini anlamış ve Şems’i tehdit etmişler. Bir gece Şems ortadan kaybolmuş. Mevlana ise bu anlamsız, vakitsiz gidişe ya da kayboluşa içten içe yanarken asıl çilenin yeni başladığını anlamış.  Mevlana kaybolan Şems’i aramak için Bağdat’a, Beyrut’a, Tebriz’e gitmiş. Çöllerde su niyetine Şems-i’n adını gözü yaşlı sayıklamış, kuyulara onun adıyla seslenmiş fakat ondan bir ize rastlayamamış. Mevlana, Şems’i ararken bir Bektaşi Tekke’sine girince içeride bir dedenin etrafında dönen insanların dansına ortak olurken bütün hikâyelerin aslında birbiriyle kesiştiğini anlamış ve hikâyesine başladığı yere –dergâhına- geri dönmeye karar vermiş. Mevlana, Şems’ ten öncesi ve Şems’ ten sonrası diye yaşamını ikiye ayırırken Şems’ten önce kör bir adamken Şems’ten sonra kör olan gözlerinin dünya güzelliklerini daha renkli ve canlı görmeye başladığını anlamış. Mevlana, bu gerçeği artık kabul edip değiştiğine, yeni biri olduğuna, kalan yaşamında bu gerçekle yaşamanın Şems’nin acısını biraz daha hafifleteceğine kanaat getirmiş.

Berber dinlediği hikâyenin sihri altında taş atılan ürkmüş bir kuş gibi şaşırmıştı. Boynunu eğen berber, Mevlana gibi, İskender gibi, Ezop gibi değişmenin ne demek olduğunu kanlanan dizlerinde hisseder. Çünkü ölülerin çürümesi gibi çürüyüp gitmemek için çünkü babasından yediği ilk tokadın ardından bir daha itiraz edemeyen bir çocuk gibi çünkü bir gülün her renk değişiminde farklı koktuğunu ruhunda duymak gibi… Çünkü Mevlana’nın, Şems olmadan da onu sevebilmesi gibi çünkü bir masalın ortasında fakat başka zamanlarda ve başka yerlerde ama aynı duyguları yaşamak gibi…

Genç adam anlattığı hikâyenin ardından berbere sana bir sır vereceğim, ‘’Ben bir gül hastasıyım, bütün gülleri koklamak için çıktığım bu yolculukta son nefesimi verene kadar yürüyeceğim .’’ Bu sırrımı, üslubun gibi sakla, der.

Berber kendisine verilen bu sırrı duyunca hala önemsenen biri olduğunu ama artık değiştiğini de hisseder ve bu sırrı saklamak için kelimeler, hikâyeler ve üslubu üzerine yemin eder.  

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüz Yıllık YolculukFaruk Ulay
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

27 Ocak 2026

Natalie Haynes ile Hayatındaki Kitapla..

Okumaya dair en erken anım Russell Hoban’ın yazıp Lillian Hoban’ın resimlediği Harvey’s Hideout. Harvey, kız kardeşinin korkunçluğundan şikayetçi olan bir misk sıçanı. Ama kız kardeşi Mildred da ona karşı aynı şeyleri hissediyor. Bu kitabı okuduğumda san..

Devamı..

Uyanmanın Yanıcığı

Tuğçe Vural

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024