Hür
9 Mart 2020 Öykü

Hür


Twitter'da Paylaş
0

Sabah yine koştur koştur geldi yanıma. Yiyecek verdi, su verdi. Bir şeyler söyledi ama anlamadım pek. Kaçmaya çalıştım yine, yeniden. Başaramadım. Engelledi beni hemen ve gitti. Bir daha hava kararınca gelir. Bu aralar olduğundan daha tuhaf davranıyor. Açıkçası tam olarak çözemedim. İki gün önce birine bağırıp duruyordu telefonda. Pek anlamadım ne dediğini. Orospu dediğini duydum sadece. Sevdim bu kelimeyi. Ben de bağırdım orospu diye. Hoşuna gitti sanırım. O andan beri tepeme gelip tekrarlayıp duruyor. Huyudur. Sevdiği bir şeyi gelip sürekli söyler bana. O söyler ben söylerim, güler gider. Dün de aynanın karşısında şiir okuyup durdu. Bazı yerlerini tekrar tekrar okudu. "En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda / ölüm acısı." Bir şeye taktı mı takar. Beni de bırakmaz, kendini de… Eskisi gibi üzülmüyorum pek, alıştım sanırım.

Burada bütün gün öylece duruyor, akşam da bu tuhaf adamı seyrediyorum. Çok güçlü. Ama fark ettim ki büyümüyor. Hep aynı ölçüde. Ben ise büyüyorum. Önceden aynaya baktığımda tamamımı görürdüm, şimdi yarımımdan bile azını görüyorum. Ondan daha güçlü olduğumda kurtulabilirim diye düşünüyorum. Umudumu kaybetmiyorum, zaten bundan başka hiçbir şeyim yok ki. Bir tıngırtı. Gelmez ki bu saatte. Bir şey mi unuttu acaba. Diğer odaya daldı, göremiyorum. Geldi, gözleri kıpkırmızı. Ağlıyor mu bu adam. Elinde yine o pis kokulu şey. Bunu içince daha da tuhaf davranıyor. Yine içeri gitti. Pis kokulu şey küllükte. Demek ki gelecek birazdan. Evet, geldi. Elinde bir şeyler var. Merdiven açtı, üstüne çıkıpta tavana çakmaya başladı. Korkuyorum bu seslerden, bağırmaya başlıyorum. Varlığımı sesimi duyunca fark etmiş olacak ki yanıma doğru geliyor. İyice yaklaşıyor bana. Bir süre bakışıyoruz. Kapımı açıyor. Bu sefer hemen kaçmaya çalışmayacağım. Belki bir boşluğunu yakalarım. Pencereyi açıyor. Kapım açıkken pencereyi açmaz ki hiç. Pencerenin önüne getiriyor beni. Sahiden ne yapıyor? Kaçsam mı acaba? Şu an kaçmaya o kadar yakınım ki. İstese bile yakalayamaz beni. Hayır, asla yakalayamaz. Güçlü bir hamle ile atıyorum kendimi pencereden. Yakalamaya teşebbüs bile etmiyor. Kanatlarımın sesi ile rüzgârın sesi birbirine karışıyor. Uçuyorum. Güçlü bir haykırış kopararak uçuyorum işte. Özgürce ve sınırsızca. Benim gibi onlarcasıyla süzülüyorum gökyüzünde. Gerçek mi bu? Yoksa gördüğüm sayısız rüyalardan biri mi? Neden yaptı böyle bir şeyi? Geri dönüp baksam mı? Ne diye bakacağım? Bilemiyorum. Cennetten kovulan geri dönmek ister de cehennemden kovulan ne yapar?

Yavaşlayarak hızımı kesip geri dönüyorum. Rüzgâra bırakıyorum kendimi. Acele etmeden yavaş yavaş, süzülerek pencereye konuyorum. Ne içerideyim, ne dışarıdayım şimdi. Ortalıklarda görünmüyor. Sadece ne yaptığını öğrenip bir daha buraya gelmeyeceğim. Bu onu son görüşüm olacak. İşte geldi odaya. Elinde yine pis kokulu şey. Hızlıca birkaç nefes çekiyor ve atıyor küllüğe. Sandalyenin üstüne çıkıyor. Kafasını yuvarlak ipten geçiriyor. Göz göze geliyoruz. Tebessüm ediyor bana. Güçlü bir hamle ile itiyor sandalyesini. Sallanmaya başlıyor. Elleri ipte çırpınıyor. Çırpındıkça daha da çok sallanıyor. Bir süre sonra bitiyor çırpınması. Yine de sallanıyor gittikçe daha da azalarak. Bakışıyoruz yine. Bu sefer tebessüm etmiyor. Beni de bıraktı kendini de…


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR