Karanlığımdan sesleniyorum baylar, beni bıraktığınız yerden.
Mezarsızım, doğmamış gibi. İzsiz. Nefes almamış gibi. Annesi hiç sevmemiş, âşık olmamış, hiç ölmemiş gibi. Ama o biliyor, her cumartesi gelip orada susan o kadın biliyor. Ben vardım. Size her baktığında ruhunuza saplıyor varlığımı. Her darbeyle düşüyorsunuz. Benim derin karanlığımda, benimle birlikte daha aşağılara çekiliyorsunuz. Elinizden bir şey gelmez, gelmeyecek. Kaçamaz, saklanamazsınız. Gerçek sizi bulur. Elleriniz boynuma dolanmış, benden kurtulamazsınız. Ne kadar düşersem, benimle geleceksiniz.
Hayatlara hükmetmeye başladığınız günleri hatırlıyorum. Henüz umut vardı. Sizden hoşlanmıyordum. Yine de daha derin bir çukura gömülemezdi adalet. Öyle sanıyordum. Kaybedilen insanlar, işkence tezgâhları, ohal valileri, devalüasyon, gri haberler, cezaevi operasyonları, televizyonlarda rakı eşliğinde kırılan tabaklar ve her cumartesi dünyaya susan insanlar. Oğulları ve kızlarının tozunu isteyen insanlar. Bunun üzerine düşündünüz mü bilmiyorum. Ölüm bir şeydir, ya yokluk? Hiçlik, var olmamışlık?
Öldü biliyorum, tozunu verin! Bunu söyleyen insanları hatırlıyorum. O insanların genç erkeklerce dövüldüğünü gösterdiniz bana. Şaşırmadım. Takdir edin, alışamayacağım bir şey yok. Bırakıldığım çukura bile alıştım. Hatırlamayanları, susanları affettim. Bir avuç tozdan ibaretim ve karanlığın en derinindeyim. Elbette umut etmeyi bırakmıyorum, üzerimdeki toprağın kaldırıldığını hayal ediyorum, sonra bir ışık. Çukur dediğime bakmayın, üzerimde toprak var mı bilmiyorum. Bunu siz biliyorsunuz. Belki sandık içinde, bir gölün dibindeyim. Belki çocuklarınızla temiz hava almaya geldiğiniz bir göl. Adaletin uzağında, belki şehrin güneyinde. Belki bugün bir cumartesi, siz az ilerde çocuğunuzu seviyorsunuz ve biliyorum, kurak bir toprakta annem susuyor.
Beni almaya geldikleri gece, üç kere vurdu katil kapıya. Tak tak tak! Ağır ahşap kapı sarsıldı. Evde fısıltılar. Sessiz olursak bir şey olmayacak, sessizliği kale yapıp içinde barınacağız ve onlar gidecek. Gitmediler! El oyması kapı kırıldı, çamurlu postallarla insan suretli küfürler girdi sessizlikle korumaya çalıştığımız haneye. Konuşma? Olmadı. Sürüklendim sadece. Annem, babam ve kardeşlerimin yerde olduğunu, korkulu gözlerle bana baktıklarını hatırlıyorum. Son gördüğüm annemin gözleri oldu. Bakışlarıyla beni alıp kalbinde saklamaya çalışıyordu. Hayatıma dair hatırladığım son şey. Boğazımda bu yumruyla kopardılar beni. Sonra ne oldu bilmiyorum, bilsem de anlatmak istemezdim. Sır değil, herkesin bildiği ama olmamış gibi davrandığı şeylerin bir kısmı muhtemelen. Aslında baylar, bunu en iyi siz biliyorsunuz. Bana ne yapıldığını siz biliyorsunuz ve nerede olduğumu. Bilmediğinizi mi söyleyeceksiniz, yanınızdakilere sorun. Biliyorlar. Onlar yaptı. Korkaklığınız benim varlığımı kabul etmenizi engelliyor biliyorum. Kudret dediğiniz o şeye dayanarak cesaret edebildiğiniz öfkeniz sizi korumuyor. Sadece önemli olmak isteyen ahlaksız ve korkak çocuklarsınız. Gerçek bir cesarete ihtiyacınız var. Kendi cesaretinize. İçinizden gelen. Fakat görüyorum ki içiniz boş. Ancak çare yok, kaderinizi karanlığımdan kurtarmak için beni bu karanlıktan çıkarmak zorundasınız. Aksi halde düşüş sürecek. Konunun susturmakla, hiç olmamış gibi davranmakla ilgisiz bulunmadığını anlamış olmalısınız. Sizin için üzgünüm ama sadece bir köşede durup evlatlarının son sesini arayan insanları susturamazsınız. Büyüyerek sonsuzlaşan ve bitmeyen bir yası susturamazsınız. Yas suskunluktur. Suskunluğu susturamazsınız. Bu bitmeden düşüşünüz bitmeyecek. Yasını tutup bitirebilsin diye, benden geriye ne kaldıysa anneme verin. Aksi halde ne olacağını bilmiyorum. Ne kadar devam edecek düşüş? Bilmiyorum. Annemi özlüyorum.
Karanlığımdan sesleniyorum baylar, beni unuttuğunuz yerden.






