Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Ocak 2022

Öykü

Karşılaşma

Selin Artun

Paylaş

2

0


İşte oradaydı. Hiç dikkat çekmiyor denemeyecek kadar büyük, göze sokulamayacak kadar küçüktü. Kimseciklere zararı olmayan, kendi halinde, öylece durmuş ve neyi beklediğini bilmeden bekleyen yaşlı bir çınar gibiydi saat kulesi. Her zaman yüzünde bir tebessüm vardı. Buruk, naif bir tebessüm. Araba durdu. Neva biraz tereddüt ettikten sonra arabadan indi ve saat kulesinin önündeki meydana doğru yürümeye başladı. Etraf sabahın erken saatleri olması dolayısıyla çok kalabalık değildi. İşe yetişmeye çalışan insanlar, hedef müşteri kitlesi olan beyaz yakalı plaza çalışanlarına küçük üçgen krem peynir ve simit satan satıcılar, martıların havada süzülüşleri ve vapurların sesi dışında dikkat çeken pek bir şey yoktu Dolmabahçe’de o sabah.

Kulenin dördüncü katında ona göz kırpan saatle epey bakıştılar. Benlik durumu sıklıkla değişiyordu Neva’nın. Bir an yıllar önce etrafına enerji saçan kıpır kıpır o genç kız oluyordu, hemen akabinde ruhunu her an teslim etmeye hazır yaşlı bir kadın.

Ayakta durmaktan yoruldu. Görünmez kaza sonucu kesilen eli yine hafiften sızlamaya başlamıştı. Karnının acıktığını ve baş ağrısının arttığını fark etti. Simit ve çay aldı. Her zaman yanında taşıdığı ağrı kesicisini içmek için de su. Bir banka oturdu. Simitinden bir ısırık aldı. Dünyanın neresine giderse gitsin asla bulamayacağı tatlardan biri buydu. Taze taze yenen sıcacık memleket simidi kadar güzel kaç şey vardı ki? Bir tarafı ne işin var burada kalkıp gitsene derken, diğer tarafta ayağına zincir bağlanmışçasına kımıldayamıyordu.

Kulenin saati tam 11.00’i gösterdi. Hava iyice ısınmaya devam ediyordu. Neredeyse öğle sıcağına kalacağım diye içinden geçirdi. Kendini daha iyi hissediyordu. Tam kalkmak için hamle yapacakken hayatı boyunca unutamadığını o an anlayacağı sesi duydu:

“Sen misin gerçekten?”

Neva donakaldı. Bunca şeyin sorgulaması, hesabı, duygu geçişleri tamamdı ama karşısında Ali’yi görmek… Bu kadarı çok fazlaydı.

“Neva.. İnanamıyorum seni gördüğüme. Sen.. Nasıl? Yani burada mısın? Ne zaman geldin?”

Neva nutku tutulmuş bir şekilde bakmaya devam ediyordu Ali’ye.

“Yeni. İki gün oluyor.”

Sanki sekiz yıldır değil de, sadece birkaç aydır konuşmuyorlardı. O kadar normaldi bu selamlaşma.

Ali de banka çöktü.

Bir süre öylece oturdular. Hiç konuşmadan. Hep uzaklara baktılar. Ne diyeceklerdi? Lafa nereden başlayacaklardı? Kim kime neyin hesabını nasıl soracaktı?

Ama bu sessizliğin de bir ömrü vardı.

“İyi görünüyorsun” dedi Ali. “Umarım her şey iyidir ve çok mutlusundur.”

“Her şey yolunda, sağ ol.” dedi Neva.

“Neler yapıyorsun Londra’da?”

Neva şaşırdı. Nereden biliyordu Londra’da olduğunu? Belli etmemek için hiç duraksamadan devam etti.

“Pasta yapıyorum.”

“Pasta mı?“

“Evet, pasta” dedi Neva. “Olamaz mı?”

“Yoo, tabii neden olmasın. Bir an şaşırdım sadece. Mutfakla, hatta pasta börek işleriyle aran hiç iyi değildi ya senin, ondan afalladım herhalde bir an.”

İyi tanınmak. Bilinmek. İçinde geçmiş zaman kipi dolu ifadeler. Karşıdakinin bir zamanlar senin ciğerini bildiğini hatırlama hissi. Hayatı boyunca onu en çok bilen, anlayan kişi. Onu en iyi tanıyan, en çok seven ve en çok acıtan kişi.

“Küçük bir Patisserie dükkânım var. O meşhur aşçılık okuluna –Cordon Bleu– gittim. Mezun olduktan sonra da orayı açtım. Hem pasta ve değişik kahveler yapıyorum, hem de içinde raflar dolusu kitaplar var; insanlar bir şeyler yiyip içerken aynı zamanda kitap dergi vb şeyler okuyorlar.”

Ali şaşkınlıkla dinliyordu.

“Ne güzelmiş.. Eminim pastaların harikadır. Elini değdirdiğin her şey gibi.”

Yine o tanınmışlık duygusu gelmişti. Tüm bu bildiği şeylerden kaçmak için yıllar boyunca mücadele etmişti Neva. Bu kadar zaman başardığını düşündüğü bir şeyde gram yol ilerleyememiş olması mümkün olamazdı.

“Abartılacak bir şey yok. Alt tarafı küçük bir işletme işte” diyerek konuyu kapattı. “Sen nasılsın?”

“Ben.. İyiyim. Sağlıklıyım. İş güç hep aynı.. devam..”

Boşandım en sonunda diyemedi Ali. Tedavi süreciyle geçen onca zamandan sonra, her şey eski karısı açısından yoluna girmişken, her şeyi onun en fazla rahat edeceği şekle sokmuşken yıllar önce yapması gereken şeyi yapabildiğini, artık özgür bir adam olduğunu, boşandıktan sonra bir daha evlenmediğini, hayatına kimseyi alamadığını, Neva’dan sonra hiç kimseyi sevemediğini söyleyemedi.

“Elin?”

Neva dönüp Ali’ye baktı ilk kez. Anlamadı ne dediğini. Aklı elinin acısından sıyrılıp çoktan bambaşka yerlere gitmişti.

“Eline ne oldu?” diye endişeli bir şekilde sordu Ali,  yavaşça Neva’nın elini tutup kendine doğru yaklaştırarak.

Ali Neva’ın hâlâ hafifçe kan sızan bandajlı eline bakarken Neva Ali’ye bakıyordu. Yüzündeki çizgilere, yaşanmışlıklara, santim santim ezbere bildiği her yerine, unuttuğunu sandığı her detaya bakarken buldu kendini. Ali’nin elini tuttuğunu fark edince hızlıca çekti.

“Önemi değil, ufak bir kaza sadece. Neyse, ben de hastaneden dönüyordum zaten, hava almak için burada durmuştuk. Araba orada bekliyor beni.”

“Hava almak için burada mı durdun?

“Evet, hastaneden dönüş yolu üzeri. Midem kötüleşti. Bir anda hava almak istedim. Başka bir anlamı yok. Ne olabilir ki zaten?”

Kendini gereksiz yere savunma ve açıklama yaparken bulan Neva bir de kendini bu duruma soktuğu için ayrıca gerginleşti. Okları Ali’ye çevirmek için:

“Esas senin ne işin var burada?” dedi.

Ali duraksadı. Dünyanın en anlamsız sorusunu sormuşcasına ona bakan Neva’nın gözlerinin içine baktı.

“Seninle tanıştığım günden beri her beş Haziran’da buraya geliyorum ben. Sen olsan da, olmasan da. Bu yüzden buradayım.”

Neva yutkundu. Ne diyeceğini bilemediği için sadece durdu. Başını çevirip denize doğru baktı. Halâ aklına söyleyecek bir şey gelmemişti. Bu sefer de başını daha geriye çevirip yukarı kaldırdı, saate baktı.

“Neyse, benim artık gitmem gerek. Hoşça kal.”

“Ne zaman dönüyorsun?” dedi. “Yani Londra’ya geri dönüyor musun?

“Bu gece” dedi Neva.

“Peki. Çok tuhaf oldu bu şekilde ama seni gördüğüme sevindim. Kendine iyi bak.”

“Sen de”.

Arkasını dönüp gitti. Yıllardır hep rüyasında gördüğü gibi, arkasından ona baktığını biliyordu. “Gitme, dur!” dese gidemeyeceğini biliyordu. Bunları düşündükçe daha hızlı yürümeye başladı. Koşar adımlarla arabaya bindi.

“Gidelim” dedi şoföre. “Hemen gidelim.”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ahmet Ümit Yalnız DeğildirT. Erbarıştıran
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

7 Mart 2025

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Ramazan ayının en özel lezzetlerinden biri olan ramazan şerbeti, Osmanlı mutfağının mirası olan ferahlatıcı ve sağlıklı bir içecektir. Gün boyu susuz kalan vücudun sıvısını dengelemek ve iftar sofralarına lezzet katmak için tercih edilen bu içecek hem besley..

Devamı..

Antalya’nın Meşhur Yemekleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024