Henüz 22 yaşında olan Mahsa Amini’nin şeriat kurallarına göre başörtüsü takmadığı için (başörtüsü takmadığından değil…) Ahlak Polisi (İrşad Devriyesi) tarafından öldürülmüştür.
Geçmişi kadim döneme dayanan İran kültüründe Arapların istilasıyla birlikte büyük bir değişim yaşanmıştır. Yaklaşık 250 yıllık (MS 8. yüzyıldan 10. yüzyılın sonuna kadar) bir dönemde, İran’ın tüm kültürel ve geleneksel geçmişi silinmek istenmiştir. Arapların acımasızca kendi dinsel inançlarını zorla dayatmaları sonucunda binlerce insan öldürülmüştür. İran bundan böyle eski kadim döneme dayalı gelenek ve inançlarından yoksun bırakılmıştır.
İran 1979’da Humeyni’nin Fransa’dan dönmesiyle çağdaş bir değişim yaşayacağını umut ediyordu. Önceki iktidarın (Şah Rıza Pehlevi) yolsuzluklarına ve adaletsizliklerine karşı İslam’ın koruyucu ve dürüst bir sistem yaratacağına inanıyorlardı. Ancak böyle olmadı… İran çok kısa sürede bir yangın yerine döndü ve birkaç milyon insanın asılması, öldürülmesiyle yeni dinsel sistem gerçek yüzünü gösterdi. Sonuçta 45 yıllık bir şeriat düzeni nedeniyle çağdaş dünyadan koparılmış, kendine içine gömülmüş, bilim ve sanat alanlarında geri kalmış bir İran ortaya çıktı. Nedendir bilinmez ama özellikle kadınların çarşafa girmesi izin hukuk kuralları değiştirildi. Kadınlar toplumda ikinci sınıf insan muamelesi görmeye başladı. Göstermelik olarak eğitim ve bazı haklar yıllar sonra alınsa bile, şeriatın katı kuralları her zaman geçerli oldu.
İran’ın belirli merkezlerinde uyuşturucu kullananların sayısı da sürekli artmaktadır. Bu durum geleneksel aile yapılarını bozmuştur. Doğal olarak kadınlar buna karşı çıkacaklardı. Ayrıca kadınlara yapılan inanılmaz baskılar, birikti, birikti... Ve bir gün! Tıpkı “Arap Baharı” eylemleri gibi bir anda büyük bir isyan başlatıldı ve halen devam ediyor. Rejimin aldığı idam kararlarına ve haksız yere insanları hapse atması bile şu ana kadar bir işe yaramadı. Güzeller güzeli Mahsa Amini gibi henüz yaşamının baharında olan gencecik bir kızın vahşice dövülerek öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu. Dünyada büyük bir infial uyandı ve protestolar devam ediyor.
Mahsa Amini’ye destek çağrıları genellikle kadınlar tarafından çeşitli eylemlerle (saç kesme, yürüyüş, imza toplama, bildiri okuma gibi) gündem oluşturuldu. Ancak insanın yarısı olan kadının bu denli ezilmesine nedense biz erkekler yeterince karşı çıkamadık… Peki, neden? Hepimizi bir kadın (annemiz) doğurdu, emzirdi ve büyüttü. Kadını çarşafın içine sokmakla erkekler ne kazanacaktır? Üstelik böyle bir zulüm uygulaması erkekler için yoktur. Kutsal Kitap’ta başörtüsü bölümü yoruma açıktır. Günümüz koşullarında bu uygulamanın kadınlar için geçersiz olduğunu kabul etmeliyiz. Arap cahiliye dönemine ait bir geleneğin bugün için geçerliliği kalmamıştır. Bir kadın kendi inancı için başını ya da tüm bedenini örtebilir hatta çarşafa bile girebilir. Ancak bunu bir siyasi ve baskıcı rejim sorunu haline getirip tüm kadınlara zorla uygulatmak insani, hukuki ve mantıklı değildir. Bu satırların yazarı bir erkek olarak Mahsa Amini’nin öldürülmesini en sert biçimde kınıyorum. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Erkeğin yaşaması için kadınla eşdeğer olması gerekir. Bedenimizin ve ruhumuzun yarısını nasıl olur da yok sayabiliriz? Evet, Mahsa Amini ölmüştür ama onun başlattığı haklı protesto eylemeleri tarihteki yerini şimdiden almıştır…
Mahsa Amini’nin özgür ruhu ve insanca yaşamak isteği İranlı kadınların geleceğe umutla bakmalarına yöneliktir. Bazen bir beden can verir ama onun düşünceleri ve duyguları sonsuza kadar yaşar… Unutmayalım, kadınlar varsa erkekler vardır! Bu arada şunu da iyi anlamalıyız. Bir an için tüm dünyadan kadınların yok olduğunu düşleyeyim. Üreme için çeşitli kimyasal bileşimleri kullandığımızı da kabul edelim. İyi, tamam ama bu kez şöyle bir sorun ortaya çıkmayacak mı? Sadece erkeklerin yaşadığı bir dünyada “erkek” kavramı kalır mı? Yani uzaydan biri gelse ve sorsa, siz kimsiniz? Buna nasıl bir yanıt verilecektir? Biz dünyalıyız. Bu dünyada yaşayan bir canlıyız. Hepsi bu kadar. Yani “erkek” kavramı ortadan kalmış oluyoruz. Ataerkil düşünceye (!) inanan erkeklerin kendilerini “erkek” olarak tanımlamaları mümkün değildir. Bir erkeğin kendisini “erkek” olarak tanımlayabilmesi için karşısında (aslında yanında) bir “kadın” olması gerekir. Böylelikle “erkek” kavramı ortaya çıksın. Bu basit denklemi bile anlamayan belki de kabul etmek istemeyen erkeklerin geleceklerini geçmişte aramaları şeriat istekleri yüzündendir…
Bu sitede uzun bir süredir sanat üzerine kendimce yazılar yazıyorum. Bu yazımda ise hem Mahsa Amini olayını yeniden gündeme getirmek hem de İranlı bir ressamın (Morteza Kartouzian) üç resmini bu açıdan kısaca yorumlayacağım.

Birinci resimde görüldüğü gibi, genç bir kadın vardır. Başı açıktır ve ayakları çıplaktır. Giysilerinden yoksul biri olduğunu düşünebiliriz. Bir yere gidecekmiş belki de kaçacakmış gibi yanında açık duran küçük bir el valizi bulunmaktadır. Gözlerindeki umutsuzluk hemen belli olmaktadır. Perişan bir haldedir ve bir kararsızlık içinde kalmıştır.
Ressam tarafından çizilen bu resimdeki kadının anatomik olarak doğruya yakın olduğunu söyleyebiliriz. Buradaki kadının yüzündeki mutsuz ifadeden tüm İran kadınlarını genelleyebiliriz. İran’daki kadınların sadece başörtüleri ve çarşaf giyme zorunlulukları haricinde bir de toplumda pasif kalmalarının göstergesidir resimdeki kadın. Kadınsanız ne yapsanız suçlusunuz, doğuştan günahkârsınızdır ve kahkaha atmanız bile yasaktır.

İkinci resimde ise çarşaf içindeki beş kadın görüyoruz. Hepsi elleri başına ya da yanaklarına dayanmış bir halde düşünceli görülmektedirler. Hepsi üzgün, yılgın ve çaresizdir. Toplumun onlara dayatmak istediği sisteme başkaldırma güçleri yoktur. Bu suskunlukları korkak olmalarından değil, erkeklerin yoğun baskısına nasıl karşı çıkabiliriz sorusudur aslında. Gencecik kadınların/kızların daha çocuk yaşta bile çarşafa zorla girmeleri ne çağdaşlıkla ne de insanlıkla uzaktan yakından ilgili değildir. Çarşafa giren kadının düşleri, gelecekle ilgili beklentileri ve toplumda en azından mesleki olarak sesini duyurma isteği yok denecek kadar azdır. Hepsi deyim yerindeyse kara kara (tıpkı çarşafları gibi) düşünmektedir.

Üçüncü resimde tek bir kadın vardır. Bu kadının ellerinin görüntüsünden olasılıkla yaşlı biri olduğunu düşünebiliriz. Yüzü gölgede kaldığı için belirsizdir ve ressam tarafından olasılıkla böyle uygun görülmüştür. Kadın başını öne eğmiştir ve bir dilenci gibi kıyıda köşede kalmış birini yansıtmaktadır. Ayakları çıplaktır. Fonda görülen sarı-kızıl karışımı renkler ise sanki yakın bir gelecekte kadınların isyanını anımsatıyor gibidir… Kadının yüzünün görülmemesi uğradığı bir haksızlık sonucu mudur? Yani bir tecavüz, koca dayağı… İran’da bunlar sıradan konulardır…
Her üç resimde de kadınlar sessiz ve yılgın görünmektedir. Mahsa Amini olayından önce benzer görüntüler İran’ın her kesiminde vardı(r). Ancak bu genç kızın vahşice öldürülmesinden dolayı çarşaflı kadınlar bile sokağa çıkıp isyan bayrağını çekmiştir. Çoğu zaman erkeklerin de destek verdiği eylemlerinde kanlı görüntüler patlak verse de kadınlar haklarını alıncaya kadar meydanlarda kalacaklardır. En azından bugünkü istek ve arzuları bu yöndedir.
Mahsa Amini bundan böyle heykeli dikilecek bir lider olmuştur. Kadın haklarını savunan ve “Ben bir kadınım, bunu anlayın artık. Benim de özgürlüğüm ve haklarım var!” diyebilen haklı bir isyanın simgesi olmuştur…
Özgürlük herkes içindir!
Not: Mahsa Amini için neden sadece İran’da heykel dikilsin ki? Bizim ülkemizde böyle bir heykel dikilemez mi ya da bir parka, bir sokağa ismi verilemez mi? Bu konu ilgililere duyurulur…






