Özlü, duru ve akıcı anlatım, olup bitenle uyumlu biçimde kullanılan kipler, az sözle çok şey anlatma arzusu ve anlatmaktan çok gösterme tekniğinin kullanılması öyküleri her anlamda etkileyici kılıyor.
Yazıları ve öyküleri Cumhuriyet Bilim Teknik, Notos, N’den, Ihlamur dergilerinde ve Oggito’da yayımlanan, 2019 yılında Bursa’da Nezihe Meriç adına düzenlenen öykü yarışmasında mansiyon ödülüne değer görülen Nurhan Şahinkaya’nın ilk öykü kitabı Bir Yerden Kırılır geçtiğimiz günlerde Notos Kitap etiketiyle okurla buluştu. “Öykü kişilerinin çeşitliliğine bakınca, yaşananlar üzerine uzun uzun düşünülüp yakın gözlemler yapıldığı hemen belli oluyor. Yaşadığımız şu hayattan bildiğimiz kişiler bize bambaşka yüzlerini gösteriyor. Yaşlıların sıradan hayatlarını değiştirmek için yaptığı küçük değişiklikler, ışıksız hayatlar içinde kendilerini değiştirmek isteyen kadınlar, gösterilerin ortasında kalan gençler, birbirinden farklı hayatlarda var olmaya çalışan insanlar. Sevgi, sevgisizlik, çaresizlik, çıkmaz sokağa savrulan ilişkiler, ayrıntıların içinden çıkmanın güçlüğü ve her öyküde farklı yaşantılar” deniyor kitabın arka kapak yazısında.
"Ocak" öyküsünün yaşananlara aracı olan çilek reçeliyle açılışı merak duygusuna ek olarak okuma isteği uyandırıyor. Hemen her gün perdenin aralığından sızan rahatsız edici ışık anlatıcıyı uyandırır. Işık, rahatsız edicidir ve evde olmanın, yatakta uyumanın tadını kaçırır. Anlatıcı sonunda dayanamayıp yataktan çıkar çünkü uykusu kaçmıştır. Sinirlenir, şiddete başvurur, kendine ve çevreye zarar verdiği olur. Anlatı zamanı bir iki gün olabilecek hikâye, öykülenen zaman açısından yıllar öncesine, anlatıcının askerlik yaptığı günlere gider ve dönemin atmosferine, yaşananlara dair ayrıntılar verir. Anlatıcının sinirli halleri, eşine göre yaşadıklarından –askerlik deneyimleri– kaynaklanır, çözüm olarak psikologa gitmesini önerir.
Belediye işçileri gün doğmadan çalışmaya başlar, anlatıcının evinin karşısındaki harabe binanın yıkım çalışması vardır. Binayı yıkmak için patlatılan dinamitler, anlatıcıya askerlik döneminde patlayan mayınları çağrıştırır. Temizlenen arsaya park yapılacaktır, bu iyi bir şeydir çünkü harabe yapı tehlikelidir, idare etmeleri ve şükretmeleri gerekir, balici çocuklardan kurtulmanın zamanı gelmiştir. Kadın, aynı şeyi hiç bıkmadan tane tane anlatır, her seferinde aynı vurgu ve tonlamalarla. Aslında gerçek hayatta farklı biçimde anlatılır özellikle benliğe dair hikâyeler, ancak burada anlatıcının gün geçtikçe ayrıntılara daha az dikkat ettiği vurgulanır. Bunun nedeni ise rutine, tekrara dayalı bildik günlük hayatın getirdiği yabancılaşmadır.
“Kahvaltı aynı, ev aynı, Arzu aynı, gideceğim iş aynı, kazanacağım para aynı. Hatta bizi her sabah yataktan zıplatan gürültü bile aynı. Askerden dönünce başka bir hayatım olacak sanıyordum. Böyle aynılıkları dert etmeyeceğimi, ufak tefek şeyleri kafama takmayacağımı, yaşamın keyfini sonuna kadar süreceğimi… Günler birbirinin benzeri olunca çabuk geçiyor. Uyku aynı, uykusuzluk aynı…”
Yeni bir kararla hayatının ilk günü gibi başlanan kahvaltı bile bitmekte olan tüpün çıkardığı pır pır seslerinin anlatıcıya askerlik günlerinin helikopterlerini anımsatmasıyla yarıda kesilmiştir. Kahvaltıda ekmeğine sürdüğü çilek reçelinin tadı ve kokusu da sınır karakolu civarındaki bir evde yaşayan yaşlı teyzeyi çağrıştırır. Arkadaşlarıyla birlikte film izledikleri gece, ışıklar kapatıldığındaki karanlık da… Sorun ne ışık ne seslerdir, sorun her sabah altıda uyanma alışkanlığıdır aslında, bazı sayılar bile takıntılı biçimde tekrar eder.
Bir Yerden Kırılır’ın ilk öyküsü olan “Ocak”ta birinci tekil kişi anlatıcı Haluk ve eşi Arzu’nun gündelik hayatları üzerinden topluma ve ülke gerçeklerine daha yakından bakıyoruz. Metnin başlığı olan “Ocak” öyküde pişirme ve ısıtma amaçlı kullanılan araç anlamında kullanılıyor ancak Türkiye toplumunun temel meseleleri ele alındığı için bir tür mecaz olarak mantar ocağını çağrıştırıyor. Mantar türleri bir ağ olarak, ya da bir ağacın kökleri gibi yer altında, mevsimi geldiğinde yeryüzüne çıkıyorlar, bazı toplumsal dertler de öyle, her ne kadar üzerleri toprakla kaplı gibi gözükse de zaman zaman görünür oluyorlar. Amatör mantarcıların ocak adını verdikleri yerlerde her yıl aynı mantarları toplamaları, aslında bu ağacın var olma ve her yıl aynı yerde meyve vermesi durumuna karşılık geliyor. Şahinkaya’nın öykülerindeki temel dertler ise bir ocakta –toplumda– ağ biçiminde var olan ve hayatın belli dönemlerinde koşullara uygun biçimde görünür olan özellikle modern hayat kaynaklı temel meselelere karşılık geliyor: rutin gündelik hayat, bireysel yabancılaşma, aile, çatışmalardan geriye kalan travma sonrası stres bozukluğu tarzı psikolojik sorunlar, bellek ve kentsel dönüşüm…

Şahinkaya, gözlem gücü yüksek bir yazar, ayrıntılara iyi odaklanıyor. Öte yandan insanları ve hayatı iyi tanıyan, yaşam deneyimi yüksek bir yazar izlenimi veriyor. Öykülerin birinci tekil kişi anlatıcıları kendileri gibi gerçekçi ve inandırıcı öykü kişileriyle bir araya gelince dışarıdan herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan öykünün kurduğu dünya içinde yaşadıklarını hissedebiliyoruz, okur olarak o dünyanın hayalini kuruyoruz. Özlü, duru ve akıcı anlatım, olup bitenle uyumlu biçimde kullanılan kipler, az sözle çok şey anlatma arzusu ve anlatmaktan çok gösterme tekniğinin kullanılması öyküleri her anlamda etkileyici kılıyor. Günlük konuşma dilinde işlevsel diyaloglar, olması gerektiği yerde kullanılan kısa, devrik ve kurallı cümleler; mekânlarla ilişkili ayrıntılara dair -ses, ışık- yalın betimlemeler, karakterlerin duygu ve davranışları, hem atmosferin –gergin, sinir bozucu– hissedilmesine katkı yapıyor hem de yazarın anlatım sorunları üzerine sabırla çalıştığını kanıtlıyor ve tabi ki ilk öykü kitabı üzerinden biçemine dair ipuçları taşıyor. Üzerine çokça düşünülmüş olay odaklı anlatımlar, ritmini bulmuş dil ve anlatımla birleşince ortaya nitelikli bir ilk yapıt çıkıyor.
“Bir Yerden Kırılır sabırla oluşturulmuş, dolayısıyla yavaş yavaş, derinliğine sızmaya çalışarak okunması gereken bir öykü kitabı.”






