İngilizler donanmalarından ya da futbollarından çok Shakespeare’e sahip olmakla övünürler. İngilizceye en büyük katkıyı yapan ikinci kişi ise John Milton’dır.
Araştırmalar dünyada 6 bin farklı dilin konuşulduğunu ortaya koyuyor. Yine de kesin bir rakam vermek zor çünkü dünyanın bazı bölgelerinde diller ölüyor. Bazı kabile dillerini konuşan insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İki bin yıl önce Ortadoğu’da artık yaşamayan birçok dil konuşuluyordu. Hititler, Asurlular, Babilliler ve Artuklular’ın kendi dilleri vardı. Kaybolan uygarlıklara ait her şeyi kazıp çıkartabiliriz ama bir dil kaybolduğunda geriye bir şey kalmaz. Anadilin korunması işte bu kadar önemlidir. Anadil kimliğinizin, kim olduğunuzun ve nereden geldiğinizin kanıtıdır.
Avrupa’da konuşulan dillerin bir bölümü Latince kökenli diller, bazıları Batı-Hint kökenli diller ve bazıları da Germen kökenli dillerdir. Hint-Avrupa halkının tam olarak nerede ve ne zaman yaşadığı ve kimler olduğu tartışmalıdır. Ama bilinen bir şey var ki doğuda Hindistan’a, Batıda Anadolu’ya ve Avrupa’ya göç etmişler ve dillerin kökenini oluşturmuşlardır.
İngilizcenin Kökeni
İngilizce Germen kökenli bir dildir. İlk başta İskandinavya’nın güneyinde yaşayan Germenler MÖ 1000 yıllarında Orta Avrupa’ya ve kuzeye doğru yayılmışlar ve bugünkü Britanya adasına ulaşmıştır. Germen halkı Avrupa’ya yayıldıkça dilleri değişmiştir. Dilin en önemli özelliklerinden biri bulunduğu coğrafyadan etkilenmesi ve insanla etkileşime girmesidir. Günümüzde İskandinavya’daki Germen halkının ilk diline “Old Norse – Eski İskandinav dili” denir. Almanya’ya giden eski Germenlerin dili ise Almancaya dönüşmüştür. Britanya adasına gidenlerin dili ise İngilizce olarak tanımlanır. Eski İngilizce belgelere bakıldığında ortak sözcükler hemen kendini belli eder. Zamanla father sözcüğüne dönüşmüş olan baba kelimesi feder ya da feader şeklinde yazılırdı. Eski Almancada bu sözcük fater’dir. Modern Almancada bu sözcük vater haline gelmiştir. Felemenkçede vader, İtalyancada ise pater olmuştur.
Avrupa’nın diğer bölgelerinde başka dil aileleri de görürüz. Örneğin Britanya’da doğmasına rağmen İngilizceden farklı olan Galce, Bretonca Kelt dilleri ailesini oluşturur. Rusça, Lehçe ve Çekçe gibi diller ise Slav dilleri ailesidir. Hiçbir zaman yavru dil doğurmayan diller de vardır ve bu dillerin kendine has alfabeleri vardır: Yunanca ve Ermenice. Tamamen kendi coğrafyasına ve kendi insanına özel olan bu iki dil, başlangıcından bu yana diğer dillere kıyasla çevresinden daha az etkilenmiştir. Baskça dili de Hint-Avrupa ailesine ait değildir ve tamamen izole bir halde doğup gelişmiştir.

Ortaçağ’da en önemli kitap İncil’di. Ancak nüfusun beşte dördü İncil’in Latincesi şöyle dursun kendi dilini bile okuyamıyordu. Okumak ve yazmak sadece soylulara ve kiliseye ait bir ayrıcalıktı. Yine o dönemde sadece 600 bin kişinin konuştuğu bir dil olan İngilizce, bugün dünyanın neredeyse resmi dili haline gelmiştir. Peki bunun nedeni nedir?
Konuşma dilinin yazıya dökülmesi hiçbir zaman aynı anda olmaz. İngilizce ilk kez 7.yüzyıl dolaylarında keşişler tarafından yazıya dökülmüştür. Eski çağlarda yazının geliştirildiği ve kitabın saklandığı yerler manastırlardı. Çünkü tüm kitaplar elle yazılıyordu ve sıradan bir insan için servet değerindeydi. Yazı dilinin çoğaltılamaması ortak bir imla kuralının oluşmasını da engellemiştir. Matbaaya kadar standart bir imla yoktu. Herkes konuştuğu ya da anladığı gibi yazıyordu. İngiltere’nin kuzeyindekiler sözcükleri kuzey aksanına göre yazıyordu. El yazmalarında aynı sözcüğün farklı şekillerde yazıldığına sıkça tanık oluruz. Shakespeare’in bile kendi ismini altı farklı şekilde yazdığı bilinmektedir. Doğru imlanın okullarda öğrenimi nispeten yeni bir tarihte, 18.yüzyılın başında gerçekleşebilmiştir. Halen İngiltere’de nötr aksan olarak kabul gören aksan o dönemlerde üst sınıf arasında gelişmiştir ve kraliyet ailesi, piskoposlar, yazarlar ve yargıçlar arasında konuşulmaya, kullanılmaya başlanmıştır. Edinburgh ve Yorkshire aksanları, kusursuz İngilizcenin asıl aksanı olarak kabul edilir.
Tüm tarihsel süreçte İngilizceye en büyük katkıyı yapmış kişi William Shakespeare’dir. Çok sayıda oyun, şiir ve eser üretmiş olan Shakespeare, sadece İngilizceyi iyi kullanmakla kalmamış, anadiline yeni sözcükler kazandırmıştır. Ferit Edgü “ben bir sözlüktüm diyebilecek tek bir yazar vardır o da Shakespeare’dir” der. İngilizler donanmalarından ya da futbollarından çok Shakespeere’e sahip olmakla övünürler. İngilizceye en büyük katkıyı yapan ikinci kişi ise John Milton’dır. 1608 yılında doğan Milton yaptığı sözcük taramaları ve derlemelerle İngilizceye yüzlerce sözcük (650 kelime) kazandırmıştır. Bu noktada adını anmamız gereken üçüncü yazar ise Samuel Johnson’dır. 1755 yılında yayınladığı sözlükte 40 bin sözcük ve 114 bin alt madde bulunuyordu. Johnson’ın sözlüğüne her baskıda yeni kelimeler eklenmiştir. 1928’de Oxford Sözlüğü tamamlanıncaya dek İngilizceye rehber olmayı sürdürmüştür. James Murray (1837-1915) ve William Chester Minor’ın (1834-1920) Oxford Sözlüğü’nün tüm İngilizce sözcükleri kapsayacak şekilde genişletilmesi çabalarına yaptığı katkı olağanüstüdür. Günümüzde Oxford Sözlüğü’nde 171 binden fazla aktif sözcük ve 50 bine yakın kullanılmayan sözcük yer almaktadır. Oxford Sözlüğü İngilizcenin ses bayrağıdır ve her yıl okurlarının oylarıyla yılın sözcüğünü seçer. 2015’te yılın sözcüğü emoji idi. 2017’de Post Truth, 2018’de “toxic” seçildi. 2019 yılının sözcüğü “İklim acil durumu – Climate Emergency” olarak belirlenmişti.

Küresel Dil: İngilizce
Kendine has bir dil olarak İngilizcenin doğması tüm diller gibi yavaş yavaş olmuştur. Kelt dili, Latince, Germen etkisi ve Roma işgali Britanya’da melez bir karışım oluşturmuştur. Roma etkisi ile giderek ağırlığı artan Latince’nin Germen diliyle karışımı ve buna yerel diyalektiğin eklemlenmesiyle başlayan bir süreç diyebiliriz. İngiltere’nin bir ada ülkesi olması sonradan İngilizce adını alacak bu dilin kıta Avrupası’na göre daha farklı olmasına neden olduğu düşünülebilir. Anadil olarak bakıldığında bugün İngilizce dünyanın en çok konuşulan dili değildir. Çince ve İspanyolca, Hintçe ve Arapça bilen insan sayısı çok daha fazladır. Ancak bu dillerin bazılarının alfabe zorluğu vardır ve kitleler tarafından okunup yazılması gerçekten zordur. İngilizce Latin alfabesi ile yazılıp okunabilen, dile yatkınlığı yani artikülasyonu daha basit olan bir dildir. Bu nedenle ezberlenmesi de kolaydır. Özellikle müzikte İngilizce çok etkili bir dil olduğu için, global müzik türlerinin neredeyse hepsi İngilizce yapılır. Eurovision şarkı yarışmalarına katılan ükeler artık şarkılarını İngilizce söylemektedir. Türkiye ilk ve tek Eurovision şarkı yarışması birinciliğini Sertap Erener’in söylediği İngilizce bir şarkı olan "Every Way That I Can" ile kazanmıştır.
Müzik tarihine damga vurmuş 3 şarkıcı veya müzik grubu sayın desek, ilk aklınıza gelenlerin hepsi İngilizce konuşulan ülkelerden çıkmış olacaktır. Buna elbette ulusların tanıtım politikalarının da etkisi büyüktür. Örneğin, yakın zamanda Bohemian Rhapsody adıyla filme çekilen Queen grubunun solisti Freddy Mercury, İngiliz değil Pakistanlıdır.
Bunun dışında elbette teknolojinin mucitleri de İngilizce konuşulan ülkelerdir ve teknoloji dili artık geri dönülemeyecek biçimde İngilizce olarak belirlenmiştir. Toplumsal ve teknolojik gelişmeler dillere yeni kavramlar, terimler ve sözcükler ekler. Son yıllarda İngilizceye ve başka dillere eklenen yeni sözcüklerden bazıları: computer, blog, plazma screen, emoji, grafiti, web, phubbing, netizen, virtual reality ve artificial intelligence gibi. Örnekler kuşkusuz çoğaltılabilir.
Uluslararası ticaretin parası dolardır. Dolara dayalı kapitalizm hiç kuşkusuz ticarette İngilizceyi kullanır ve kullanılmasını sağlar. Ticari terimler gerçek dünyadan apayrı bir dünyadır ve İngilizce olarak yapılan ticaret, insanlar para kazandığı müddetçe İngilizce olarak devam edecektir. Çek, senet, ödeme, alışveriş, merkez, borç, alacak, borsa, otel ve lokanta gibi isim ve kavramlar artık anadili İngilizce olmayan ülkelerde bile İngilizce olarak adlandırılmaktadır. İstanbul Borsası’nın adı Istanbul Stock Exchange olarak tescillidir. Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Uluslararası Olimpiyat Komitesi, UEFA gibi kuruluşların resmi dili artık İngilizce olmuştur.
İkinci Dünya Savaşı’na kadar diplomaside hakim dil Fransızca iken, savaştan sonra hızla değişen siyasi etkiyle diplomatlar artık İngilizce konuşmaktadır.
İnsan etkileşiminin en yoğun olduğu sektörlerden birisi olan turizm sektörü de her şeyini İngilizce ile gerçekleştirmektedir. Tüm internet siteleri, oteller, etkinlikler, rezervasyon işlemleri İngilizce yapılmaktadır.
Sporun dili de İngilizcedir. Bir futbol takımında her milletten futbolcu vardır ve teknik direktör herkesle İngilizce konuşarak anlaşabilir. Şampiyonlar Ligi final maçını izlemek için Amsterdam’a gelen bir Japon, sabah kahvaltısını otelin Hint garsonundan isteyebilir, metro biletini bir Malezyalıdan alabilir, Surinamlı bir taksi şoförüne adres sorabilir, stada geldiğinde bir Türk tarafından karşılanabilir, içeri girerken Afrikalı bir polis tarafından aranabilir. Bütün bunları sadece İngilizce konuşarak gerçekleştirebilir.
Tıp ve akademi dili de genel anlamda İngilizce’dir. Bilimsel makalelerin yayımlandığı sitelerin büyük çoğunluğu İngilizce yayın yapmaktadır. Sosyal medya sitelerinin en etkili olanları İngilizce isimlere sahiptir ve en çok izlenen videolar İngilizcedir.
Tüm bu sektörlerin aynı zamanda dünyayı global bir köy haline getiren sektörler olduğunu vurgulamamızda yarar var. Yani küresel bir dünyanın tüm yazışma ve konuşmalarında ağırlıklı olarak İngilizce kullanılmaktadır. İngilizce küresel köyün neredeyse resmi dili haline gelmiştir. Bugün tüm dünyada İngilizce konuşan ve İngilizce kullanan insanların toplamının 3 milyara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Bu, dünya nüfusunun yarısına yakındır.
Anadil
Seneca “insan dilinden çok kulaklarından yararlanmalı” demiştir ama yazıya geçişin formülü olan alfabe, tıpkı tekerleğin icadı gibi dünyanın en büyük buluşları arasında gösterilir. Alfabe hayatlarımızı organize etmemizi sağlamakla kalmaz, hayatta kalmamızı , çalışmamızı ve düşünmemizi sağlar. Bir dilin beyinde yarattığı algı çeşitliliği o dilin gücünü gösterir. Dil, insanda yarattığı çağrışım olmadığı takdirde hiçbir işe yaramaz. İngilizce sahip olduğu binlerce sözcük ve deyimle dünyanın en zengin dillerinden biridir ve kültürlü bir toplumun oluşmasına katkıda bulunur. Prof. Nermi Uygur, “İnsan düşüncesi hiçbir zaman dil dışında gerçekleşemez. Düşünme dilde olup biter” derken bu duruma işaret eder. Bu öyle bir katkıdır ki ülkelerin ekonomisini, bilinirliğini ve saygınlığını etkiler. İngiliz Oscar Wilde, Fransız yazar Gustave Flaubert için şöyle demiştir: “Flaubert Fransızca yazmadı, Fransız olarak doğan bir büyük yazarın yazısını yazdı.”
O yüzdendir ki büyük ulusların büyük dilleri, büyük sözlükleri ve büyük edebiyatları olur. Her yazar kendi anadiliyle yazar ve kendi anadiliyle tanınır. O yüzdendir ki her ulus kendi kültürünü kendi diliyle yaratır.
Anadilin önemi işte budur.






