Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Haziran 2026

Kültür Sanat

Kitap Sevgisi Bizi Birleştirir

Kristine Roome

Paylaş

0

0


Dijital çağda yetişen yeni neslin geçmişle somut bir bağ kurma arayışı, nadir kitap koleksiyonculuğuna olan rağbeti artırdı.

1947 yılında Danimarka, Fransa, İngiltere, Hollanda ve İsveç’in farklı bölgelerinden kitap satıcıları, kurulacak açık pazarlar yoluyla birbirlerine umut aşılamak, İkinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu düşmanlığa ve güvensizliğe karşı dostluğu ve anlayışı geliştirmek maksadıyla Amsterdam’da bir araya geldi. Bir yıl sonra Kopenhag’da düzenlenen ikinci toplantıdaysa Uluslararası Antika Kitap Satıcıları  Birliği (ILAB) kuruldu ve kurulduğu 1953 yılından beri logosunda “Amor Librorum Nos Unit” (Kitap sevgisi bizi birleştirir) ibaresini gururla taşıyor. 

Aynı dönem New York’taki Grolier Club da Amerikalı kitap satıcılarının toplantısına tanıklık etti. Elli kişiden oluşan ve daha ziyade etik kurallarla sektörel meselelere odaklanan grup, bu alanda bir dernek kurmaya karar verdi. Böylece Amerika Antika Kitap Satıcıları Derneği (ABAA) kuruldu. İlk toplantısını Parke-Bernet Galleries’de (bugünkü Sotheby’s) gerçekleştiren dernek, Nisan 1960’ta yirmi iki satıcının katılımıyla ilk antika kitap fuarını düzenledi. Girişlerin ücretsiz olduğu fuara ilgi büyüktü. Açılış gecesindeki yağmura, fırtınaya rağmen binanın önünde uzun kuyruklar oluştu. 

Yayınlanan son raporlara göre küresel nadir kitap pazarının değeri 7 milyar doların üzerindeyken yıllık büyüme oranı da yaklaşık %6.

Amerika Antika Kitap Satıcıları Derneği altmışıncı yılını geride bırakırken geçtiğimiz günlerde Park Avenue Armory’de kapılarını açan New York Uluslararası Antika Kitap Fuarı (NYIABF) bir kez daha kitap severleri bir araya getirdi. Dünyanın dört bir yanından gelen 174 katılımcı, açmış oldukları stantlarda yüzyıllara yayılan nadir kitapları, el yazmalarını, harita ve koleksiyonluk eserleri sergileyedursun, girişte yine uzun kuyruklar oluştu.  Dört gün süren etkinlikte toplam ziyaretçi sayısı 15.400’e ulaşırken açılış gecesinde ağırlanan konu sayısı 2.400 civarındaydı. 2022’den bu yana ziyaretçi sayısında yaşanan %62 oranındaki artış gerçekten sevindiriciydi. Tabii rakamlar yalnızca fuara gelen ziyaretçilerin sayısıyla sınırlı değil. İnsanlar ciddi ciddi antika kitaplara ilgi göstermeye başladı. Yayınlanan son raporlara göre küresel nadir kitap pazarının değeri 7 milyar doların üzerindeyken yıllık büyüme oranı da yaklaşık %6.

“Nadir kitap” dediğiniz zaman oldukça geniş kapsamlı bir kategori anlaşılır. Antika el yazmaları, ilk basımlar, bulunması güç imzalı nüshalar ve çok daha fazlasından söz etmek mümkün. Peter Harrington Rare Books’tan Ben Houston’a göre yaş, bir kitabın nadir olup olmadığını belirlemekte temel ölçüt değil. Çok eski olmasına rağmen yüksek tirajlı basıldığından nadir kabul edilmeyen kitaplar olduğu gibi, çok yeni olmasına rağmen az sayıda basıldığı için nadir olan kitaplar da var. Ama işin özü, bir kitabın ne kadar arzu edilebilir olduğu. 

Ve bu durum yalnızca kitaplarla da sınırlı değil. Honey & Wax Booksellers, fuarın açılış gecesinde W. B. Yeats’in Michael Robartes and the Dancer (1920) isimli şiirinin ilk baskısını satışa sunarken Imperial Fine Books, William Henry Ireland’in Life of Napoleon adlı eserinin ilk baskısıyla birlikte George Washington’ın yazılarından oluşan illüstrasyonlu bir kitap dizisini açık artırmaya çıkardı. Aynı gece Christian White Rare Books, Thomas Paine’in 1790’lardan kalma broşürlerinden oluşan ciltli bir koleksiyonu, Schubertiade Music & Arts, Frank Zappa’ya ait deri ceketi, Peter Harrington Rare Books ise tamamı parşömen üzerine altın karıştırılmış mürekkeple basılmış 19. yüzyıldan kalma bir Magna Carta nüshası sundu. 

Dijital çağda yetişen yeni neslin geçmişle somut bir bağ kurma arayışı, nadir kitap koleksiyonculuğuna olan rağbeti artırıyor.

Ve bu yalnızca bir kısmıydı. 1960’lı ve 1970’li yılların protesto afişleri, 15. yüzyıldan kalma haritalar, 1990’lı yılların fanzinleri, hatta Rootenberg Books of California’nın satışa sunduğu, 19. yüzyıl sonlarında Fransa’da üretilmiş cam protez gözlerin sergilendiği bir numune tepsisi. Kısacası fuarda sergilenenler ne popüler hayal gücünün tasavvur ettiği gibi tavan arasında sıkışıp kalan öte beriden ibaretti ne de büyük babalarınızın özenle sakladığı deri ciltli kitap koleksiyonlarından. 

Üstelik gençler, özellikle de 35 yaş altında olanlar, nadir kitap alım satımına giderek daha fazla ilgi gösteriyor. Hem alıcıların hem de satıcıların vurguladığı tek bir husus var: Dijital çağda yetişen yeni neslin geçmişle somut bir bağ kurma arayışı, nadir kitap koleksiyonculuğuna olan rağbeti artırıyor. Ve bunun en önemli sebeplerinden biri de, o vakte kadar size yalnızca birer hikâyeymiş gibi gelen tarihi ellerinizle tutabiliyor oluşunuz. 

Zira kitaplar yalnızca bilgi taşımakla kalmaz aynı zamanda içlerinde kendilerine özgü bir güç barındırır. 1482’den günümüze ulaşan, belki de Kolomb’un yolculuğuna rehberlik eden bir haritayı (Daniel Crouch Rare Books), Stonewall’da taşınmış bir protesto afişini (Fugitive Materials), Rudolph Nureyev’in imzaladığı bale ayakkabılarını (Tamino Autographs) ya da Kurt Schwitters’ın litografileriyle süslenmiş erken dönem bir Dadaist broşürü (Sims Reed Rare Books) elinizde tutmak, tarihle aranızda asla dijital ortamın sağlayamayacağı bir yakınlık kurar. Houston’a göre bu, zamanda yolculuk etmenin farklı bir versiyonu. Nadir kitap ve nesneler sayesinde koleksiyoncular, bir zamanlar bu kitap ve nesnelere dokunan, hatta onlara anlam yükleyen insanlarla buluşmuş oluyor. 

Orwell’in 1984’ü ile 1970’li yılların alternatif kültürüne ait bir nesne, birbiriyle doğrudan bağlantılı olduğu için değil, ait oldukları zamana ilişkin ortak bir söylemi paylaştığı, hatta günümüz hakkında da bir şeyler söylediği için bir araya gelebiliyor.

Nadir kitaplara olan ilginin artışı, imzalı nüshalara ve belli bir geçmişle birlikte gelen nesnelere olan ilgiyi de artırıyor. Yazarların satır aralarına not düştüğü kendi kitapları, belli isimlere ithaf edilen eserler ya da tarihin belli bir anıyla doğrudan bağlantılı olan nesneler en çok ilgi görenler arasında. Bu durumun en somut örneklerinden biri de, Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken adlı oyununun ilk İngilizce baskısı: Beckett tarafından oyunun ilk Amerikalı yönetmeni Alan Schneider adına imzalanmış, Schneider ise sahneleme esnasında kullandığı kitaba çeşitli notlar düşmüş. Nitekim koleksiyoncular da tam anlamıyla bu tarz detaylara önem veriyor. Sayfa aralarında kalan izler ya da eski sahibinin kitapla kurduğu yakınlık nadirliğin kendisi kadar önemli. Ayrıca bir de Houston’ın, “Bu noktaya nasıl geldik,” koleksiyonculuğu olarak adlandırdığı akım var. Bu akımda kültürel dönüm noktaları ve tarihte iz bırakan belli fikirler önem kazanıyor. Mesela Orwell’in 1984’ü ile 1970’li yılların alternatif kültürüne ait bir nesne, birbiriyle doğrudan bağlantılı olduğu için değil, ait oldukları zamana ilişkin ortak bir söylemi paylaştığı, hatta günümüz hakkında da bir şeyler söylediği için bir araya gelebiliyor.

Dolayısıyla artık koleksiyoncular yalnızca kitapları değil, belli bir konsept çerçevesinde yan yana gelebilen bütün nesneleri kendi koleksiyonlarına dahil ediyorlar. İşin ilginç yanı, şu zamana kadar pek rağbet görmeyen efemeranın değer kazanması. Sosyal tarihi ya da politik hareketleri anlamanın bir yolu olarak görülmeye başlanan efemera, Fugitive Materials’in kurucusu Daylon Orr gibi odağını queer tarihi, feminizm ya da aktivizme çeviren satıcıların öncelikli tercihi haline geldi. Orr, günümüzde aktivist arşivlerini toplayanların çoğunun bu hareketlere bizzat dahil olanlar değil, söz konusu nesneleri yirminci yüzyılın dönüm noktalarının birer nişanesi olarak görenler olduğunu belirtiyor. Orr’a göre bu tarz nesneler üzerinden süregiden ticaret artık bir prestij meselesi olmaktan çıktı ve salt tarihsel yönüyle önem kazanmaya başladı. Üstelik bu durum, ticaretin kendisini de doğrudan etkiledi. Kütüphane, müze ve kurumların farklı uzmanlık alanlarından küratör ve arşivciler istihdam etmeye başlamasıyla birlikte neyin korunacağı ve neye değer verileceği meselesi de farklı bakış açılarından değerlendirilir oldu. 

Kitap ticaretinin erkek egemen bir alan olduğunu söyleyebiliriz ama özellikle son on yılda bu konuda epey çalışma yapıldı ve fuara katılan çoğu kadın, aslında nadir kitap dünyasını hiçbir zaman yalnızca erkeklere ait, erişilemez bir alan olarak algılamadığını belirtti.  Örneğin fuardaki satıcılardan biri de, aynı zamanda MTV muhabiri ve punk grubu Perfect Pussy’nin eski solisti olan Meredith Graves oldu. Graves demonoloji, folklor ve büyü kitapları toplarken okült gelenekleri incelemeyi de ihmal etmiyor. Bununla birlikte topladıkları arasında tekstil kılavuzları, dikiş kalıpları, tarihi örgü kitapçıkları da var. “Kullanabileceğim nesnelere meraklıyım,” diye açıklıyor Graves, “kitaplarımın her biri canlı ve bugün bile kullanılıyorlar.”

Nadir kitap alım satımını değiştiren bir başka unsursa e-ticaret imkânı. Çevrimiçi antika pazarları ve veri tabanları nadir objelerle yeni tanışanlarla uzun yıllarını deneyimini bir araya getirirken gençler, satıcıların sosyal medya hesapları sayesinde, başka türlü asla karşılaşamayacakları kitaplarla, arşivlerle tanışıyor.

Peki nereden başlamalı? Elbette ilginizi çeken neyse ondan. Tıpkı annesi Patti Smith gibi bir müzisyen olan Jesse Paris Smith, kitap fuarındaki satıcılardan biriydi ve oldukça eklektik bir koleksiyonu vardı: Gregory Corso, Fernando Pessoa, Walt Whitman, Edward Gorey, Henry David Thoreau’nun kitaplarına ek olarak denizcilik ve Michigan tarihiyle ya da annesiyle bağlantılı nesneler. 

“Hatırda tutmamız gereken en önemli şeyi” diyor Jesse, “bu nesneler aslında bizlere ait değil. Onlardan bizler sorumluyuz, özen göstermek gibi bir vazifemiz var ama bizlerden gelecek kuşaklara geçecekler ve gelecek kuşaklar da bu sorumluluğu sürdürecek. Nihayetinde bu nesneler bize alçakgönüllülüğü öğretiyor çünkü  her biri bizden çok daha uzun süre hayatta kalacak.”

Fakat vakti zamanında bu bağlılığı aşırıya götüren koleksiyoncular da oldu. Takıntılı bir biçimde kitap toplamayı ifade eden bibliyomani terimini türeten kişi, 1809 yılında The Bibliomania or Book-Madness; containing some account of the History, Symptoms, and Cure of This Fatal Disease (Bibliyomani ya da Kitap Deliliği: Bu Ölümcül Hastalığın Tarihi, Belirtileri ve Tedavisi Üzerine Bir İnceleme) adlı kitabı yayımlayan Papaz Thomas Frognall Dibdin’den başkası değildi. Mizahi bir dille yazılan kitap kendi döneminde epey ilgi çekerken aynı zamanda tutkusu takıntı sınırına dayanan koleksiyonerlerin tarihini de başlatmış oldu. Örneğin 1990’lı yıllarda tutuklanan kitap hırsızı Stephen Blumberg’in çaldığı kitapların değeri 20 milyon doların üzerindeydi ve mahkemedeki ifadesinde kitaplara olan tutkusunun bir nevi delilikten ileri geldiğini, bu kitapları asla satmak gibi bir niyeti olmadığını, sadece onları korumaya aldığını ileri sürdü.

Nadir kitap severler kimi zaman Londra’daki Firsts’te buluşurken temmuz geldi mi Avustralya’da, eylül geldi mi Almanya’ya, ekim aylarında İtalya’da, kasım vakti Avusturya ve İspanya’da, yılın son ayındaysa Fransa’da bir araya geliyor. 

Fakat nadir kitaplara olan tutkunun zaman zaman daha karanlık bir tarafa geçtiği de oldu. Mesela bunlardan biri, 1830’lu yıllarda kitaplar uğruna cinayet işlediği öne sürülen İspanyol rahip Don Vincente’ydi. Açık artırmada fiyat kıran bir satıcıyı dükkânıyla birlikte yakıp kül eden Vincente bu cinayet yüzünden yakalanıp mahkum edilirken kitaplar uğruna işlediği öteki cinayetler de ortaya çıktı. “Ben hırsız değilim,” diye başladı savunmasına ve “herkes er ya da geç ölmeli ama kitaplar illa korunmalı,” diyerek devam etti. Üstelik yaşadığı yegâne pişmanlık, uğruna cinayet işlediği bir kitabın başka nüshaları olduğunu öğrendiği andı ve rivayetlere göre idam edilirken bile “Benim nüsham eşsiz değil,” diye mırıldanıyordu. 

Tabii günümüzde kitap sevgisini bu denli saplantılı hale getiren bir alıcı mevcut değil. Çoğunlukla bağlantı kurmakla, iletişimde olmakla, ortak bir ilgi alanını paylaşmakla ilgili. Kurulan dostluklar ve bağlantılar yıl boyunca ILAB ya da ABAA sponsorluğunda düzenlenen kitap fuarlarında devam ediyor. Nadir kitap severler kimi zaman Londra’daki Firsts’te buluşurken temmuz geldi mi Avustralya’da, eylül geldi mi Almanya’ya, ekim aylarında İtalya’da, kasım vakti Avusturya ve İspanya’da, yılın son ayındaysa Fransa’da bir araya geliyor. 

Jesse Paris Smith’e göre kitaplara duyulan sevgi, bütün sevgilerden farklı. Raflar arasında yürürken, kitap sırtlarına dokunup sayfa aralarında dolanırken güzellikten, ihtişamdan, düşüncelerin zenginliğinden etkileniyor, ayrıntının ve nüansın içinde kendimizden geçerken hem sanatın hem de kaybolan ve solmakta olan bir zanaatın ayırdına varıyoruz. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Amerikan Edebiyatının 10 Büyük Kısa Öy..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

20 Şubat 2026

1868: Bir Kedinin Hatırladıkları

Roman boyunca İstanbul bir fon ya da dekor olarak kullanılmaz. Şehir, ahlâkıyla, hafızasıyla, çelişkileriyle canlı bir varlık gibi metnin içinde dolaşır.Belgesellere konu oldular, turistlerin valizlerine girmeyi başardılar, sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldılar..

Devamı..

Çiçek’in Arzusu

Begüm Güven

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024