Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Temmuz 2024

Hayat

Kayıtsızlık Günlerinde Kendin Olmak

Ferruh Tunç

Paylaş

0

0


Erdem yoksunluğundan en şikâyetçi olduğumuz zamanlar çoğunlukla bu ‘geçiş zamanları’dır.

Vefa, öncelikle evde, okulda, iş ve sosyal yaşamda, eylemle öğretilebilen/öğrenilebilen bir erdemdir; aile üyelerimiz, öğretmenlerimiz, yöneticilerimiz ve büyüklerimizin duruş, tutum ve davranışlılarında örneklenerek bize geçmemişse, sözlüğümüze ve bilincimize muhtemelen yokluğu üstünden bir malumati çeşidi olarak (‘vefasızlık’ olarak) girecek demektir. Çünkü o da bütün insani erdemlilik görünümleri gibi, neredeyse doğuştan ve sosyal-bireyselliğimiz ilerledikçe dolması beklenen insani bir ‘iç’ boşluğumuzdur. Bu boşluğu şu veya bu şekilde dolduramazsak, eksikliğini hep hissederiz. Onu dolduramadığımız halde eksikliğini de hissedemez olmuşsak, söylenecek pek söz kalmamıştır; böyle bir durumda ya içimizdeki o boşluk göçmüş ya da biz o boşluğa göçmüşüzdür!

*

Yakınlarda kaybettiğimiz değerli Çek Yazarıii Kundera’nın, çağımız insanının baskın karakter özelliklerinden biri olarak işaret ettiği ‘kayıtsızlık’ (o bir kayıtsızlık şenliğinde olduğumuzu söylüyor)iii halinin nedeni –o bir şekilde ifade etmiş olmasa da– postmodern çağda gözlemlediği toplumsal ‘içe göçüş’ olsa gerektir…

*

Varlıklarını, görece istikrar kazanmış toplumsal yapılara borçlu olan değer sistemleri, onları var eden düzenlerin dönüşüp yok olma süreçlerine zamansal olarak bire bir eşlik etmiyor, genellikle geç kalıyor. Dönüşüme uyum sağla(ya)mamış kimi toplum kesimlerinde veya bireylerde daha bir süre arkaik (eskide kalmış), ironik ( gülünesi), trajik (acınası) görünümlerle de olsa kendilerine bir yaşam alanı bulabiliyor ve bu özellikleriyle de sanat eserlerine, fakat özellikle de romanlara konu olabiliyor.

*

Erdem yoksunluğundan en şikâyetçi olduğumuz zamanlar çoğunlukla bu ‘geçiş zamanları’dır. Geçiş zamanları, bir ‘kurulu düzenden’ bir başkasına –ya da kaosa doğru– evrilen zamanlardır. Bu yüzden olmalı, Çinlilerin bir insana en ağır bedduasının ‘Geçiş zamanlarında yaşayasın!’ olduğu söylenir. Bizde ise, böylesi zamanların, daha çok siyasi çağrışımları olan, bir adı vardır: ‘Fetret’…

*

Peki, geçiş ya da fetret zamanlarında, eskiyen ve bu yüzden değişmekte olan/tasfiye edilmekle olan kültürel sistemlere sadık ve gelmekte olanı kayıtsız, ironik, trajik, arkaik vb. tutumlarla karşılayan tiplere dönüşmekten kaçınabilir miyiz?

Yani insan olarak bir ‘yazınsal’ tipe, yazar olarak da bir ‘persona’ ya dönüşmekten koruyabilir miyiz kendimizi?

Mümkün…

Özerk aydın, değerli politikacı, erdemli asker, adanmış bilim insanı, sezgin sanatçı, sorumlu yurttaş, özgüvenli üretici, bilinçli işçi ve emekçi…. Hangisi ya da kim olursa, insan böylesi zamanlarda, kendi çapında veya kendine özgü bir ‘olmak’ sorumluluğu ile karşı karşıya kalıyor aslında. Bu, özellikle de bayağılığın boydan boya ele geçirdiği reklam, propaganda ve vaaz dünyasının her tekniği kullanarak bize telkin ettiği türden bir ‘gibi olmak’ değil. Bu daha çok, kendi metin bağlamından koparak söze dökülmesi oldukça güç, ‘aşkın’ bir anlam yükü edinmiş olan Shakespeare’yen, “Olmak ya da olmamak” seçeneğindeki ‘olmak’ durumudur sanki: Kayıtsızlık şenliğine katılmamak; gülünesi, acınası ve grotesk bir yazın karakterine dönüşmemek; yani, ‘olmak’…

*

Bu açıdan tarihe baktığımızda, farklı bağlamlarda adlarını borçluluk duygusu ile hatırladığımız insanların ortak bazı özelliklerini görebiliyoruz: Bu özelliklerden biri; bu insanların, yaşadıkları zamana ilişkin sahip oldukları derinlemesine farkındalıktır. Onlar, büyük insan çoğunluğunun ‘derya içre yüzerken deryayı bilmeyen’leri andırdığı zamanlarda, kendilerinin ve çevrelerinin fazlasıyla farkındadırlar. İkincisi; bu insanların, yeni ve belirgin bir içerik edinmek üzere deforme olan, değerden düşen şimdiki erdemlilik dışavurumlarının özünün korunması ve bunun gereği olan bir eylemlilik içinde bulunmanın önemini biliyor olmalarıdır. Yaşadıkları zamanın kalabalıklarına katılmazken, aynı zamanın kendilerini ‘marjinalize’ etmesine izin vermemek maharetini de gösterebilmiş kişiliklerdir bunlar. Farkında bir yalnızlığı göğüslemek; fakat çoğalma, dayanışma ve olumlu eylem arzusunu yitirmemek, yani bir trajedi kahramanı olmaya razı olmamak onların ortak özelliğidir. ‘Özerk insan’ olarak niteleyebileceğimiz bu insanların çok başka olumlu özellikleri de var. Onlardan en azından birkaçının eserlerini ve yaşam öykülerini yakınımızda tutarak yapabileceğimiz en iyi şey, kendi bahçemizi (ki ona herkes için de ağaçlar dikebilmeliyiz) bellemeyi sürdürmek olacaktır.iv

*

Kendimi bu kayıtsızlık şenliğinin dışında tutmaya çalışır ve geçiş zamanının groteks karakterlerinden birine dönüşmemeye uğraşırken el aldığım özerk kişiliklerden ikisinin adını vererek notumu bağlamak isterim:

Bunlardan biri Montaigne…

Sebahattin Eyüboğlu çevirisi olan seçme Denemelerv yanında, onun hakkında yazılmış ve ne iyi ki Türkçeye çevrilmiş, Hayat Nasıl Yaşanır adlı kitabın,vi böyle zamanlarda kendimiz dışındaki dünya ile kayıtsızlık dışında kurabileceğimiz mesafeli, öz değerlerimizin farkında, toplumsal sorumluluklarımızdan kaçınmayan, dünyalı fakat yine de ülkesinin ve kültürünün insanı olarak kalabilmek gibi konularda oldukça esin verici olacağını düşünüyorum. Avrupa’da veba salgının en yaygın, Katolik-Protestan savaşının en kanlı olduğu zamanlarda, sahip olmak istediği hemen her şeyi elde edebilecek bir varlığa ve hangi çağda olursa olsun, yaşadığı toplumda edinilmesi çok zor bir saygınlığa erişmiş biri tarafından yazılmıştır Denemeler… Bu kitabının benim için en değerli yanlarından biri; yazarının kendini temize çıkarma gayreti içinde olmadan, her türden paye edinme ihtiyacını aşmış olarak, fakat ilahi avunmalara da kapılmadan kaleme alınmış bir eser olmasıdır. Burada, elbette bir idolden söz etmiyoruz. Ama onun retorikten, poz vermekten çok uzak ve yanlış söylemekten korkmayan, içtenlikli, bilgi ve duyarlık yüklü yeni bir yazın türünü (deneme) ortaya çıkarmış olmasına hayranlık ve saygı duymamak olanaksız.

Vereceğim ikinci örnek ise; Mustafa Kemal Atatürk. Onun hakkına yazılmış çok kitap var... Ama bunlar arasında bugünlerin hengamesinde ihtiyacımız olan, dünya ile aramıza koymamız gereken sakinlik ve gerçekçilik mesafesini taşıyan bir üslup ve içerikte olanı ise oldukça az. Kundera’dan birkaç ay kadar önce kaybettiğimiz, bilim dünyamızın örnek adlarından biri olan Zafer Toprak’ın Atatürk kitabı;vii sağlam bir karakterin, ‘geçiş dönemlerinde’ kendisine nasıl bir dünya görüşü oluşturup, yaşamını, buna adamasını, hamaset sözcüğünün bir harfine bile bulaşmadan, konusu ile arasına bilimsel bir çalışmanın gerektirdiği mesafeyi koyarak mükemmel bir şekilde anlatıyor. Bu kitaptan; başka özellikleri yanında, düşünce insanı özelliklerine erişen, ulus kurucu bir asker ve siyaset insanın, içinde büyüdüğü ve yaşadığı ‘geçiş zamanları’nın kayıtsızlık şenliğine ve yararcılığına katılmadığı gibi groteksleşmeden  insana, topluma ve insanlığa nasıl vefalı olduğunu görebiliyoruz. Erdemli olmayı sürdürerek nasıl seçici, dikkatli ve kavrayıcı bir zihin dünyası inşa edilebileceğini anlıyoruz.

*

Vefadan başlamamış mıydık? O halde, şöyle bitirelim: Bu geçiş dönemlerinde vefasızlık ve benzeri erdemsizlikler sizi çok fazla üzmesin. Bir Kundera romanı okur gibi acımsı bir gülümseyişle, geçiş günlerinin bu kategorik karakterlerini (gerçekte tiplerini) izleyin. Onlardan bazıları ile dost bile olun ve vefalı kalın. Hepimiz, erdem cevherimizin arazlarına bakılarak eninde sonunda adı konulacak birer yıkıntı, alçakgönüllü yapı, kim bilir, belki de anıtlarızdır.

Olmak veya olmamak işte bütün mesele bu!

i Bilgi değil, ‘malumat’…

ii Soğuk savaş Çekoslovakya’sı muhalifi, sonradan Fransa yurttaşı

iii Kayıtsızlık Şenliği, Milan Kundera, Çev. Ayça Sezen, Can Yayınları, 2015

iv Ref. Voltaire, Candide, Çev. Fehmi Baldaş, MEB Fransız Klasikleri, 1959

v Denemeler, Montaigne, Çev. Sebahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2006

vi Nasıl Yaşanır ya da Bir Soruda Montaigne'in Hayatı, Sarah Bakewell, Çev. Emre Ülgen Dal, Domingo Yayınları, 2013 

vii Atatürk, Kurucu Felsefenin Evrimi, Zafer Toprak, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eleştiri Ne Âlemde?Maurice Blanchot
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tuba Karamuklu

31 Ağustos 2025

Annelik, Bağ ve Yüzleşme Üzerine Bir R..

Her Şey Bir Kırmızı Paltoyla Başlıyor...İnsan bazen bir hikâyeyi olay örgüsünde değil, kelimelerin titreşiminde, satır aralarındaki boşluklarda, sessizlikte hisseder. Kırmızı Paltolular, işte tam da böyle bir roman. Luigi Ballerini, ON8 K..

Devamı..

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Elisabeth Braw

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024