Kazdağlarından Grunewald Av Sarayı'na
20 Ağustos 2019 Şehir Tarih Gezi

Kazdağlarından Grunewald Av Sarayı'na


Twitter'da Paylaş
0

Kazdağları Türkiye’nin batısında Ege ve Marmara Bölgeleri arasında uzanan, en yüksek noktası 1774 metre olan ve onlarca hayvana, bitkiye ve endemik yaban çiçeğine ev sahipliği yapan ormanlarla kaplı oksijen deposu kocaman bir sıradağ. Antik Yunan destanlarında da adı geçen Kazdağları ya da diğer adıyla İda, aynı zamanda Troia kralı Priamos ile karısı Hekabe’nin oğlu, Troia savaşına yol açan güzellik yarışmasının baş kahramanı çoban Alexandros’un da yurdu olmuş. Alexandros ya da daha çok bilinen adıyla Paris, yarışmanın diğer kahramanları Hera, Athena, Afrodit ve onlara eşlik eden Hermes ile Troia’nın yok oluşuna kadar giden bu hikâyenin içinde ve “Paris’in Yargısı” olarak adlandırılan bir kompozisyonda arkaik dönemden itibaren Yunan, Etrüsk ve Roma eserlerinde sıklıkla resmedilmiş. Bu tema Rönesans ve sonrası resim sanatında da popülerliğini korumuş ve Sandro Boticelli’den Lucas Cranach’a, Pater Paul Rubens’ten Paul Cézanne ve Ernst Ludwig Kirchner’e kadar pek çok ressam tarafından işlenmiş. Kuşkusuz böyle bir mitin bu denli ilgi görmesi olayın salt romantik bir efsane olmasından kaynaklanmıyor, aynı zamanda erk sahibinin yargılama yetisini alegorik olarak anlatması ve yanlış bir kararın ne denli büyük bir felakete yol açacağını göstermesiyle de ilgi çekiyor.

Lucas Cranach’ın1 atölyesinden çıktığı bilinen eserlerden oluşan bir koleksiyon Berlin-Brandenburg Prusya Sarayları ve Bahçeleri Vakfına ait Grunewald Av Sarayında sergilenmekte.  Bu koleksiyonun en ilgi çeken tablolarından biri, 1540-45 yılları arasında yapılmış ve hükümdar meziyetlerini sembolize ettiği düşünülen “Exemplum” serisinden “Paris’in Yargısı” isimli tablo.

Nedir bu “Paris’in Yargısı”

Homeros’un 8. Yüzyılda kaleme aldığı düşünülen ve bilinen en eski yazılı destanlardan olan İlyada ve Odysseia meşhur Troia Savaşının bir bölümünü ve savaşın ardından evine dönmeye çalışan Odysseus’un maceralarını anlatır. Ancak bu iki destanda yer almayan birçok ayrıntının yansıra savaşın çıkmasına sebep olan “Paris’in yargısı” da Kypria adı verilen başka destanlarda konu edilmiştir.

Grunewald Av Sarayında sergilenen Yaşlı Lucas Cranach’ın “Paris’in Yargısı” isimli tablosu .

Efsaneye göre Zeus deniz perisi Thetis’i ölümlü bir insan olan Peleus ile evlendirir. Düğüne nifak tanrıçası Eris dışında Olimpos’un bütün tanrıça ve tanrılar katılır. Davet edilmemiş olmasına çok içerleyen Eris yine de düğüne gelir ve salonun kapısından içeriye doğru üzerinde “en güzele” yazılı bir elma yuvarlar. Elmayı kapmaya uğraşan tanrıçalar Hera, Afrodit ve Athena arasında müthiş bir kavga çıkar. Tanrıçalarla arasının bozulmasını istemeyen Zeus, elmanın kime verileceğine karar vermek üzere genç bir delikanlı olan Paris’i görevlendirmeyi düşünür ve tanrıların habercisi Hermes’i İda dağında koyunlarını otlatmakta olan Paris’in yanına yollar. Esasında Troia kralı Priamos ile karısı Hekabe’nin ikinci oğlu olan Paris’in hikayesi oldukça ilginç. Hamileliği esnasında bir gece rüyasında alev topu taşıdığını gören annesi Hekabe kahinlere bunun anlamını sorar, kahinlerin karnındaki çocuğun Troia’ya uğursuzluk getireceğini söylemeleri üzerine, bebek doğar doğmaz kentin dışındaki İda dağına bırakılır. Ancak şans eseri çobanların yardımıyla hayatta kalan bu bebek zamanla büyüyüp çok da yakışıklı bir delikanlı olur ve dağda çobanlık yapar.

Paris’in mutlu ve tasasız hayatı günün birinde ansızın karşısında Tanrıların habercisi Hermes’i bulmasıyla son bulur. Haberci ona üç tanrıça arasında seçim yapmasını gerektiğini söyler. Elbette bu iş hiç de kolay değildir ve Paris doğal olarak birbirinden güzel üç tanrıça arasında seçim yapmakta zorlanır. Kararsız kalan genç çobanı ikna etmek ve elmayı alabilmek için tanrıçalar değişik vaatlerde bulunurlar (Foto 2). Hera uçsuz bucaksız toprakları olan bir krallık, Athena bilgelik, Afrodit ise dünyanın en güzel kadınını vaat eder. Bu vaatlerden sonra Paris karar vermekte zorlanmaz ve elmayı Afrodit’e verir. Daha sonra bu seçimi karşılığında mükâfat olarak dünyanın en güzel kadını Helena’yı alacak, ancak ne yazıktır aynı zamanda büyük bir savaşa neden olacaktır.

Grunewald Av Sarayının avlusuna girişte bulunan Cranach sergisinin afişinde görülen tablo Lucretia (Nazan Öztürk).

Grunewald Sarayı

Berlin’in bugüne kadar korunabilmiş en eski sarayı olan Grunewald, Berlin’in Dahlem semtinde ve aynı isimle anılan bir ormanın içindeki gölün kenarında yer alıyor ve Berlinin en büyük Cranach koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor (Foto 3). Sarayın yakınına kadar toplu taşıma araçları ile gelmek mümkün. Clay-Allee caddesindeki durakta otobüsten indikten sonra orman içinde yaklaşık 10 dakika yürümek gerekiyor. Özellikle hafta sonları Berlin halkının rağbet ettiği yürüyüş rotasının üzerinde yer alan saray Müze olarak kullanılmakta ve sadece rehber eşliğinde gezilebilmekte.  

Grunewald Sarayı Hohenzollern hanedanı üyesi Brandenburg Elektörü2 II. Joachim tarafından 1542 yılında av sarayı olarak yaptırılmış. Bir zamanlar etrafı su dolu hendeklerle çevrili saray efsaneye göre iki geyiğin boynuzlarının birbirine dolanmasından ötürü can verdiği yerde inşa edilmiş. Nitekim sarayın giriş kapısında da bu söylencenin kabartması var (Foto 4).

Grunewald Av Sarayının kapısını süsleyen geyik kabartması (Nazan Öztürk).

II. Joachim bu av sarayının yanı sıra Berlin şehir merkezinde Orta çağdan kalma sarayı yıktırıp yerine Lucas Cranach’ın atölyesinden çıkma resimlerle süslediği büyük bir saray ve sarayın hemen yanı başına da Berlin’in ilk katedralini yaptırmış. Babasının vasiyetine rağmen Katoliklikten Protestanlığa geçen ve ava meraklı olan elektör  ayrıca Grunewald av sarayı ile şehirdeki ikametgahı olan büyük saray arasında atla gidiş-gelişlerini kolaylaştırmak için geniş bir stabilize yol yaptırmış ve bu yola daha sonra Kurfürstendamm denmiş.16. Yüzyıldan itibaren 1. Dünya savaşının bitimine dek aralıklarla kimi Hohenzollern hanedanı üyeleri tarafından av sarayı olarak kullanılan Grunewald  ve etrafındaki hizmet binaları, zaman içerisinde esaslı tamiratlardan geçse de mimari plan ana hatlarıyla korunmuş. Hanedanın sürgüne gönderilmesinin ardından Prusya Devleti tarafından el konan bina 1932 yılında Alman ve Hollandalı ressamların eserlerinin sergilendiği bir müzeye dönüştürülmüş. İkinci Dünya Savaşını hasarsız atlatan sarayın yeniden müze olarak hizmet vermeye başlamasıyla beraber, bir zamanlar şehirdeki sarayı ve kiliseleri süsleyen Cranach atölyesinden çıkma eserler burada sergilenmeye başlanmış.

Grunewald Av Sarayı İç Avlu (Nazan Öztürk).

Berlin’in sevilen yürüyüş rotalarından birinin üzerinde yer alan sarayın iç avlusunda yıl boyu tiyatro gösterileri, konserler  gibi pek çok etkinlik yapılıyor (Foto 5). Kış ortası sadece iki gün için kurulan Noel Pazarında Hänsel ve Gretel veya Külkedisi gibi masal kahramanlarıyla tanışıp, el emeği hediyelikler seçilebiliyor. Noel Pazarı süresince hava karardıktan sonra ziyaretçilere ana caddedeki otobüs durağına kadar tarihi üniformalı bekçiler eşlik ediyor.  Avluda yer alan kafe ise kısa molalar için ideal bir alternatif.

1 Hem ressam hem grafiker olan “Yaşlı” Lucas Cranach (1472-1553) kitap basımı ve politikayla da uğraşan, çok yönlü ve ideal bir Rönesans insanıydı. 1505 yılında Wittenberg sarayının ressamı oldu ve 1512/13 yılında evlendi. 1515 yılında daha sonra kendi gibi ressam olacak ve „Genç“ Lucas Cranach (ölümü 1586) olarak bilinecek oğlu doğdu. Martin Luther’in portrelerini de yapmış olan Yaşlı Cranach ve oğlunun Grunewald Av Sarayında bulunan koleksiyonu Berlin’in en büyük Cranach  koleksiyonudur.

2 Kutsal Roma-Cermen İmparatorlarını seçen prenslere Elektör (Kurfürst) denirdi.

3 Berlin’in batısında yer alan bu yolun bir bölümü 19. yüzyılda Otto von Bismarck tarafından Paris’in Champs-Élysées bulvarına öykünerek genişletilmiştir. Bugün Kurfürstendamm Caddesi ya da kısa adıyla Ku’damm kafeleri ve üst gelir dilimine hitap eden lüks dükkanlarıyla Berlin’in en çok turist çeken noktalarından bir tanesidir.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR