Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Mayıs 2021

Öykü

Kintsugi

Kemal Çavuş

Paylaş

4

0


                                                                                                                         Mariana’ya…

Gece uyuyamamak bir alışkanlık haline geldi. Hormon bozukluğundan mı? Hayır. Yaş hızla ilerliyor ve yalnızlık gitgide daha da dayanılmaz oluyordu. Ne kadar bastırmaya çalışsa da ölüm gecenin karanlığında karanlık yüzünü daha net gösteriyordu. Ne olacaksa olsun dedi adam. Bir şeylerin sonuna geldiğini hissediyordu. Ama ne olacağını o da bilmiyordu. Sadece sezgisel olarak söylemişti.

Beklediği fırsat hiç beklemediği bir anda ayağına geldi. şirket Antalya’da düzenlenen bir eğitim semineri çalışmasına onu da göndermeyi kararlaştırdı. Müdür, Deneyimli bir personel olarak sizi göndermeyi daha uygun bulduk, dedi. Demek ki sandığı kadar yaşlı değilmiş, üstelik daha emekli olmasına beş yıl vardı. Kalacağı otel ve uçak masrafları şirket tarafından ayarlanmıştı. Kasım sonunda Antalya’da olmak ona ilaç gibi geldi. Hemen otele yerleşti. İçini birden yaşama sevinci kaplamıştı. Biraz dinlendikten sonra kendini sokağa attı. Biraz dolaştıktan sonra tarihi caminin olduğu sokaktaki ikinci el kitap satan kitapçıları gezdi. İstanbul’da bulamayacağı eski kitaplar buldu ama şimdi zamanı değildi bir dahaki sefere, geniş bir zamanda bu kitaplara tek tek bakacaktı. Ertesi sabah seminerin yapılacağı salona gitti. Her zaman yaptığı gibi erkenden gitti, çay ocağından bir kahve aldı kendisine. Salon başka şehirlerden gelen şirket elemanlarıyla dolmaya başladı, bazıları çok önceden en öne oturmuş sıkılmadan bekliyordu, en arkalarda bir yere otururum diye geçirdi içinden, sonra daha fazla bekleyemeden içeri girdi, merdiven başındaki koltuklardan birine oturdu. Konuşmacı iş güvenliğiyle ilgili bir sürü video istatistikler gösterdi ve ilk gün hemen test soruları dağıtarak kısa bir sınav yaptı, kâğıtlar kendilerinde kalacaktı ve son gün yapılan açıklamayla kendilerini kontrol edeceklerdi. İkinci gün yine aynı coşku ile erken gitti, sonra aynı yere oturmak istedi ama yerine başka bir oturmuştu. İzin isteyerek hemen yan koltuğa oturdu. Yanındakine şöyle bir döndü başıyla yavaşça selamladı. Kadın da ona duyulur bir şekilde merhaba dedi. Sonra yine videolar, iş kazaları tedbirsizlikler basit hataların yol açtığı büyük kayıplar anlatıldı. Adam kadınla konuşmak için bahane arıyordu ama ne diyeceğini bilemiyordu kadın onu cesaretlendirdi. “Basit hatalar ne üzücü sonuçlara yol açıyor.” “Evet,” dedi adam, üzülmüş gibi yaparak, “Hem de geri dönülmez sonuçlara.” Sonra sustular. Adam bir ara not almak için çantasından bir defter çıkardı ama kalemi bulamadı. Kadın hemen uzattı, adam teşekkür etti, şirketin adı olan bir kalemdi. “Sizde kalsın,” dedi kadın. “Bende bir tane daha var.” “İyi,” dedi adam, “hala cep telefonuna not almaya alışamadım.” “Halbuki daha güvenli.” Sonra da, “Yaşlılık alameti olabilir,” diye mırıldandı. “Olur mu canım?” dedi kadın. “Ne ilgisi var? Ben de sizin gibi yapıyorum. Bu daha sahici.” “Buna sevindim,” dedi adam. “Yaşlı olmadığınıza mı?” dedi kadın. “Hayır, sizin de böyle yapmanıza.”

Son soruların çözümüne geçildi kadının birkaç yanlışı vardı adamınki daha fazlaydı. “Of kâğıdı iyice karaladım çamur gibi oldu,” dedi adam. “Yanlışlarım fazla çıktı.” Kadın hemen çantadan temiz bir test kağıdı daha çıkardı. “Olsun,” dedi kadın. “Herkes yanlış yapabilir. İki tane almıştım,” dedi kadın. “Ne olur ne olmaz.” “Bak bu iyi oldu,” dedi adam. “Bu soruların doğru cevaplarını temiz kâğıda geçmek içimi ferahlattı, hem hepsini doğru yapmışım gibi hissediyorum hem de bütün anlatılanların bilgisini bu kâğıtta saklamak daha iyi. Özet gibi bir şeyi daha sonra bilgisayarıma kaydederim.”  Adam bunu kahve ısmarlayarak kutlamak istedi. Kadın da hiç kapris yapmadan kabul etti. Seminerin son günüydü ve yarın öğlende otelden çıkmak zorundaydılar. “Yarın gidiyor musunuz?” dedi adam. Sanki kendisi gitmeyecekmiş gibi. “Bir gün daha kalmak güzel olurdu. Ankara’nın soğuğundan sonra burası ilaç gibi geldi,” dedi kadın. “Burada hava çok güzel, zaten yarın cumartesi. Kalmak geliyor içimden. Ya siz.” “Ben de aynı şeyi düşünüyordum,” dedi adam. “Kalalım o zaman,” dedi adam. Sonra söylediğine kendisi de şaşırdı. Sanki kırk yıllık evli bir çift gibi tatile çıkmışlardı. Arkadaşlığın bu kadar doğal gelişmesi hiçbir yapmacıklığın olmaması ne kadar güzeldi. “Kalalım,” dedi kadın. “Biletler büyük ihtimalle yanar,” dedi adam. “Bakarız,” dedi kadın omuzlarını kaldırarak.

Bir gün daha kaldılar. Kadın Ankara’ya kadar otobüsle gitmeye karar verdi, adam da Ankara’dan aktarmalı bir uçakla gitmeye karar verdi. Birlikte otobüs yolculuğu yapmak ne kadar güzeldi. Orada daha şimdiden anılar biriktirdiklerinin farkında olarak ânı yaşamak ne kadar huzur vericiydi. Adam planını yapmıştı, Ankara’ya geldiklerinde kadını İstanbul’a davet edecekti. İkisinin de ortak bir tatil gününe denk gelebilirdi ya da kullanmadıkları yaza sakladıkları birikmiş izin günlerini bu görüşme için ayarlayabilirlerdi. Dediği gibi yaptı, Ankara tabelasını görür görmez biraz da heyecanlanarak kadını İstanbul’a davet etti. “Olabilir,” dedi kadın, “neden olmasın.” Çok soğukkanlı biçimde vedalaştılar. Geçen zaman içinde birbirilerini görmek isterlerse buluşacaklardı. Her ikisi de bundan vazgeçebilirdi. Hadi canım, tesadüfen yan yana oturduk diye arkadaş mı olmamız gerekiyor, diye düşünmeleri son derece normaldi. Ertesi gün İlk telefon kadından geldi yolculuk nasıl geçti diye sordu. Aslında adam aramak istiyordu ama kadın Ankara’da oturduğu için, “yolculuk” sorusunu soramazdı. “İyi geçti,” dedi adam. “Nasıl, biraz dinlenebildiniz mi?” dedi adam laf olsun diye ama buluşmaktan bahsetmediler. Bunu sormak için erkendi. Anıların iyice dinlenmesi ve mayalanması gerekiyordu. Maya tutarsa görüşeceklerdi. Hafta arası milli bayram vardı, turizmcilerin bastırması üzerine aradaki günler de tatil edildi. Bunu fırsat bile adam hemen kadını aradı. Demek ki zaten çoktan karar vermişti de böyle bir fırsat kolluyordu. Kadın, “Olur,” dedi. Kalma sorunu yoktu, onun da her Türk vatandaşı gibi İstanbul’da bir akrabası vardı. Adam kadını otobüs terminalinde karşıladı gayet doğal bir şekilde tokalaştılar. Kadın yine aynı doğallıkla, “Karnım aç,” dedi, “bir şeyler yiyelim.” “Tamam,” dedi adam, terminalden ayrılıp güzel bir lokantada yemek yediler. Kadının valizi vardı, bununla dolaşmak zor oluyordu. Adam kadını akrabalarının oturduğu mahalleye kadar götürdü. Öğlende görüşmek üzere anlaştılar. Akrabalar bu ziyarette bir tuhaflık olduğunu hemen sezdiler ama bir şey sormadılar. Ertesi gün buluştular, adam bir turist rehberi gibi kadını önce Sultan Ahmet civarında gezdirdi oradan Süleymaniye’ye geçtiler. Daha sonra da Eminönü vapur iskelesine geçip boğaz turu yaptılar. Kadının mutluluktan gözleri doldu. Başını adamın omuzlarına bırakıverdi. Adam da elini tuttu, hiç konuşmadılar. Çocuk bağırtıları ve onlara karşılık veren anaları dışında Vapurda bir tek onlar sessizce oturuyordu. Sonra tekrar Sultan Ahmet tarafına geçtiler. Akşam olunca kadın izin istedi ve akrabalarına döndü. Nedense adamın ona eşlik etmesini istemedi.  Zaten Sultan Ahmet’e yakın bir yerde oturuyordu. Kadın yalnız kalmak ve bugünün anlarını düşünmek istiyordu. Yorgun bir kuş gibi başını adamın omzuna nasıl dayadığını kafasında canlandırmak istiyordu. Eve erken giderek akrabalarını işkillendirmek de istemiyordu. Bir arkadaşı olduğunu biliyorlardı, hepsi bu.  Adam tekrar aynı rotayı takip etti. Bu sefer vapurdan inip Boğaz’ın en uzak ilçelerinden birinde dolaşmaya karar verdiler. Öğlende sahilde güzel bir balık lokantasına gittiler. Başından beri ikisi de soğukkanlıydı ama bu sefer ikisi de heyecanlanmaya başlamışlardı. Konuşurken birbirinin sözlerini kesiyor araya uzun bir sessizlik giriyor sonra tekrar aynı anda söze karışıyorlardı. Konuşmalıydılar, kendilerinden bahsetmeliydiler. Ama ikisi de çekiniyordu. Birbirlerinin tepkilerinden korkuyorlardı. Sonunda kadın tüm cesaretini toplayarak, “Eğer bu bir ciddi ilişki ise birbirimizi tanımamız lazım,” dedi. “Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun, belki öğrendikten sonra vazgeçersin. Ben buna gücenmem,” dedi. Adam sessizce bekledi, biraz da korkuyordu, acaba geçmişinde kötü bir şey mi vardı. Kadın daha önce evli olduğunu ama kısa bir süre evli kaldıktan sonra boşandığını söyledi ve uzun zamandır kimseyle ilişkisi olmadığını, bunun kendi tercihi olduğunu söyledi. “Neden boşandınız?” dedi adam. “Bilirsin işte anlaşmazlık, sevgisizlik…”  Ama sonra dayanamadı ayrıntılara girdi. “Beni aldattı,” dedi kısaca. “Ama en üzücü olanı ameliyat olduğum zaman beni hiç ziyaret etmemesi. Meğer ben hastanede acılar içinde kıvranırken o evimize başka bir kadın getiriyormuş.” “Nasıl yani?” dedi adam. “Ameliyat olduğun zaman hiç ziyaretine gelmedi mi?” “Hiç,” dedi kadın. “Peki, eve birini getirdiğini nasıl öğrendin?” “Bir yakın arkadaşım söyledi, biraz üstüne gidince de itiraf etti.” “Sen ne yaptın?”  “Evi terk ettim,” dedi kadın. “O anda mı?” “Evet, o anda.” “Hiçbir eşya almadan yani?” “Evet, her şeyi bıraktım. Çıkıp gittim. Onun başka bir kadınla kirlettiği hiçbir eşyaya elimi sürmek istemedim.” “Bravo,” dedi adam, bunu duymak adamı memnun etmişti. Her şeyi silip atmış. Her kadın bunu yapamaz, eşyalarını, hiç olmazsa varsa yüzüklerini kolyelerini falan alırdı. Kadın sustu. Adam konuşması gerektiğini düşündü ama hemen başlayamadı çünkü onunki daha zordu. Ama derin bir nefes alıp rastgele başladı. “Ben hiç evlenmedim,” dedi. “Bir dönem nişanlı kaldım ama sonra hastalandım… Ağır bir hastalık. Bir sene arayla iki kere ameliyat oldum ondan sonra da uzun bir tedavi süreci başladı… Anlarsın işte.” Ama cümlesini bitiremedi. “Ya nişanlın?” dedi kadın, “o ne yaptı bu sürede?” “O senin eski eşin kadar acımasız değildi, ameliyatlardan sonra hep ziyaretime geldi ama ilaç tedavisi başlayınca benden umudu kesti öleceğim sandı herhalde. Sonra bir yelkenli gibi sessizce uzaklaşıp gitti. Ben de aramaya cesaret edemedim.” Adam korkuyla bekledi, işte her şeyi öğrenmişti. Kadın da aynı şekilde korkuyla bekliyordu, ya dul olduğu için ondan vazgeçerse. Ama daha kötü şeyler isteyeceğinden korkmuyordu. “Şimdi iyisin ama,” dedi kadın birden. “Evet,” dedi adam ama bunu kadınlara inandıramadım. Nişanlım terk ettikten sonra ilaç almaya devam ederken –artık iki haftada bir kendim gidiyordum– eski okul arkadaşlarımdan birini aradım. Nasıl olsa kaybedecek bir şeyim yoktu belki sonuçlar kötü olacaktı. Hastalık bazen de insana böyle aptalca bir cesaret veriyor işte. Yani ne olur ne olmaz diye onunla konuşmak istedim belki de bir çeşit vedaydı.” Bunu söylerken adamın sesi titredi, sonra nefes aldı, bir bardak su içti. Kadın hiçbir şey olmamış gibi sordu. “Peki arkadaşın ne cevap verdi.” “Önce nasılsın diye sordu, ben de iyiyim ama hâlâ tedavim devam ediyor dedim ve durumu anlattım. Bana çok kızdı.” “Kızdı mı, neden?” “Benim bir şeyim yokmuş, onunla konuşmak için duygu sömürüsü yapıyormuşum, benim hastalığım bugün artık tedavi ediliyormuş, bu kadar abartmama gerek yokmuş.” Kadın güldü, adam da güldü. “Ne güzel işte,” dedi kadın, “sana moral vermiş. Daha ne istiyorsun?” “Evet,” dedi adam. “Neyse, şimdi iyisin ya önemli olan da bu.” “Evet, iyiyim. Eski arkadaşımın dediği gibi hastalığım tedavi oldu çok şükür ama biliyorsun işte kadınlar genellikle garantici oluyorlar, aşk meşk palavra yani. Geçmişini öğrenince yankesici gibi çarpıp geçiyorlar.” Adama cesaret geldi ne olacaksa olsun dedi içinden, belki bu da son yemektir diye düşündü. “İyileştikten sonra birlikte görev yaptığım bir kadın aradı. Ben hastalanıp aniden işi bırakınca ilişkimiz yarım kalmıştı. Buluşalım dedi. Taksimde bir iki kere dolaştık sonra ona da her şeyi anlattım. Birden kayboldu, aradım ama ulaşamadım, sonra mesaj yolladım. Yurtdışındaymış. Ben döndüğünde tekrar aradım. Özledim, dedim, ne özlemesi dedi bir hafta ayrı kalmakla insan özlenir mi?  Tamam dedim ben de… Hoşça kal ben ne demek isteğini anladım.” “Üzüldüm,” dedi kadın. “Hasta olmak suç mu?”  “Onlar da kendi açısından haklı tabii, geleceği düşünüyorlar, bu adamın çocuğu olmaz diyorlar ya da tekrar hastalanır ölür giderse diyorlar.” “Hayır,” dedi kadın. “Bu bir iş ortaklığı değil ki öyle şirket kurar gibi evleneceklerse hiç evlenmesinler daha iyi.” Adamın gözleri doldu bu sefer, bunu gizlemedi nemli nemli kadına baktı. Kadının elini tuttu. “Bunları unutmamız lazım,” dedi kadın. “Kendimize yeni bir geçmiş yaratabiliriz. Allah büyüktür, bizim için de bir planı vardır elbet.” “Kintsugi diye bir Japon sanatı var, bilir misin?” dedi adam. “Bilmiyorum,” dedi kadın. “Nasıl bir sanatmış bu?” Aslında bu da nereden çıktı diyecekti ama son anda sustu acaba adam bu kasvetli konuşmaya son mu vermek istiyordu? “Aslında bir zanaat ama işin içinde estetik de var tabii. Bir tamir sanatı da diyebiliriz, kırılan nesneleri, kâseleri, vazoları erimiş gümüşle ya da eritilmiş altınla tekrar birbirine yapıştırıyorlar.” “Ne incelik,” dedi kadın. “Böylece daha…” Ama sözünü bitiremedi. Bir yudum su içti. “Böylece…” diye devam etti kadın. “Daha… Değerli oluyorlar.” “Evet,” dedi adam. Bir an, daha sağlam oluyorlar, diyecek  sanmıştı. “Nasıl?” dedi kadın göz kırparak sınavı geçtin mi?” “Evet,” dedi adam. “İkimiz de sınavı geçtik ve şimdi daha sağlamız.”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilasıFaik Çelik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adrien Rivierre

26 Ocak 2025

Makine Çevirisinin Bilişsel Kapasitemi..

Yeni bir dil öğrenmenin beynimizi doğrudan etkilediği uzun süredir bilinen bir gerçek ama bu etkinin boyutu hâlâ tartışma konusu. Makine çevirisi, yapay zekâ teknolojisindeki hızlı gelişmeler sayesinde kısa süre içinde hayatlarımıza ..

Devamı..

Antalya’nın En Büyüleyici Antik Kentleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024