Tuba ve Bünyamin için
I
K. çekmecesinde sakladığı gülümsemesini çıkarıp yüzüne yerleştirdi. Dış kapının yanında duran boy aynasında önce kabanının duruşuna, sonra yüzüne tam oturan gülümsemesine baktı. En son da hâlâ aynanın diğer yarısı boş mu diye kontrol etti ve dışarı çıktı. Aynadaki boşluğun temsiliyeti suyla doluydu. Yarım kalan boyunun yarısını suda bırakmıştı. Ayakları karaya ilk kez yarım basmış, gözünün önü hep yere yakın olmuştu. Bu yarımlığın farkına aynaya ilk baktığında varmıştı. İlk kez bütün olarak görüyordu kendini ve bütünlüğü yarımlıkla damgalamıştı.
Yürürken ayaklarını tam öne atıyor, önce topuğunu basıyor, sanki her adımında havaya bir tekme savuruyordu. Bir çıkarımlar yığını olan bu yürüme biçimini havayı cezalandırmak olarak ifade ediyor, gerekçeli kararında ise havayı bir gürültü kuryesi olarak insanları zehirleyip toplumun huzurunu kaçırmakla suçluyordu.
Binadan çıkıp aynı adımlarla yürürken aklına sabah uyanır uyanmaz yatak başının yanındaki kalorifer peteğinin üzerinde duran “günaydın paketinin” içindeki kitapta okuduğu cümle geldi. Bu paket belki de en iyi buluşuydu. Peteğin üzerinde bir kitap, kitabın üzerinde yatmadan boşalttığı bir küllük, küllüğün içinde bir sigara paketi, paketin içinde bir çakmak. Günaydın paketinin içindeki kitaptan çıkıp gelen cümleyle birlikte rotasının üzerindeki parkın içindeki banklardan birine oturdu.
“Kendimi bir kum saatinde zaman geçirirken görüyordum.”
II
Garlara bir taşra ilçesinde vurulmuştu Ka. Soğuk bir akşamda koca bozkırın ortasında tek başına tren beklerken bir aydınlanma gibi oraya ait hissetmişti. Bütün yalnızlığını karanlık bozkıra vurmuş yüreği soğukla genişlemişti. Bir an garı otopsisinin yapıldığı oda gibi düşünmüştü. Bu düşünce hayata dair bütün düş kırıklıklarını alıp götürmüş. Gelişine vurup bozkıra yaymıştı. Orada dizlerini kırıp çömelerek birkaç satır yazıvermişti. Sonra yazdıklarına bakıp gülümseyerek ulan ne oturdu kalem de elime deyivermişti.
Gardaki halini düşünüp iç geçirdi Ka. Ceplerini yoklayıp yanına yazacak bir şey alıp almadığını kontrol etti, almamıştı. Almış olsaydı, “Bir insanın adil olabilmesi için yarım kalan sevişmeleri affetmesi gerekir.” yazacaktı. O gara bir daha uğramamıştı.
III
Bankta otururken gelen çocuk seslerinden rahatsız oldu Kam. Boyu boyuma da gürültüleri bana göre değil diye düşündü. Kalktı banktan, gürültülerini çocuklara doğru tekmeleye tekmeleye yürümeye başladı. Şimdi dedi, yolum bir deniz kıyısına çıksa. Biliyordu ki arkasında parkın yapay gölü vardı, bunun şehir halkı tarafından neden bu kadar sevildiğini anlayamamıştı bir türlü. Üç dört kuşun yüzdüğü gölün, ne gölü havuzun, kıyısına insanlar toplanır o kuşları izlerdi. Halbuki bilirdi kuşlar bahaneydi. Çünkü o çevredeki insanlar çiftti ve durup birbirlerini sevmek için bir molaya ihtiyaçları vardı. Derken tam karşısında uzun boylu, kıvırcık uzun saçlı dal gibi bir çocukla ondan birazcık daha kısa beyaz yüzlü bir kadının geldiğini gördü. Buyurun arkadaşlar, mola yeriniz biraz ileride diyecekti ki oğlanın, kızın yüzüne bakarken papatya tarlasına dönen yüzü ona çevrildiğinde anasına sövülmüş bir hâl alınca vazgeçti Kam. Bu şehirde kimse espriden anlamıyordu.
IV
Uzun saçlı çocuğun yüzündeki ifade değişimi aklına takılıyor Kami’nin. Aslolanın kadına baktığı gibi olduğunu biliyor. Kafasına asıl takılan şeyse şu: aslolan oysa yanındaki kadına bakarken ne oluyor. Bir yalan, bir yapmacıklık mı? Hayır, diyor kendi kendine, yanından geçen motorun egzoz gürültüsünden yüzünü buruştururken. Bu bulvarı Sancho’dan biliyor. Onun sabah yürüyüşüne özenip gelmişti ilk kez buraya. Sancho sonra deyip çocuğa dönüyor. Çocuk da yanındaki kadına. Aynı anda gevşiyorlar sanki. Bu rahatlamayla anlıyor Kami. Kadının yüzünde ne olduğunu. Bir portal gibi diyor. Çocuk kadının gözlerinin içinden girip düşlediği dünyaya çıkıyor. Bu diyor çok tehlikeli. Çocuk kadına baktıkça öyle bir dünyaya giriyor ki anasının karnından çıktığından beri o kadar rahat etmemiştir. Bu dünyada o çocuğu yalnızca kendisi yıkabilirken kadının gözlerinden girip billurlaşarak çıktığı o dünyada o kadının bir göz kırpışı darmaduman edecek her şeyi. Ancak o çocuk, o gözlere bakmaktan vazgeçmeyecek. Bir an bırakıp kafasını çevirmeyi denese bile yine ilk fırsatta o gözlerden ileri girip o dünyaya dalacak. Hadi hayırlısı diyor sağ sol yapıp Ahmet Arif’in şiirsel sokağına girerken.
V
Kâmil onu anlatana referanslarını dayatıyor. Kendini bulduğu, başkasının da “Aaa, bak buradaki sensin.” demesini istediği metinleri, şarkıları, şiirleri. Gerçi kimin aklına geliyor ki artık bir sokağa girerken bir şairi anımsamak. Bu yüzden yarımım işte diye oraya giriyor Kâmil. Adının tamamlanmasının verdiği güvenle. Benim diğer yarım suya yazılmış bir söz diyor: Ama ben artık onu dinlemekten sıkılıyorum. Sen diyorum: Kısa, adil, matrak bir insansın. Hem de lüzumsuzca.






