Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Kasım 2024

Kültür Sanat

Konuşma Dilini Nasıl Öğreneceğiz

Ömer Kaya

Paylaş

7

1


Türkçe eğitimi öncelikle okullarda tam ve doğru verilmeli, bu da öğretmenlerin öbür dil becerileri yanında konuşma becerileri eğitimini tam anlamıyla fakültelerde almasıyla olanaklı.

İlkokul sıralarında okuma yazmaya başlarken yirmi dokuz harfi tanıyoruz ancak sesbirimleri de alfabeyle sınırlı biçimde öğreniyoruz. Oysaki yirmi dokuz harfle yazarken yirmi dokuz sesbirimden fazlasıyla konuşuyoruz. Buna rağmen birilerinin her zaman ısrarla, “Türkçe yazıldığı gibi okunur, okunduğu gibi de yazılır,” dediğini duyup hiç sorgulamadan buna inanıyoruz. Peki niçin böyle öğreniyoruz.

Feyza Hepçilingirler de (2010, s. 208), bu konuda “Belki Batı dillerinden birini öğrenmeye kalkan kişilerin yazılış ile okunuş arasındaki farkı gördüklerinde kendi dillerinin, bu dillerden farklı olduğunu söyleyerek genelleştirip yaygınlaştırdıkları bir kanıdır bu. Belki de başka nedeni vardır ama doğru mudur?” diyerek bu yanlışa dikkat çekmiş. 

Tabii ki başka nedenleri var ve bu bilgi doğru değil. 

Bizim bir sesbilim (fonetik) alfabemiz yok dolayısıyla biz Türkçenin doğru sesletimini kulaktan çözümlemek zorundayız. Örneğin sağın zıddı olan “sol” sözcüğünün sesletimiyle müzik terimi olan “sol” sözcüğünü aynı biçimde yazsak da farklı biçimde sesletiriz. Yine “bakacağız” diye yazar “bakıca:az” diye söyleriz. Bunun için başta aile ve yakın çevreden duyup farkında olmadan uyduğumuz anadil kurallarını, okul öncesi dönemden itibaren okullarda sistemli biçimde öğrenmemiz gerekir. Burada en doğru biçimde duymamız gereken standart Türkçe (ölçünlü dil) önem kazanıyor. Buna rağmen konuşma eğitimi, okullarda temel dil becerileri (okuma, yazma, dinleme, konuşma) öğretiminde eksik kalan alanlardan biri.

Buna bağlı bir başka nedense öğretmen yetiştiren kurumlarda standart Türkçenin öğretilmemesi. Bu durumda öğretmenlerden standart dili ne kadar doğru duyuyoruz, bunu da düşünmek gerekir. Bu, okul öncesinden liseye kadar öğrenim gören öğrencilerin büyük ölçüde doğru, güzel ve etkili Türkçe konuşma becerisinden yoksun kalması demek.

Okullarımızda Türkçe derslerinde dilbilgisinin yardımıyla iyi yazmak ve düzgün tümce kurmak üzerine çalışılır. Fakat düzgün ve doğru söz söyleme konusunda hiç durulmaz. Bu nedenle öğrencilerin konuşmaları, gelişigüzel, bağıra çağıra söz söyleme geleneğine uymalarına bırakılmıştır (Şenbay, 2009, s.13). Böylece kısır bir döngüde dilbilimsel bazı sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Oysaki yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark Türkçede Batı dilleri kadar olmasa da Türkçe dahil hiçbir dil tam anlamıyla yazıldığı gibi okunmaz ya da söylenmez, okunduğu ya da söylendiği gibi de yazılmaz.

Dil Derneği genelağ sayfasının “Sık Sorulan Sorular ve Yanıtlar” bölümünde, “Türkçe yazıldığı gibi okunan, okunduğu gibi yazılan bir dil midir?” sorusuna şu cevabı vermiş: 

“Hayır, Türkçe büyük ölçüde yazıldığı gibi okunan bir dildir. Bütün dillerde yazı ve konuşma dili ayrımı vardır, Türkçede de yazı ve konuşma dili aynı değildir. Ancak Türkçede yazı ve konuşma dilleri arasındaki ayrım, öteki dillere göre daha azdır. Türkçede söylenişte ve yazıda elbette kuraldışı örnekler de vardır; ama biz, yıllardır dilimize giren yabancı öğelerle daha çok uğraştığımız, gözle ve kulakla dili iyi öğretemediğimiz, dilcileri çok ciddiye almadığımız için Türkçe yazıldığı gibi okunur gibi yanlış bir savın arkasına takılıyoruz. Örneğin /ğ/nin konuşma ve yazıdaki değişimlerini çokları bilmiyor. Dilimizde hâlâ kullanılmakta olan yabancı sözcüklerin söylenişi kişiden kişiye değişiyor. Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dil olsaydı bu sorunlar büyür müydü? Dilcilerin ve uygulayımbilimin (teknolojinin) desteğiyle bir an önce ses işlikleri (laboratuvarları) kurmak ve okullara konuşma dersi koymak zorundayız…”

Bilindiği gibi dilin iki yönü vardır: konuşma dili ve yazı dili. Gerçekte dil olgusu yazıdan bağımsız, seslerden oluşan bir düzleme bağlanır (Ergenç, 2002, s.13). Bununla birlikte dilbilim alanının kurucusu olarak kabul edilen Ferdnand De Saussure de dilin yazıdan bağımsız, sözlü bir dizge olduğunu ileri sürmektedir. Sözlü dil söylendiği andan başlayarak kayba uğrarken yazı dili kalıcıdır ve belli bir geleneksel yapısı bulunmaktadır. Çünkü sözlü dilin temel aracı sestir, yazının ise harf (İşeri, 2008, s. 130). Bu bağlamda konuşmanın yazmaya göre daha eski bir tarihe dayanmasının, konuşma diliyle yazı dili arasındaki doğal farkın da başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz.

Yazılı dil ile sözlü dil farkını öğrenerek standart Türkçeyle konuşmak, başta sesini profesyonel olarak kullanan herkesin sahip olması gereken bir konuşma becerisi. Bu beceri, öğretmen yetiştiren kurumlarda (Sözlü Anlatım, Sözlü İletişim, Diksiyon gibi genellikle seçmeli derslerin bulunmasına rağmen) öğretmen adaylarına kazandırılmadıkça öğretmenler de bu beceriyi öğrencilerine aktaramazlar. Durum böyleyken sözlü dilin ayırıcı özelliklerini, standart dili kimden, nasıl öğreneceğiz. 

“Türkçe yazıldığı gibi okunur ancak bazı istisnaları vardır,” açıklamasıyla bu konuda birçok kişiye yanlış bilgi verdiğini düşündüğüm bir spiker de benzer bir soru sormuş. “Konuşma Dili Nasıl Öğrenilir” demiş ve şöyle yanıtlamış: 

“Nereden öğreneceğim konuşma Türkçesini ya da konuşmamı nasıl düzelteceğim? Bir diksiyon eğitmeninden tabii ki. İki kere iki dört. Diksiyon eğitmeni ya bir tiyatro sanatçısı ya bir spiker ya da bu kökenlerden gelen bir seslendirme sanatçısı olmalı. (…) Diksiyon eğitmenliği uzmanlık işidir. Diksiyon kitabı okuyup ya da diksiyon kursuna gidip diksiyon eğitmeni olunmaz ne yazık ki.”

Hem şaşırtıcı hem üzücü. Şaşırtıcı çünkü dil öğretimi hakkında iki kere iki dört eder kesinliğinde yorum yapan kişi bir dilbilimci, anadil öğretmeni, eğitimci ya da akademisyen değil. (Ya da bu açıklamadan dolayı iyi ki değil mi demeliyiz.) Bu nasıl rahatlık demeden edemiyorum. Öte yandan Türkçe ve Türkçe öğretimi gerçekten bu kadar sahipsiz mi diye düşünüyorum. Üzücü çünkü dil eğitiminde alan uzmanı olmayan kişilerin böylesi yanlış bilgilerle, üstelik bilimsel bir gerçek gibi Türkçenin öğretimi hakkında konuşması dili doğru, güzel ve etkili kullanma çabası olan herkes için büyük hayal kırıklığı yaratabilecek ifadeler içeriyor. Bir kitap okuyarak, bir kursa giderek herhangi bir uzmanlık derecesi alınamayacağını herkes bilir. Amacımız Türkçenin doğru kullanılmasını yaygınlaştırmak, Türkçe için çalışmaksa başta anadil öğretimine kafa yormamız gerekiyor. Anadil öğretimini ve öğretmenlerini yok sayarak bu amaca nasıl ulaşılabilir. Diksiyon eğitmenlerinin uzmanlığına lafımız yok ancak bizden beklenen uzmanlıkları yanında neredeyse ulaşılmazlıklarını kabul etmemiz gibi görünüyor. Bunun Türkçeye de Türkçeyi gerektiği gibi öğrenmek isteyene de hiçbir faydası olamaz. 

Bu ülkede öğretmenler fakültelerinden bu kazanımla mezun olmayacak, olsa bile hiçbir öğrenciye konuşma dilini doğru öğretmeyecek ya da öğretemeyecek, o öğrenciler de on iki yıllık zorunlu eğitim dışında kendi istekleriyle bir diksiyon eğitmeni, tiyatro sanatçısı ya da seslendirme sanatçısı arayıp bulacak, ders ücretini ödeyecek ve Türkçeyi standart bir dille konuşmayı sonunda başarabilecek öyle mi. Bana kalırsa hiç öyle değil daha doğrusu o kadar da değil.

Yalnızca dil yanlışlarına odaklanarak Türkçenin kötü kullanımına değil böylesi yanlışlara da itiraz etmek, bunları düzeltmek için uğraşmak zorundayız çünkü dil eğitimi vermek alan uzmanlığı gerektirir ve dil eğitimi konuşma becerisiyle birlikte okuma, yazma, dinleme becerilerinden bağımsız düşünülemez. Bunu da sistemli bir biçimde öğretmesi gereken öncelikle anadil öğretmenleridir, spikerler değil. Herkesin Türkçeyi, Türkçenin bütün becerilerini, inceliklerini okullarda – tabii ki ücretsiz olarak- öğrenip uygulamaya hakkı yok mu. Sunucu, spiker, tiyatro sanatçısı, seslendirme oyuncusu gibi alan uzmanları o alanlarda ilerlemek isteyenlere ders verebilir, bu başka bir konu. Ama Türkçenin herkesçe doğru konuşulmasının ön koşulu öğretmenlik dışındaki mesleklere, okul dışı kurumlara, kişilere bağlanamaz. Nedenleri belirttiğim gibi çok açık.

Dilbilimsel sorunların aşılamaması, anadili öğretmenlerinin Türkçeyi öğretemediği, öğrencilerin de öğrenemediği kanısının devam etmesine yol açıyor. Dili tek boyutlu biçimde ele alarak öğretmeye çalışmak da kimseye pek bir şey katmıyor. Türkçe eğitimi öncelikle okullarda tam ve doğru verilmeli, bu da öğretmenlerin öbür dil becerileri yanında konuşma becerileri eğitimini tam anlamıyla fakültelerde almasıyla olanaklı. Türkçenin korunması, herkes tarafından doğru konuşulup yazılması için iki kere ikinin dört ettiği yer işte tam olarak burası.

Kaynakça

Ergenç, İclâl (2002), Konuşma Dili ve Türkçenin Söyleyiş Sözlüğü, Multilingual Yabancı Dil Yayınları. 

Hepçilingirler, Feyza (2010), Türkçe Off-1, Everest Yayınları.

İşeri, Kâmil (2008), Yazma Eğitimi. Tazebay, A. ve Çelenk, S. (Ed.) Türkçe Öğretimi İlke-Yöntem-Teknikler (ss. 128-158), Ankara: Maya Akademi.

Şenbay, Nüzhet (2009), Söz ve Diksiyon Sanatı, YKY.

https://www.dildernegi.org.tr/TR,269/sik-sorulan-sorular.html

YORUMLAR

Ayşegül Kanat

Öncelikle" sözcüğünü "ilk olarak" mı yoksa "özellikle" anlamında mı kullandınız?

24 Kasım 2024

Öne Çıkanlar

Anlam ve AnlamakKardelen Ayhan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Christine Estima

20 Eylül 2025

Kafka’nın İlk Çevirmeni: Milena Jesenská

“Henüz var olmayan bir şeyi, ancak ona tutkuyla inanırsak yaratabiliriz."1920’li yılların Viyana’sı günümüzün kozmopolit Viyana’sı gibi değildi. I. Dünya Savaşı sona ermiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökmüş,  bu acımasız savaşın yarım bıraktığı işi 191..

Devamı..

Sapanca’da Doğa Yürüyüşü Yapılabilecek..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024