Korkut Kabapalamut • Refakatçi
27 Temmuz 2018 Öykü

Korkut Kabapalamut • Refakatçi


Twitter'da Paylaş
0

I

Dışarıdan bakınca tek başınaymış gibi görünüyorum ama gerçekte öyle değilim. Aralıksız olarak kulağıma fısıldayan biri var. Yaptıklarımı, tercihlerimi asla onaylamaz. Her daim ayartmaya çalışır beni. Şeytan desem değil, bedeni yok. Kafası da zehir gibi çalışıyor namussuzun; sürekli olarak düşünce üretiyor. Başkalarının, bilhassa benim işlerime burnunu sokmaya acayip derecede meraklı. Sorsanız, dünyada ondan akıllısı, sağduyulusu, samimisi yok. Beni hiç beğenmez; budalanın, işe yaramazın teki olduğumu düşünür, gene de peşimi bırakmaz, bana sürekli ne yapmam gerektiğini söyler; karşı argümanlarımı zerre kadar ciddiye almaz, dinlemez bile, lafımı ağzıma tıkayıverir.

Bir de kendine baksa ya. Benimle didişmek dışında ne meşgalesi var? Tamam, çok zeki, yaratıcı, özgün fikirlere sahip biri olabilir. Ama insan, örneğin banyo yaptıktan sonra nemli bacaklarına temiz bir don geçiremedikten, kışın üşümüş sırtına yeni ütülenmiş sıcak bir gömlek giyemedikten, saçı sakalı uzayınca geveze, seksist mahalle berberine, acaba yine her zamanki gibi çok sıra var mıdır endişesiyle yollanamadıktan, hatta yazın sıcakta bir top kaymaklı dondurmayı keyifle yalayamadıktan, kısacası fiziksel bir varlığa sahip olamadıktan sonra saydığım meziyetlerin sanki kime ne yararı var? Gerçi insan demekle iltifat etmiş oldum şimdi ona istemeden; kafası, organları, bir yüreği bile bulunmayan birine ne denilebilir hiç bilmiyorum. Kendisine sormak da istemiyorum doğrusu. Kesin sinirlenir, olmayan ağzı kuduz köpeklerinki gibi köpürür, çarpılır, hakaretler yağdırır bana. Hayal gücünden yoksunlukla, vücudun gerçekte bir kadavradan, sıradan bir enstrümandan başka bir şey olmadığını anlayamamakla suçlar beni. Bilseniz ne iddiacı ne inatçı keçidir. Kaç kez defolup gitmesini, beni artık kendi halime bırakmasını, başımın çaresine rahatlıkla bakabileceğimi söyledim ona; her seferinde manalı manalı sırıttı; sanki ben küçük bir çocukmuşum da ona çok saçma bir soru sormuşum gibi yanıt bile vermedi bana. Tanrının cezası, günün neredeyse tamamı boyunca yanımda, şimdi ona sırtımı dönsem gene karşımda beliriverir, gözlerimi kapatsam ne fayda, zaten görünür biri değil ki.

İşte bu yüzden yeterince dostum arkadaşım yok. Hiçbir zaman da olmadı. Benim gibi cinli biriyle kim yakınlaşmak ister? Gerçi belli etmemeye, gerçekten de yalnızmışım, sanki görünmeyen biriyle devamlı iletişim halinde değilmişim gibi davranıyorum, açık vermemeye çabalıyor, genelde başarıya da eriyorum bunda. Ama nasıl oluyorsa oluyor, er ya da geç foyam meydana çıkıyor. Bana doğru ilk adımı hevesle atan güzelim insanlar, sorunumu tam anlamıyla kavrayamasalar da, şöyle biraz içten içe sezer gibi olunca, bu kez somurtarak iki adım uzaklaşıyor benden. Sonra artık koydunsa bul. Ben gene ebedi yalnızlığıma, hatta ona bile değil, ukala bir hayaletle didişmekten ibaret sefil yazgıma geri fırlatılıyorum süratle.

Bildim bileli yanımda. Onsuz geçen tek günümü saatimi hatırlamam. Acaba bu aşağılığı başıma kim musallat etti? Yalnızken sarsak, beceriksiz biri olduğum için doğa ya da Tanrı tarafından hakkımda böyle sıra dışı bir önlem alınmışsa, ben de işte açık açık söylüyorum ki, onunla birlikteyken daha da tutuk, şaşkın, acizim. Kendi düşüncelerimle onunkiler kaçınılmaz biçimde çarpışınca tümüyle zihinsel felce uğruyor, bir türlü harekete geçemiyorum. Hiçbir şey yapmamaktansa, saçma ya da yanlış bir davranışta bulunmak bence yeğdir. Ama bu sersem ona da izin vermiyor ki. Kendi dediklerini yaptıramıyor belki ama benim uygun gördüğüm mantıklı hamlelere, manevralara da katiyen onay vermiyor. Korkutuyor, tehdit ediyor beni. Ensemde boza pişiriyor resmen, nefret ediyorum ondan.

 

II

Sayın Okur,

Ben yukarıda kendisine hakaretler yağdırılan, durduk yere iftiralara uğrayan, sizlere gerçekte olduğundan çok farklı, kötü tanıtılan o görünmez kişiyim. Biraz balkona çıkıp, bu güneşli güzel günde temiz hava alayım dedim ki, bir de ne göreyim, hemen arkamdan iş çevrilmiş, insanlara şikâyet edilmiş, nankörlüğe uğramışım. Hâlbuki biraz tanısanız ne kadar sağduyulu, dost canlısı, iyi niyetli biri olduğumu derhal kavrar, hain, dedikoducu arkadaşıma belki bir anlığına bile hak verdiğiniz için içtenlikle pişmanlık duyar, kendinizden utanır, olasılıkla da gelip benden özür dilersiniz. Ne olmuş yani görünmez biriysem? Bu beni bir deli ya da iğrenç bir hayalet mi yapar kendiliğinden? Eğer sözlerim, önerilerim, görüşlerim her daim isabetli, işlevselse, sırf bir bedenden yoksun olmam, dikkate alınmaması, her lafı derhal ağzına tıkılması gereken biri durumuna mı düşürür yani beni?

Siz arkadaşımın söylediklerine sakın inanmayın. Benim iyicil, sürekli eşliğim olmasa bu yaşa bile gelemezdi o. Muhtemelen canına kıyar ya da en yakın akıl hastanesini bir daha da çıkmamak üzere çoktan boylardı. Sahip olduğu her şeyi bana, yerinde önerilerime, hayati önemdeki uyarılarıma borçlu bulunduğunu öldürseniz kabul etmez. Şimdi ben bu haklı, zorunlu yanıtı kaleme alırken, o gene kim bilir hangi şeytanlıklar, delice işler peşinde? Belki de benim hakkımda başka, daha da korkunç bir öykü kaleme alıyordur sinsice. Hatta belki bitirmiştir de, el çabukluğuyla dergilere, yakın arkadaşlarına yollamıştır bile. Garibim, iyi bir öykücü olduğunu zannediyor. Tamamen yeteneksiz sayılamayacağını kabul ediyorum ama düşündüğü kadar usta, dikkate değer bir öykücü de değil kesinlikle. Aklına gelen her şeyi, neredeyse bir cinnet halinde, süratle kaleme almaya, sonra da yazdıklarını karıncalara özgü bir sabırla düzeltmeye pek meraklıdır. Salt öykü yazmakla yetinse gene neyse, inanın bugüne dek bulaşmadığı yazınsal tür kalmamıştır. Ben engellemesem, şimdiye dek saçma sapan yayınevlerinden kaç başarısız, karanlık, rutubetli depolarda çürümeye mahkûm şiir, öykü, deneme, anı kitabı, kaç anlamsız roman çıkarmıştı kim bilir. Ben de olmasam, onun aşırılıklarına, kendini sonunda kaçınılmaz biçimde gülünç duruma düşürmesine neden olacak delice girişimlerine kim dur der, onu insanların sonu gelmez korkunç alaylarından, fesatlıklarından kim koruyup esirger? Tabii ki hiç kimse, hiç biriniz…

Ne sanıyor yani, istesem gidip bir başkasına musallat olamayacağımı mı?  Bunu kolaylıkla yapabilirim. Ama onu ziyadesiyle sevdiğimden, önemsediğimden aklımdan bile geçirmiyorum öyle bir şeyi. Benim vesayetim olmasa, çok geçmeden başını belaya sokacağından ya da can sıkıntısından patlayacağından adım gibi eminim çünkü. Bence kendisi de bunun tümüyle farkında aslında. O yüzden, görünüşte ne kadar şikâyet etse de varlığımdan son derece hoşnut. ‘’Hadi eyvallah,’’ desem, olmayan ayaklarıma kapanır, gitmemem için yalvarır, bensiz bir hiç, acınası bir sakat sayılacağını derhal oracıkta itiraf eder. Bu yüzden öykünün ilk yarısını kesinlikle ciddiye almamanızı ya da en azından ikinci yarısı bağlamında okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Şimdi lütfen gidin, beni arkadaşımla yalnız bırakın. Zira ona söylemem gereken çok önemli şeyler var hemen her zaman olduğu gibi.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR