Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre, şiir dilinde en güçlü etki ses unsurunda belirginlik kazanmaktadır. Gerek Yahya Kemal’in eserleri hakkındaki değerlendirmelerinde gerekse de Osmanlı şiiri üzerinde yaptığı tahlillerde bu özellikler üzerinde yoğunlaştığı görülür.
Hasan Parlak
Ahmet Hamdi Tanpınar, hayattayken değeri yeterince anlaşılmayan bir şair ve yazarımız olarak bilinir. Ama onun yaşamı incelendiğinde edebiyatın yanı sıra sanatın diğer dallarına duyduğu ilgisini zengin birikim ve özgün düşünceleriyle besleyen birçok değerli yazılara imza attığı ve bu özelliğiyle de hâlâ adından bahsettirmeye devam ettiği görülebilir. Yazı hayatına roman, hikâye, şiir, deneme gibi edebi eserlerinden başka, makale ve edebiyat tarihi gibi kuramsal nitelikli çok değerli çalışmalarını sığdırabilmiş bir kalem üstadıdır. Resim, müzik ve plastik sanatlar hakkındaki düşünceleri mektuplarına konu olmuş, kaleme alınmış hatıralarında, bu değişik sanat alanlarına duyduğu sevgisi Tanpınar’ın önemli özelliklerinden biri olarak bilinegelmiştir. Paris günlerinin anı ve fikirlerine tanıklık yapan mektuplarından anlaşıldığı kadarıyla, gördüğü filmler ve seyrettiği oyunlar bağlamında sinema ile tiyatro sanatları üzerine duygu ve düşüncelerini sunması, mimari eserler üzerine görüşler belirtmesi, onun kültür ve edebi yetkinliğindeki zenginliği gösterir.
Tanpınar, şiirlerinde hem soyut kavramları hem de somut unsurları bazen ayrı, bazen de bütünleyici bir kompozisyon temelinde ustaca kullanırken, görsel algılarını bir ressam titizliğiyle okuruna yansıtmıştır. Yalın bir anlamı, zengin çağrışımlı kelimeleriyle dopdolu bir ifadeye dönüştüren yetkin bir şairdir. “Bursa’da Zaman” adlı şiirinde, uzak bir rüyanın içsel yoğunluğunu taşıyan mazi ile yaşadığı hayat arasındaki geliş gidişlere sinmiş derinlikli bir ruh halinin etkileri görülür. Tanpınar’ın musikiye olan sevgisini bir duygu görünürlüğüne kavuşturan “Küçük şadırvanda şakıyan su” mısraında, bir akış berraklığının ferahlatıcılığı hissedilir. Canlı ve cansız varlıklar arasında kurulabilecek bağıntıları bütün yalınlığıyla ve anlamlı bağdaşmaların gizil derinliğine ulaşarak okur nezdinde yepyeni açılımlara dönüştürür. “Orhan zamanından kalma bir duvar” söyleyişiyle elinden çıktığı yapı ustası gibi kalıcı bir şahsiyete bürünen taşlardan örülme bir varlığın hikâyesi söz konusu olmuştur artık. Aynı zamanda ortak bir mekânda yer almanın benzer kaderleri paylaşma nedenine yol açma düşüncesi de yine Tanpınar şiirinin ara renklerinden bir örnek olarak dikkat çekicidir. “Onunla bir yaşta ihtiyar çınar.”

Zaman kavramındaki, hayat süremiz boyunca hep bizimle yol alan ama pek farkında görünmediğimiz değişik düşünce ve hayal boyutlarındaki algılanma hususunun, onun zengin hayal gücünde nasıl elle tutulabilir derecede somutlaştığını, “Eliyor dört yana sakin bir günü” mısraında görebilmek bu denli aşikârdır. Bir rüyanın, belli belirsiz bir hüzün hatırasının ve bir gülüşten nasiplenilecek ufacık bir mutluluk özentisinin geniş manzarası, şu iki kısacık dizede canlılık kazanır. “Bir rüyadan arta kalmanın hüznü / İçinde gülüyor bana derinden”. Beş duyumuzla hissettiğimiz bedensel duyarlılığımızı olduğu kadar, manevi alanda çeşitli sembollerde karşılık bulmakta olan ruhsal arayışlarımızın keşfedilmesinde de samimi bir gönüllülük içindedir şairimiz. “Ve mimarilerin en ilahisi”.
Görsel ve işitsel öğeleri soyut özelliklerinden ayırmaksızın bir tablo renkliliğiyle canlandıran ve bizzat bu sunumla zıtlıkların ne denli ustaca kaynaştırıldığına okurunu tanık kılan dizeleri de unutmamak gerekir. “Güvercin bakışlı sessizlik bile / Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle”. Zamanın akıcılığına eklediği süreklilik özelliğiyle de eski bir devirde başlamış bir olayın süregelen canlılığı bütün etkisiyle bu mısralarda anlamını bulur. “Duyduk bir musiki gibi zamandan / Çinilere sinmiş Kur’an sesini”.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eleştirel düşünce merkezli yazıları da ilgiye değer niteliktedir. 1930 yılında “Şiir Hakkında I” ve “Şiir hakkında II” adlı yazılarında şiir üzerine yaptığı kuramsal ve poetik fikir sunumları yer almıştır.
Tenkit İhtiyacı ve
Bizde Tenkit adlı yazılarının
Ülkü dergisinde yayımlanışları 1941-1943 yıllarındadır. Bu konu üzerine kaleme aldığı yazılarında, eleştiri türünün de Avrupa kaynaklı olduğu tespitini yaparken, kendini yetiştirebilmiş eleştirmenimizin olmadığı iddiasını ileri sürmüştür. Tanpınar’a göre, bir eleştirmenin okuduğu eseri bütüne yayılan geniş bir fikrî kavrayışla incelemesi ve bu anlamda, yaşanan zamana dahil olan toplumsal duyarlılıklar arasındaki mutabakat ve ihtilaf hususlarını hakkıyla irdelemesi, ilgili metni çözümlemede, sanatsal bir akışı sürekli kılma gibi yetkinlikleri bulunmalıdır. “Bizde Tenkit” adlı yazısında,
Osmanlılar dönemindeki eleştirinin insan odaklı olmayışı ve İran edebiyatında olduğu gibi eleştirel fikrin önemlilik açısından ikinci üçüncü sıralara atılmış olduğu savını dile getirmiştir. Eleştirinin sadece güzelliğin aranışından öte, eserin toplumla olan ilişkisine önem veren bir görüşe sahip olan Tanpınar, edebiyatta esas olanın gelişme olduğunu vurgulamıştır.
Şiir üzerine olan düşüncelerini, dil olgusu temelinde yapılandırıp şiir ve nesri farklı bir konumda değerlendirmiştir. Fikrin ifade ve açılımını temin etme hususunda nesrin daha elverişli bir yapı içerdiğini savunan Tanpınar, şiirin fikir için dar bir çerçeve olduğunu ileri sürmüştür. Sanatta bütünlükten taviz vermeme düşüncesi, şiirde biçim/içerik ayrımına karşı çıkmasının zeminini oluşturmuştur. Kendi sözünü ve sessizliğini bir başka şairinkinden ayıran unsurun biçim olduğunu ve bir değerlendirme kıstası olduğu için önemli olduğunu söylemiştir. Kelimenin, üstlendiği mâna ile şiiri oluşturduğunu söyleyen Tanpınar bu nedenle iki unsurun da birbirlerini tamamlaması gerektiğini söylemiştir. Çünkü, onun düşüncesine göre: “Bir fikrin, bir tasavvurun veya bir hayalin kendini yaratıcı melekeye arz etmesi her şeyden evvel onun bir nevi şekilleşmesi, yani kendine has bir kalıp sahibi olması demektir”. Özellikle, kelimelerin sözlük anlamlarından sıyrılıp da şiirin harcını oluşturduğunu ifade eden Tanpınar’ın bu tespiti, sanatı anlama noktasındaki derinliğini gösteren değerli bir ölçüttür. Şiir bahsiyle ilgili olarak yenilik ve güzellik kavramlarını karşılaştıran Tanpınar, bu hususta güzellik olgusunu daha çok öne çıkarmıştır. Çünkü yeninin daha yenisiyle değiştirilebilmesi mümkündür. Ama güzelin değişimini mümkün kılabilecek etkenler çok daha deruni duyuşları zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle de sürekli yeninin peşinde olan bir kişinin, işine yoğunlaşamadığından ötürü kendini geliştirmesine imkân ve zaman bulamayacağını söylemiştir.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın poetikasında rüya kavramı ağırlıklı bir yer tutmuştur. Rüyayı insan hayatındaki aslî işlevinden daha farklı bir anlayışla değerlendirmiştir. Rüyanın uyanık halde görülen halini gündemine alan şairimiz, bu kavramın insan ruhuyla ve duygu yoğunluğuyla olan ilişkilerini de ihmal etmemiş, bu durumdan hareketle rüyanın musiki ile ilgili taraflarını incelemelerine dahil ederek kuramsal bakış alanını genişletmiştir.
Osmanlı şiirini konu edinen bir tanıtım yazısı
Açık Söz adlı dergide 1936 yılında yayımlanmıştır. Ali Nihat Tarhan’ın
Şeyhî Divanını Tedkik adlı eserinin ikinci cildinden hareketle Şeyhî’nin edebî kişiliği ışığında “eski şiir” olarak adlandırdığı Osmanlı şiiri hakkındaki düşüncelerini ortaya koyar. Şeyhî’nin Acem şiirinden çok yararlanmış olmasının bir sonucu olarak, dilde yabancılık devrinin başladığı tespitini yapmıştır. Osmanlı şiirinin gelenekten beslenen ve zevk algısını öne çıkaran yönlerinden ötürü sevildiğini iddia eden Tanpınar, kültür olgusunun önemini de dikkatlere sunmuştur. Eski şiirimiz üzerinde yenilik adına herhangi bir müdahalenin yapılamayacağı fikrini savunan Tanpınar, Neşâtî, Nefî,
Nedim ve Şeyh Galip mısralarındaki özgünlüğü dikkatlere sunar. Osmanlı şiirinin insanî olmadığı iddialarına karşı çıkmış ve bu tarzın, belirli bir estetiği temsil eden bir üslup olduğunu ileri sürmüştür. Belirli bir estetiğin etkisinde gelişmiş olan bu tarzın, o devirdeki geçerlilik şartlarından artık uzak olmalarının dahi Osmanlı şiirinin değerini azaltamayacağını savunmuştur.
Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre, şiir dilinde en güçlü etki ses unsurunda belirginlik kazanmaktadır. Gerek Yahya Kemal’in eserleri hakkındaki değerlendirmelerinde gerekse de Osmanlı şiiri üzerinde yaptığı tahlillerde bu özellikler üzerinde yoğunlaştığı görülür. Şiir üzerindeki eleştirel düşüncelerini; müzik, mimari, resim ve heykel gibi diğer sanat dallarının estetik ve kültürel unsurlarıyla zenginleştirerek yazmıştır. Şiirin bu bahsi geçen sanatlarla ilgisinin nesre nazaran çok daha iç içe olduğu kanaatindedir. Baudelaire şiirlerinin etkisiyle garp musikisine olan yönelim ve resim sanatından duyduğu estetik hazza vesile olduğunu ifade etmiştir.
Modern Türk edebiyatımızda çok yönlü bir profil çizen Ahmet Hamdi Tanpınar, düşüncelerinde de zengin bakış açıları gerektiren karşılaştırma ve değerlendirmeler üzerine kurulu değerli yazılara imza atmıştır. Doğu-Batı ayrımını, Eski-Yeni çekişmesini, Modern-klasik ilişkisini eserlerindeki fikrî zenginliğin bir aracı olarak ustaca kullanmıştır.