Kötülüğün O Karanlık Coğrafyası

Kötülüğün O Karanlık Coğrafyası


Twitter'da Paylaş
0

Karanlık, rahatsız edici, son cümleye kadar beklenti yaratıp sürprizli biçimde bıçak gibi tek cümle ya da paragrafla kesip atan hikâyeler var elimizde.

Leman ve İstanbul Art News’teki yazılarıyla tanınan, x-ist sanat galerisinin kurucusu Daryo D. Beskinazi’nin ilk hikâye kitabı Melek Tokadı geçtiğimiz günlerde Oğlak Yayınları etiketiyle yayımlandı. Gerçeğin ve olağanüstünün iç içe geçtiği sağlam metinler var elimizde. Kurgunun olmazsa olmazı şaşırtmacalar, zamansal sıçramalar ve sürpriz sonlar gerçeklik etkisini sarsıyor. Aralardan sızan tekinsizlik, ikide bir önümüze çıkıp duruyor. Bir an gündelik olanın dışına çıkıyor, orada kalıyor, durup düşünmeden edemiyoruz.

Yapılan ya da maruz kalınan kötülüklerin sonunda gelen değişimler ve ölüm bütün hikâyelerin temel izleğini oluşturuyor. Fonda ise kapitalizmin gelişimine bağlı olarak katı olan bütün olumlu insani değerlerin buharlaştığı Türkiye toplumu var. Hayatı boyunca çalışarak deniz manzaralı bir arsa alabilen, arsayla ilgili kurduğu hayaller ise tanıdık avukat, dolandırıcı inşaat şirketi patronu ve arsa mafyasının kurduğu tezgâhta yok olup giden eski toprak Hilmi Bey’in hikâyesiyle başlıyoruz. Oğul ve avukat iyi niyetlidir ancak onların da yapacağı bir şey yoktur. Baba dayanamaz, intihar eder.  “Karadul”da kitaba adını veren şifreli sözcük grubu Melek Tokadı’nın anlamına açıklık geliyor. “Gölgesiz” için geçen zamana, değişen düzene yakılan ağıt da diyebiliriz. Hikâyenin kahramanı uzun yıllar boyunca apartmanın yanındaki çınarla birlikte kurdukları yaşama zor da olsa veda etmek zorunda; kanatan, acıtan bir durum bu. Geriye sanat kalıyor. “Şah Damarı” güncel olanın kurmacaya dönüştüğünde nasıl bambaşka bir görünüm kazandığını gösteren –aşk acısından kurtuluş için tek çareyi ölümde gören başkahraman Suriye iç savaşına katılır– çok etkileyici bir hikâye ve içinde bir romanın çekirdeğini de taşıyor.

Melek Tokadı’ndaki hikâyelerin bir bölümü, gerçekliğin bütün sertliğini büyüyle kıran metinlerden oluşuyor. “Gerçek Şampiyon”da başkahraman yazar, yazma sıkıntısına düştüğü her seferinde kötülüğün sınırlarını zorluyor. Para,  şöhret ve Nobel için hangi masumu öldürmek daha etkili olabilir sorusu üzerine düşünüyoruz. Kitabın en etkileyici hikâyelerinden “Et”te, zengin ancak vicdan sahibi, sonunda işlediği suçun azabına dayanamayıp kendini bir insan eti lokantasına satan ve etini sadece öldürdüğü adamın karısı ile oğlunun yemesini tek şart koşan bir adam var. Adamın kendisiyle hesaplaşması esas mesele gibi görünse de hikâye farklı okumalara da kapı aralıyor. Yeme-içme kültürünün, hazları keşfetmenin sınırları zorladığı bir dünyadayız. İnsan etinin sunumuna ve mideye indirilmesine geliyor sıra. Böyle bir dünyada bir şeyler yapmazsak bunun da olabileceğini hissediyor, fantastik deyip geçemiyoruz.

Beskinazi, okuyucuları günlük hayatın içindeki kişi ve olayları başka bir gerçeklik düzleminde görmeye çağırıyor. Hikâyeler gerçekçi, hepsinin bir derdi var. Güncel olan –sosyal medya, paranın gücü, yitip giden olumlu insani değerler- hemen her öyküde yeniden üretilerek, değişip dönüşerek karşımıza çıkıyor. Deprem, soygun, servet kaybı, boşanma, minnet borcu gibi konular yapış yapış duygusallığa düşmeden tutumlu bir anlatımla veriliyor. Beskinazi, modern hayatın olmazsa olmazı kötülüğü gördüğü yerden çekip alıyor. Ona odaklanıyor, daha iyi görmemizi sağlıyor. Hikâyelerin gücü de buradan kaynaklanmıyor mu? Yazar, türün imkânlarını başarıyla kullanıyor.   

Beskinazi’nin hikâyelerindeki başkahramanlar hayatla uzlaşmaya direniyor. Olumlu insani değerleri savunuyorlar. Kaybediyorlar. Anlatıcı da onların yanında, hissediyoruz bunu. Haksızlık, adaletsizlik ve sahtekârlık sonucu elde edilenlerin bir bedeli olacak mı? Yazar gerçeklik düzlemini olağanüstülüklerle –büyülü gerçeklik– bozarak yadırgatma etkisi yaratıyor, arayışlara giriyor. Bildik şeyler yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Adaleti sağlamanın yollarından biri de bu. Geriye iyimser olmayan umut kalıyor.

Karanlık, rahatsız edici, son cümleye kadar beklenti yaratıp sürprizli biçimde bıçak gibi tek cümle ya da paragrafla kesip atan hikâyeler var elimizde. “Daryo Beskinazi Üslubu” bu, daha ilk kitapta kendini gösteriyor. Kısa ve uzun cümleler iç içe, eski sözcükler anlatımı güzelleştiriyor. Diyaloglar işlevsel, edebi olanın öncelikle dil olduğunu bir kez daha hissediyoruz. Hepsinde büyük emek olduğu, üzerinde uzun uzun çalışıldığı belli. Daryo Beskinazi, edebiyatın tarafına hoş geldin, devamını bekliyoruz…  


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR