Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Eylül 2024

Öykü Yazıları

Küçücük Söylenen Büyük Dertler

Haden Öz

Paylaş

1

0


Tanrının var olmayacağına inandığım geceye dek,

ona hepimiz için uzun uzun yakarıyorum.

Artık yakarmaya gerek kalmadı.

İstediğimi düşünebilirim.

Tezer Özlü, Çocukluğun Soğuk Geceleri

İnsan yaşadığı yere benzer 

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer 

Suyunda yüzen balığa 

Toprağını iten çiçeğe 

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Edip Cansever, Mendilimde Kan Sesleri

Yazıya bu iki alıntıyla başlamamın bir nedeni var sevgili okur. Sırf yazıyı çeşnilendirsin diye değil, olur da merakını celbeder kitabı okursan bu alıntılar zihninin bir yerinden çıkıp sana el sallayacak, belki de dil çıkarır.  Nedenini yazmamı beklemiyordun değil mi? Biraz merak ve sabır iyidir.

Dergilerde, seçkilerde ve edebiyat sitelerinde öykülerini merakla takip edip okuduğum Meral Çiçeklidal’ın  ilk öykü kitabı Küçücük Söylüyorum (Everest Yayınları) son yıllarda öykü türünde okuduğum en sarsıcı kitaplardan biri. Hem seçilen temalar, hem karakterler ve de yazarın hikaye anlatmaktaki yeteneği dikkate değer. 

Öykü kitaplarına dair yazarken genel olarak dikkatimi çeken bir ya da birkaç öyküyü öne çıkarırım. Bazen  sadece bir öyküye dair de yazdığım olur. Bu yazıda ise ne sadece bir öyküye (hangisine dair yazacağıma karar vermekte zorlandım açıkçası) ne de birkaç öyküye dair yazıcam. Kitabın büyüsünü bozmadan, heyecanını kaçırmadan bir şeyler söylemeyi deneyeceğim, yazarın söylediği gibi küçücük küçücük.

Meral Çiçeklidal’ın okuduğum hemen her öyküsü üzerine düşünmeye veya konuşmaya değer. Bunda yazarın seçtiği temaların yaşadığımız coğrafyanın bir panoraması olmasının etkisi büyük, bu temaları işlerken kullandığı dil, karakterlerin duygularını, düşünce dünyalarını vermekteki becerisi de etkili elbette.

Peki, Küçücük Söylüyorum’un yazının başlığına koyduğum büyük dertleri neler? Çiçeklidal’ın öykülerinin karakterleri ağırlıklı olarak çocuklar ve kadınlar. Yani, sadece bu coğrafyanın değil bütün yeryüzünün hemen her yerinde erkeklerin, eril zihniyetin, patriyarkanın ilk kurbanları. O kurbanlar ailenin, toplumun, devletin ve bir bütün olarak ataerkil düzenin devam etmesi için “kurban” edilir, babalar tarafından, aile meclisi tarafından, toplum tarafından ve devlet eliyle çoğunlukla. İşte kitapta neredeyse bunların hepsiyle karşılaşacaksınız.

Kitabın herhangi bir sayfasını açıp okumaya başlarsanız mutlaka devam etmek isteyeceğinizden şüphem yok, çünkü okuyacağınız o herhangi bir sayfa sizi meraklandıracak bir potansiyele sahip. Bazen bisküvili bir lokumdur merakınızı celbeden (Baba kurdun ağzını bağla, ablamı yemesinler.), bazen otlu peynirdir (Yavru bir örümceğe ağlayacak kadar yalnızdım işte.), vizöründen bakacağınız bir hacı dürbünü (Artık babamı değil, hacı dürbününü beklemeye başladım.), bir solucana konan bir arkadaş ismidir (Senem’e, onu gerçek Senem’e götüreceğimi söylüyorum küçücük.), kanserden dolayı alınacak bir meme ( Yaşasın tam bağımsız memeler, diye bağırıyorlardı.), ekmek banılacak kuru fasulye (Ne yüzünde tereddüt ne gözlerinde pişmanlık vardı annemin. (...) Sadece, yıllardır biriktirdiği eksiklerin, yoklukların, yiyemediği yemeklerin, giyemediği üst başın, gezemediği yerlerin acısı vardı.), bir yas evinde başınıza dünya yıkılırken durmadan tekrar eden bir cümle (Ayran yok mu yavrum?), morg katında yenen kıymalı yumurtadır sizi alıp yıllar öncesine savuran (Kerem’in eksik bedenini koydukları torbayı alıp göğsüme yerleştiriyorum.), yatılı okulda duş aldırılan buz gibi sudur (Allah benim babama benziyordu, üç ayda bir eve uğrayan babama.), yoğun bakım ünitesinin önünde korkulu ve telaşlı bir bekleyiş (Benim kızım numara değil, diye avazım çıktığı kadar bağırmıştım.), tecavüzcü babaya sıkılan kar topudur (Her gece uyumadan önce, Allah en çok seni sevsin, diye dualar ettim.), bir çocuğun horozuna döktüğü gözyaşıdır (Tamam oğlum, üzülme sen. Yemem ben horozunu, yavrum.), bir çocukta bambaşka bir imgeye bürünen hayat kadınıdır (Babam buradan başlamalıydı hayata. Elimi tutup, göz hizama inip, incitmeden kelimelere yüklediğim anlamları tane tane anlatmalıydı.), bir kadının yamasız ilk giysisi (En çok babam attı toprağı annemin üzerine. Gömdüğünden iyice emin olunca bıraktı küreği.) ve bunun gibi onlarca şey olabilir.

 Her ne kadar öykülerin geçtiği belirli bir bölge/şehir olmasa da her bir öykü okuru farklı bölge ve şehirlere götürecektir. Aslında burada mekanların da pek bir önemi olmuyor diyebilirim. Çünkü ön plana çıkan karakterlerin dış dünyanın (devlet, toplum, aile, eş, baba, anne, öğretmen) altında ezilen iç dünyalarıdır. Başka bir deyişle, hemen her öyküde anlatılan bu coğrafyanın “lanetlileridir.” Aileye, topluma, tanrıya o “lanetlilerin” gözünden bakıyoruz, onların iç dünyasını, öfkelerini, çaresizliklerini, çıkmazlarını, çırpınmalarını, isyanlarını ve bazen pes edişlerini (çünkü başka seçenek kalmamıştır) duyuyoruz. Kitabı okurken karakterler size o kadar tanıdık gelecektir ki yazarına “Beni/annemi/kardeşimi/komşumu yazmışsınız!” diyeceğinize bahse girerim.

Gelelim yazıya başlarken kullandığım alıntılara. Okumaktan hiç bıkmayacağım iki sevgili yazarım, şairim. Bu yazıya neden mi girdiler? The answer, my friend, is blowin' in the wind. Kitabı okurken hafızamın dehlizlerinden çıkıp el salladılar bana. Size de uğrayacaklar, eminim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kemal Tahir'i Yeniden Okumak, Yeniden ..Doğan Hızlan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. G. -. J. Smith

25 Kasım 2025

Roman ve Öyküde Karakter Gelişimi

Kurgusal metinlerdeki karakterlerin gerçek yaşamda karşılaştığımız insanlara benzemesi ancak inandırıcı bir karakter gelişim süreciyle mümkün. Hikâyeler insanları anlatır – ana karakter bir kedi, bir ağaç ya da başka bir varlık olsa bile. Büyük eserlere imza atan isi..

Devamı..

Batı Dünyasını Şekillendiren İznik Kon..

F. Butler-Gallie

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024