Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Ekim 2023

Kültür Sanat

Luminitsa: Moldova’nın Unutulan Kitapçıları

Paula Erizanu

Paylaş

0

0


Şu an Moldova’da 1500 yerine 70 kitapçı var. Bunlardan bazıları çevrimiçi satış kanalları olsa da siparişlerin çoğu kırsal kesimde yaşayan ve kitaba erişimi daha güç olanlardan değil, daha ziyade kent merkezlerinde yaşayan gençlerden geliyor.

Ne zaman babamla birlikte büyük babamı ziyarete gitsek, Moldova’nın başkenti Kişinev’e kırk dakikalık mesafedeki köyün merkezine gelmeden evvel harap bir binanın önünde dururuz. Babamın çocukluğunda burası bir kitapçıydı. Beyaza ve maviye boyanmış duvarları, geniş pencereleriyle Luminitsa. Şimdiyse önünde yakacak odunların dizili durduğu bir ağıl. Kırık pencere çerçevelerinin yerine rastgele tahta parçaları çakılı, camların yerinde şeffaf muşambalar gerili.

1970 yılında Moldova’da 600 kitapçı açıldı. 1990 yılına gelindiğinde bu sayı 1500 civarındaydı ve hemen hemen her köyde bir kitapçı vardı. Kırsal bölgelere doğru giderseniz Luminitsa isimli bu kitapçıların izlerini hâlâ bulabilirsiniz – geniş pencereler, beyaz ve mavi boyalı duvarlar. Bazıları bakkal ya da manav gibi gündelik ihtiyaçların karşılandığı dükkânlara dönüştürülmüş olsa da çoğu terk edilmiş durumda. Bazılarıysa sadece ismini korumuş – girişin üzerinde asılı duran tek tip mavi logo ya da duvarları süsleyen mozaik parçaları.

Bu kitapçıların açıldığı yirmi yıllık dönemde büyüyen nesiller, o zamanları nostaljik bir biçimde anımsıyor: yeni romanların gelip gelmediğini görmek için her gün duydukları heyecan,  dükkâna sinen yeni kitap kokusu, asla unutamadıkları yüzlerce kitap ve onlarca illüstrasyon. Bir de Luminitsa piyangosu isimli bir piyango var anımsananlar arasında. Kazananlar, dünya edebiyatından en ünlü eserlerin çevirilerinin yanı sıra dükkânda satılan daha pek çok şeyi ücretsiz alabiliyor. “Aldığım kitapları ve kitaplığımdaki yerlerini ufak bir deftere not ederdim,” diyor şu an dişçi olarak çalışan Victoria Şestovchi. “Koleksiyonumdaki kitap sayısı iki yüze ulaştığında çok mutlu olmuştum. Kurmacaları ya geceleri ya da okulda, ders kitaplarının arasına saklayarak okurdum.”

Kitapçıların bu popülerliğinin arkasında kısmen de olsa çocukları ve büyüme çağındakileri hafta içi meşgul edecek başka etkinliklerin bulunmaması yatıyor. “Televizyon günde birkaç saat açıktı ve o da elektrik kesintileriyle sık sık bölünüyordu. Öğrencilerin köy sinemalarında film izlemesiyse sadece Çarşamba günleri serbestti. Üstelik o zamanlar internet de yoktu.” Fakat devlet tarafından yürütülen kültür politikası, her köyün kendi ait bir kitapçısı, orkestrası, dans topluluğu ve sineması olmasını gerektirirdi ve bunların tümü spor kulüpleriyle birlikte “Kültür Evi” adı verilen çok amaçlı yapılarda ya da okullarda olurdu.  Yine de Sovyet Birliği’nde rastlanan diğer tüm girişimci fikirler gibi Luminitsa fikri de tepeden geldi: Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Komünist Partisi Genel Sekreteri Ivan Bodiul’dan.

Görünürdeki amaç okumayı ve okur yazarlığı teşvik etmek olsa da, elbette hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Moldovalı yazar Vladimir Beșleagă Luminitsa projesini, “dönemin diğer pek çok projesi gibi bir saçmalık” olarak tanımlıyor ve projenin “Moldova’daki yazarları devlet tarafına çekip muhalefeti yok etmek adına tasarlanan siyasi bir girişim,” olduğunu söylüyor. Gerçekten de Luminitsa’ların inşa edilmesine yönelik karar, Yazarlar Birliği’nin 1965 Ekim’inde gerçekleştirdiği üçüncü kongresinde alındı. Aynı toplantı yetkililerce “milliyetçi” ve “bölücü” olduğu gerekçesiyle kınandı çünkü katılımcılar Rumencenin Latin alfabesiyle yazılmasına dönülmesini talep ettiler. Zira Sovyetler 1940 yılında Moldova’yı ilhak ettikten sonra Kiril alfabesiyle yazılan ve Ruslaştırılmış bir Rumence olarak tabir edilen “Moldova” dilini icat ederek hem her tür milli duygunun hem de Moldova’nın hâlihazırda bir parçası olduğu Romanya ile birleşme isteğinin üstesinden gelmeye çalıştılar. Ancak bu geçiş hiçbir zaman diğer Sovyet ülkelerindeki gibi sancısız olmadı. Aksine sürekli tepki gördü. Hatta o dönemin çok satan yazarlarından Ion Druță, Latin dil ailesine ait bir dilin Latin alfabesiyle yazılmasının gayet doğal olduğunu söylediği için epey tepki çekti. Luminitsa projesi de yazarların bu tarz fikirlerden uzaklaşıp Moldova’da hâkim kılınan yeni Sovyet rejimini benimsemeleri için bir girişimdi.

Yeni bir Moldova dili oluşturma çabası kendini başka şekillerde de gösterdi. Mesela Moldova’daki nüfusun büyük bir kısmı Rumence konuşmasına rağmen Luminitsa kitapçılarında Rumence kitap bulmak neredeyse imkânsızdı. İnsanlar Rumence kitap bulabilmek için Odesa’ya veya Cernăuți’ye gitmek zorunda kalıyordu. Luminitsa kitapçılarında Rusça ya da Kiril alfabesiyle yazılan Moldova dilinde yazılmış kitaplar mevcuttu. 1986 – 1992 yılları arasında Boldurești’ye bağlı Nisporeni’deki Luminitsa’da çalışan Nina Marian, Rumence konuşulan köylerde Rusça kitap satışının çok kötü olduğunu ve bu yüzden eldeki stokları eritmek için zaman zaman başkente gitmek zorunda kaldığını, oralarda da ancak müzelerin ya da devlete ait kurumların bu kitapları satın aldığını belirtiyor.

Dil konusundaki bu katı ve emperyalist tutumun bir benzeri politik açıdan da söz konusuydu. Satılan kitapların çoğu ya çeviri ya da siyasi kriterlere uyan Moldovalı yazarların kitaplarıydı. Başka bir dilde yazılmış Rumen romanlarıysa burjuva olarak değerlendiriliyor ve az sayıdaki Rumence kitabın satışına izin veriliyordu ki, bunlar da genellikle Doğu Romanya’da, yani Moldova olarak adlandırılan bölgede doğmuş yazarlara aitti. Devlet tarafından uygulanan sansür sadece Parti dostu edebiyata izin verirken sosyalist gerçekçiliği reddeden ya da Druță gibi rejim karşıtı yazılar kaleme alan yazarların eserleri yayınlanmıyordu. (İronik ama Druță kariyerine devam edebilmek için 1969 yılında Molodova’dan ayrılarak hem daha kozmopolit hem de daha özgür olan Moskova’ya gitmek zorunda kaldı.)

Sansür sadece hangi kitapların Luminitsa kitapçılarına dağıtılacağına ilişkin değildi. Annem, babam ve onların kuşağından olanlar, kitapçıların onları sık sık bazı kitapları satın almaları için zorladıklarını anlatıyor. Çünkü tıpkı öteki Sovyet işçileri gibi kitapçıların da her ay uymaları gereken satış planları ve doldurmaları gereken satış kotaları vardı. Her köyün ayda yaklaşık 600 – 800 ruble değerinde kitap satması gerekiyordu ki, bu da yaklaşık 300 – 500 adet kitaba tekabül ediyordu. Çocuk kitapları 15 kapik, kurgu ya da kurgu dışı kitaplarsa 1,30 ila 3,60 ruble arasındaydı. Kitapçı Marian, “Kotamızı her zaman doldurmayı başarırdık,” diyor.

Lidia Isac, Antoneşti’ye bağlı Cantemir köyünde kitapçılık yapan başka bir isim. Yedi yıl boyunca köyün Luminitsa’sını işletmiş ve o da, öteki kitapçılar gibi satış kotasını doldurabilmek için okulları ya da kolektif çiftlikleri dolaştığını, hatta zaman zaman Ukrayna’ya kadar gitmek zorunda kaldığını söylüyor. 1992 yılında özelleştirme esnasında kitapçıyı satın almak istemiş ama birikimi buna yetmeyince mecburen yurt dışına çıkarak İtalya, ABD ve İsrail’de on altı yıl süreyle çocuk bakıcılığı yapmış. Kitapçıysa şu an terk edilmiş durumda.

Girişimin ardında yatan politik sinizme rağmen Luminitsa’lar okumayı teşvik etmek konusunda bir hayli başarılı oldu. Mesela kurmaca alanındaki koleksiyonlarının on binden fazla abonesi vardı. Annem kendi gençliğinde sınıftaki arkadaşlarının – okumaktan hiç hazzetmeyenlerin bile – Luminitsa’nın bilimkurgu, macera ve romans serilerinden çıkan kurmaca türündeki kitapları nasıl iştahla okuduğunu anımsıyor. “Gençler daha çok Jules Verne, Mark Twain ve Alexander Dumas gibi yazarları, yetişkinlerse Rus dedektif romanlarını tercih ediyorlardı. Gerçekten de Sovyet halkı, dünyanın en doymak bilmez okurları arasındaydı ve bununla gurur duyarlardı.”

Ancak bu sistem kendini devam ettiremedi. Komünizm’in 1991 yılındaki çöküşünden sonra özelleştirme dalgası bütün kitapçıları vurdu ve en popüler şiir kitaplarının baskı sayısı bile 15.000’den 1.000’e düştü. Dolayısıyla fiyatlar da yükseldi. Doksanlı yıllarda süregiden sosyo-ekonomik istikrarsızlıkla birlikte yavaş yavaş yok olmaya yüz tutan kültürel yaşamsa yerini kiliselere, televizyona ve son zamanlarda internete bıraktı.

Şu an Moldova’da 1500 yerine 70 kitapçı var. Bunlardan bazıları çevrimiçi satış kanalları olsa da siparişlerin çoğu kırsal kesimde yaşayan ve kitaba erişimi daha güç olanlardan değil, daha ziyade kent merkezlerinde yaşayan gençlerden geliyor. Bugün hâlâ kitap satmaya devam eden birkaç Luminitsa kitapçısından bazıları Güney Moldova’daki Leova’da. Micul Print (Küçük Prens) ismini taşıyan dükkân sadece kitap satışıyla ayakta kalamayacağı için raflarında ders kitapları, kırtasiye malzemeleri, oyuncaklar, hediyelik eşyalar ve hijyen malzemeleri yer alıyor. 

Moldovalılar özgürlükle beraber eğlencenin daha erişilebilir biçimlerine kavuştular. Boş zamanların nasıl geçirileceği söz konusu olduğunda insanların çok fazla seçeneği var – çok sayıda kitap başlığı, yazar, edebi tarz ve siyasi görüş. Uzak bölgelerde yaşayanların kitaba erişimiyse eskiye nazaran daha zor. Marian, çocukların artık sadece bilgisayar ve telefon ekranlarına baktığından şikâyetçi. Marian’ın kitapçı olarak çalıştığı dönemde köyün nüfusu 4.500 civarındaydı. Luminitsa, tıpkı köy sineması, orkestra, dans topluluğu gibi kültürel ortamı oluşturan ve onu canlı tutan bileşenlerden biri, kültürel bir sosyalleşme alanıydı. Günümüzdeyse köylerin nüfusu yarı yarıya azaldı. Geride kalanlar ya çok gençler ya da çok yaşlılar. Yetişkinlerse çalışmak için yurt dışına çıktılar. Batı Avrupa, İsrail ve Rusya en çok tercih edilen ülkeler. Aslında Luminitsa’ların yükseliş ve düşüşünün hikâyesi, sadece kültürel bir projenin gelişmesi ve gerilemesiyle ilgili değil. Bu aynı zamanda Moldova’nın karmaşık geçmişinin ve Moldova kırsalının zaman içerisinde küçülüp yok oluşunun hikâyesi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eleştiri Ne Âlemde?Maurice Blanchot
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tuba Karamuklu

31 Ağustos 2025

Annelik, Bağ ve Yüzleşme Üzerine Bir R..

Her Şey Bir Kırmızı Paltoyla Başlıyor...İnsan bazen bir hikâyeyi olay örgüsünde değil, kelimelerin titreşiminde, satır aralarındaki boşluklarda, sessizlikte hisseder. Kırmızı Paltolular, işte tam da böyle bir roman. Luigi Ballerini, ON8 K..

Devamı..

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Elisabeth Braw

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024