...daha ilk sayfada karşınızda sevimli bir kız çocuğu canlanıveriyor. Akcanlı dile, deyişlere, tamlamalara hâkim. Hiçbir cümle kulak tırmalamıyor.
Mario Alberto Zambrano 1977 doğumlu. Yazarlığının yanında Iowa, Jacksonvilla State ve Harvard Üniversitesi’nde bale öğretmenliği yapmış. 2013 yılında yayımlanan Lotarya’nın ardından dilimize henüz çevrilmeyen daha kısa ve kurmaca olmayan How To Be A Man (Nasıl Erkek Olunur?) adlı bir eseri de mevcut. Yazar halen film üzerine dans teknikleri, modern ve klasik bale, yaratıcı yazarlık, modern jazz, kareografik kompozisyon dersleri vermekte. (*)
Lotarya’ya gelecek olursak, eser ismini Meksika’da oynanan tombala benzeri bir kâğıt oyunundan alıyor. Bu oyunun tombaladan en büyük farkı numara yerine resimli kâğıtların kullanılıyor olması. Kâğıtları çeken kişi diğer oyunculara elinde tuttuğu nesneyi tarif eden bir bilmece soruyor. Eğer o nesne bizim kuponumuzda varsa yerini işaretliyoruz. Kuponunu ilk dolduran oyuncunun kazanmak için ‘Lotarya’ diye bağırması gerekiyor!
Romanı okurken bizler de bilmece çözer gibi Luz Maria Castillo’nun aile trajedisini çözmeye çalışıyoruz. Romanın başında 11 yaşındaki Luz’un sosyal hizmetler binasında geçici olarak misafir edildiğini öğreniriz,, konuşmayı reddettiği için sadece Lotarya kartlarına bakarak anılarını yazar. Kartlardaki resimlerin kendisine aile yaşantısına dair anımsattıklarını günlüğüne not ediyor. Biz de aslında romanı okurken küçük kızın bu notlarını okuyoruz. Yetişkinlerle iletişim kurmayı reddeden bir kızın aynı Lotarya destesi gibi parçalanmış iç dünyasını birleştirmeye, onun algıladığı evreni algılamaya, hatta satır aralarından yetişkinlerin dünyasını da çözemeye çalışıyoruz.
Zambrano anlaşılacağı üzere zor bir işe soyunuyor. Hem karşı cinsin hem de küçük bir çocuğun ağzından metni yazıyor. Ancak yazarın bu işin altından başarı ile kalktığını görüyorum. Örneğin ‘Şapka’ adlı bölümde gözümüzün önünde ablası ile çatışan kanlı canlı bir kız çocuğu beliriyor. Aşağıda alıntı yaptığımız paragrafta Luz ve ablası Estrella dışarı çıkmadan önce süslenirken görürüz.
‘Odamızda ise Estralla boy aynasının karşısına geçip ne giyeceğine karar vermeye çalışırdı (…) Saç maşasını kafasında tutar ve on ikiye kadar sayardı. “Neden saçlarını kıvırıyorsun ki?” diye sorardım Estrella’ya. “Dışarı çıktığın anda tekrar düzleşecekler.” Beni duymamış gibi davranır, gözlerinin rengi ile ilgili bir şeyler homurdanıp anneminkiler gibi yeşil olmasını istediğini söylerdi. Saç spreyini kafasına çamaşır suyu gibi boca eder, saçına bir süs takardı. Bu genelde kurdeleden bir fiyonk olurdu. Bazen de plastik bir çiçek.
Benimse tüm yaptığım saçımın yüzüme düşmediğimden emin olmaktı.’
Yine aynı bölümde bu kez Luz’un gözünden annesinin nasıl hazırlandığını izleriz.
Annemlerin banyosunda klozete oturur, annemin bigudilerini çıkarışını izlerdim. Göz kapaklarını turuncunun değişik tonlarına boyar, dudaklarını hafif bir kırmızı ile renklendirirdi. Boynuna ve bileklerinin iç kısmına parfüm sıkar sonra elbise dolabına yönelip üzerine bir elbise geçirir, sırtındaki fermuarı açık bırakırdı. Parmaklarına astığı topuklu ayakkabıları, kulağında küpeleri ve köprücük kemiğinin üzerindeki kolyesi ile kendi etrafında şöyle bir döner ve “Nasıl görünüyorum?” diye sorardı.’
Zambrano’nun kadın ruhunu iyi bildiği görülüyor. Annenin (Christina) yavaş yavaş evi terk etmeye hazırlandığı bölümler dikkatli okura kadının daha farklı bir hayat arzuladığının ip uçlarını verir. Baba (Jose Antonio Castillo) geldiği yeni ülkenin (ABD) dilini bilmemektedir. Uzun süre işsiz kalacaktır. Kendini alkole verecek, ailesine şiddet uygulamaya başlayacaktır. Zaten Lotarya, Meksika’dan ABD’ye yerleşen dar gelirli göçmen bir ailenin hayata tutunma çabalarının romanıdır. Ne var ki ne baba (Jose) ne de hala (Tencha) ailenin dağılmasını önleyemeyeceklerdir.
Jose Antonio alkole daha bağımlı hale geldikçe etrafına uyguladığı şiddet de artacaktır. Zaten romanın başından sonuna kadar fiziksel şiddet bolca yer almaktadır. Ben romanda en çok bu tutunamayan babanın küçük kızı Luz’a sevgi ve şefkat gösterdiği bölümleri sevdim. Kızını uyutmak için onunla yatağa giden, birasından bir yudum alıp tadına bakmasına izin veren, Luz ile kavunlara tüfekle ateş eden baba Jose’yi.
Zaten dikkat edersek baba ve küçük kız arasında her şeye (aile içi yaşanan bütün şiddete) rağmen güçlü bir iletişim vardır. Luz babasını öyle sever ki büyüdüğünde onun gibi olmak ister.
‘Babamın koridorda yürürken yaydığı parfümünün kokusunu, siyah çizmelerinin ahşap döşemede çıkarttığı sesi hatırlıyorum. Gri pantolon. Yakası iliklenmiş gömlek. Babamın küçük bir kopyası olmak isterdim. Onunla ikizmişiz gibi giyinmek. Ama ben elbise giymek zorundaydım.’
Kanımca eserin tek aksayan yönü finalin zayıf oluşu. Dramatik yönden güçlü gelişen bir metinde asıl trajedinin nedenini ‘kazaya’ bağlanmasının metni zayıflattığını düşünüyorum. Bir kazayı trajedinin nedeni olarak sunmak yerine hikâyenin başında ya da ortasında dramatik yapıyı geliştirmek, ileri taşımak amacı ile kullanılsaydı metnin kurgusu daha iyi otururdu kanaatindeyim.
Son söz olarak Zamrano’yu, Aylak Kitap Yayınları’nı ve çevirmen Neriman Akcanlı’yı ayrı ayrı ortaya çıkardıkları bu ilgi çekici eser için kutlarım. Neriman Akcanlı’nın çevirisi o kadar özenli, temiz ki daha ilk sayfada karşınızda sevimli bir kız çocuğu canlanıveriyor. Akcanlı dile, deyişlere, tamlamalara hâkim. Hiçbir cümle kulak tırmalamıyor. Sözgelimi ‘Şişe’ adlı bölümde Luz ‘un babasını anlama, onu tanıma çabasını görüyoruz. Cümleler sade. Kolaylıkla okurun zihnine kazınıyor ve yer ediniyor:
'Bazı akşamlar gözleri kan çanağına dönerdi. Böyle akşamlar onunla içmek isterdim. Çok değil, bir yudum sadece. O olmanın nasıl bir duygu olduğunu anlayabilmek için. Kimseye vurmak veya incitmek istemiyordum. Sadece nerden geldiğini anlamak istiyordum. Yapacağı şeyleri neden yaptığını anlamak. ... Çünkü bunları yapan babam değildi. Bunları şişedeki o adam yapıyordu, Don Pedro.’
Zambrano ile Neriman Akcanlı’nın yeni basılan başka romanlarına raflarda rastlamadım. Buradan ikisine de seslenmek isterim. Okumak için sabırla sizi, yeni yayımlanacak eserlerinizi bekliyoruz. Biz buradayız. Peki ya siz neredesiniz ?






