Maskenizi Takmayı Unutmayınız
22 Kasım 2018 Kitap

Maskenizi Takmayı Unutmayınız


Twitter'da Paylaş
0

Bedenlerin Göçü, Herrera’dan okuduğumuz ilk Türkçe kitap ama, öyle görülüyor ki, devamı gelecek.

Bedenlerin Göçü, Yuri Herrera’nın Notos’tan yayımlanmasıyla okuyabildiğimiz Türkçeye çevrilmiş ilk kitabı. Kitap daha ilk sayfalardan itibaren okuyucuyu boş sokaklara, kapalı, kapısında “Maske bitmiştir” yazan eczanelere, kenarlarına cesetlerin dizildiği ıssız yollara çıkarıyor. Evlerinden dışarı çıkmak zorunda kalanların maskeli, korku dolu suratlarına baktırıyor, bir anda distopik bir dünyanın üç boyutlu tasvir etmeyi başardığı mekanlarına savunmasız, bir başına bırakıveriyor.

Yazarın, yeraltına, suç dünyasına, kötülüğe, varoşa ait bu dili / jargonu bu denli iyi bilmesi ve etkin kullanabilmesi yer yer ürkütebiliyor. Yirmi birinci yüzyılın belki de en önemli tehditlerinden biri haline gelen salgın temasının hem fiziksel, hem metafor olarak bütün imkânlarıyla kullanılması kitabın merkezini oluşturuyor. Salgın teması üzerinden verilen şehirdeki başıboşluk, güvenlik açığı, resmi otoritenin durumu ne açıkça kabullenmesi, ne çözüme, ne de güvenliğe yönelik somut bir adım atması ise aslında bildiğimiz bütün dünyadaki sosyal yaşamın, organize insan örgütleri kurgusunun ne kadar da pamuk ipliğine bağlı olduğuna işaret ediyor.

Resmi otoritenin kullandığı dil ve açıklamaların halk arasındaki anlaşılma biçimiyse çok tanıdık. İnsan hayatının pek de önemsenmediği otoriter yönetimlerin ve Üçüncü Dünya Ülkelerinin diline oldukça yakın. Açıklamalar, korku dilindendir. Resmen bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmez ama sadece evlerinden çıkmayanların güvende olabileceği vurgulanır. Kısmen başarılı da olurlar. Sıradan vatandaşlar, evlerinden çıkamaz, elektrik su kesintisi, yiyecek sıkıntısı gibi günlük hayatları için gerekli olan temel ihtiyaçlarla boğuşurken, sokaklar suçlulara, mafya örgütlerine, çapulculara, dükkânlar, yağmacılara kalır. Şehir suç şehrine dönüşür, cesetler toprağa verilemez. Etraf mikrop, pislik, hastalık kaynamaktadır. Yirmi birinci yüzyıl usulca Ortaçağ’a dönmektedir.

yuri herrera

Geçmişlerinde büyük bir sır barındıran ve aslında tam da bu sır nedeniyle birbirine çok yakın olması gereken iki aile (Fonseca’lar ile Castro’lar) arasında yıllara dayanan büyük bir düşmanlık vardır ancak, yine garip bir tesadüfle ailelerin ikinci kuşağındaki gençler arasında bir aşk ilişkisi başlamıştır. Ancak ikisi de bilinmedik bir sebepten ölmüş ve bedenleri düşman ailelerin elinde rehin olarak kalmıştır. Elfekkak, tam bu noktada devreye girer. “Mesleği” arabuluculuktur. Mafya dünyasında işini iyi yapmasıyla tanınmaktadır. Görevi iki aileyi uzlaştırmak, gençlerin ölüm nedenlerini öğrenmek ve kan dökülmeden cesetlerin değiş tokuş edilmesini sağlamak olacaktır. Elfekkak, bekâr, yalnız yaşayan, dünyaya boş vermiş ama yine de düzenli, kadınlarla sadece yüzeysel ilişkiler yaşayan, fazlasını beklemeyen, hayatı sorgulamayan; olduğu kadar, olduğu gibi yaşayan biridir. Misyonu budur.

Tüm bu olayların ortasında bile, kapı komşusu, kendi deyimiyle “Üç kere sarışın”ı baştan çıkarabilmek için gösterdiği gayret, onun aşk, cinsellik ve yaşama bakış açısına; hem hayat hem de kadınlar konusunda bulduğuyla yetinen yanına işaret ediyor. Salgının yanı sıra, arabulucumuzun / Elfekkah / baş kahraman –isim seçimi de tesadüfideğil kanımca– romandaki varlığı bile bir çeşit metafor olmalı. Arabuluculuk, şimdilerde hemen her ülkede, hatta uluslararası zeminde gerek bireysel gerekse kurumsal boyutta yükselen bir trend olarak kurumsallaşma yolunda. Uzlaşmacı, kazan kazan mantığıyla tarafları uzlaştıracak, çıkarlarını adil olarak koruyup kollayacak belki de bir çeşit bilge. Bu bilgeye ihtiyaç ise günden güne artmakta.

Son olarak Elfekkak’ın roman boyunca özenle yer verdiği arabası Vosvos’tan da söz etmemek olmaz. Vosvos bir şekilde Elfekkak’ın hâlâ bir biçimde korumayı başardığı muhalif yanını, ince baş kaldırısını, 68 Kuşağı’nı simgeliyor kanımca. Bakalım Elfekkak, çocukları ailelerine teslim edebilecek mi, salgın furyasından payına bir hastalık düşecek mi, mafya ailelerinin çatışmasının tam ortasında kaldığına göre kendi hayatını kurtarmayı başarabilecek mi? Bedenlerin Göçü, Herrera’dan okuduğumuz ilk Türkçe kitap ama, öyle görülüyor ki, devamı gelecek. Dili, anlatımı, zengin kurgusu, tasarruflu kelimeleri, edebiyatı alışkanlık yapacak.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR