"Anlamak için durmak zorundasın! Understanding (ing.) Verstehen (alm.) Episteme (yun.) Vakafe (ar.) gibi... 'anlama'nın kökü hep 'durmak'tır." Dücane Cündioğlu
Şehrin karanlık bir kavşağında dilencilik yapan yaşlı bir kadına rastladım. Gözlerine baktım, bakmaya çalıştım. Ama göremedim gözlerini. Gözlerinin yerinde bir boşluk vardı. Kimsesizliğin derin, kasvetli ve soğuk boşluğu. Kadim zamanlardan kalma, çoktan kurumuş derin ve karanlık bir kuyuya eğilip bağırmak gibiydi onun gözlerine bakmak. Bakışlar, kuyuda yankılanıyor ve bir süre sonra ürpertici bir yankıyla tekrar size dönüyordu. Bir boşluk vardı kadının gözlerinde. Bir kabir boşluğu. (Sahi insanın gözleri, ölebilir miydi kendinden önce.) Öyle bir kabir ki tüm insanlığın cenazesi sığabilirdi içine. Bakmaya devam edince karanlık bir girdaba dönüşüyordu bu boşluk ve bakanı içine doğru çekiyordu. Baktım bir vakit… Kapıldım girdabın karanlığına. Gördüm ki o karanlık girdap, nesnesini yitirmiş gölgelerden ibaret. Gölgeler… İnsan gölgeleri. Anne, baba, eş, akraba, çoluk çocuk, arkadaş ve dostların gölgeleri. Nesnesini yitirmiş gölgeler. Hayalet gibi bu boşlukta süzülmekteler. Derken yeşil ışık yandı ve biz devam ettik yolumuza. O an fark ettim ki kimsesizlerin hayatında hiç yeşil ışık yoktu. Çünkü onların gidecek bir yolları yoktu. Ve yine o an farkettim ki onların hayatlarına değebilmek için bazen “durmak” gerekiyordu…





