Meiji Dönemi Batı edebiyatı çevirmenleri arasında genç yazarlar, memurlar ve yurtdışında eğitim almış olan tıp öğrencileri vardı.
Edebi uyarlamaları ikiye ayırmak mümkün: kaynak metinden uzaklaşan, onu eleştiren, hatta bazen kaynak metindeki düşüncelere meydan okuyan serbest uyarlamalar ve orijinal metinde küçük değişiklikler yapan birebir uyarlamalar. Japonya 1853 yılında Batı’ya açıldıktan sonra ülkede Batılı metinlere, dolayısıyla çeviri edebiyatına olan ilgi gitgide arttı. Ancak Meiji Dönemi’nde çeviri ve uyarlama arasındaki çizginin silikleştiği çok fazla örnek var.
Meiji Dönemi Batı edebiyatı çevirmenleri arasında genç yazarlar, memurlar ve yurtdışında eğitim almış olan tıp öğrencileri vardı. Özellikle 1880’den itibaren Avrupa ve Amerikan edebiyatında Japoncaya çevrilen eserlerin sayısında önemli bir artış oldu. Bu dönemde Japonlar Batı edebiyatını incelemek için Shakespeare’in oyunlarından yararlandılar. Julius Ceasar ilk kez 1883’te Japoncaya çevrildi. 1884 yılında tekrar çevrildiğinde metnin çevirmeni oyunun adını jiyū (özgürlük) kelimesini içerecek şekilde değiştirdi. Japonya o dönemde birçok değişimden geçiyor, Aydınlanma Çağı’nı yaşıyordu. Çevirmen oyunun başlığını, Japonya’nın içinde bulunduğu duruma uygun olsun diye değiştirmişti: eski sistemden kopuş ve yenilik ile özgürlüğe doğru atılan bir adım. Okurlar bu oyunun karakterleriyle empati kurdular. Hamlet 1878 yılında Hamlet: Batı Kabukisi adıyla Japoncaya çevrildi ve adından da anlaşılacağı üzere kabukiye (Japon halk tiyatrosuna) uyarlandı.

Ne var ki çeviri ve uyarlamanın arasındaki çizgi fazlasıyla bulanıktı. Japon çevirmenler bazı metinlerde isimleri değiştiriyor, Batılı yer ve insan isimlerini Japon isimlerine çeviriyordu. Bazı çevirmenlerin müdahalesi daha büyük oluyordu. Müdahalenin fazla olduğu durumlar, “Bu eser çeviri mi, yoksa uyarlama mı?” sorusunu akıllara getiriyor. Tıpkı Şizuko Vakamatsu’nun Vasuregatami’si (1890) gibi. 1864’te doğan Şizuko Vakamatsu çocuk edebiyatının öncü çevirmenlerindendi. Vasuregatami, Adelaide Anne Procter’ın şiiri “Sailor Boy”un (Denizci Çocuk, 1858) çevirisi. Ancak Vakamatsu bu şiiri düzyazı halinde çevirdi, ayrıca edebi tarzını da değiştirdi. Orijinal metin, genç bir yetimin küçük bir çocukken dağlarda, bölgenin kontuna ait bir kalenin bekçisi Walter’la yaşadığı zamana dair anılarını aktarıyor. Vasuregatami’de isimlerin hepsi değişiyor, öyle ki konu dışında hiçbir şey orijinal metni akla getirmiyor.
Eskiden Japonya’da çeviri sanatının genel adı hon’an’dı ama zamanla hon’an terimi Batılı edebiyatın kasıtlı olarak değiştirilmesi veya yeniden yazılması anlamında kullanılmaya ve çeviriye hon’yaku denmeye başlandı. Bir Viktorya Dönemi romanı kabukiye uyarlandığında veya bir Heian öyküsü modern bir hikâye olarak yeniden yazıldığında bunlara hon’an deniyordu. Meiji Dönemi’nde bu ikisi arasındaki farkı çevirmenin amacı belirliyordu: Aydınlanma ve Batı’yı öğretmek için yapılan çevirilere hon’yaku, sanat ve eğlence adına yapılan, Japon toplumuna uyması için değiştirilen metinlereyse hon’an diye hitap ediliyordu.
Meiji Dönemi Japon edebiyatında çeviri ve uyarlama arasındaki fark neydi? Meiji Dönemi Japon bakış açısıyla çoğu metin çeviri olarak gruplandırılsa da modern okurlara göre bu metinlerde çevirinin sınırlarının çoktan aşıldığını anlıyoruz. Meiji Dönemi’nde metinleri Japonca okunabilir hale getirmek her şeyden önemliymiş gibi görünüyor.






