"Halide’nin birlikte oyunlar oynadığı en yakın arkadaşını, Ara’nın adada gün batımını izlediği kuzenini, Âşık Ali’yi ve pek çok şeyi…Tiyatroya giden bir çocuğun aklına Afife Jale’yi, doğada gezen bir çocuğun aklına, yapraklarla, taşlarla, kuşlarla konuşan Yaşar Kemal’i getirmeyi başarabilirsem ne mutlu."
Adı, soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır parantez.
O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.
Behçet Necatigil’in Kitaplarda Ölmek şiirini ne zaman okusam yüreğimin kıyıcığına bir sızı yerleşiverir. Bir zamanlar yaşayan, suyun üzerinde taş kaydıran, âşık olan ve en önemlisi üreten kişilerin hayatlarını merak ederim. Varlığını mezar taşlarına kadar götürebileceğimiz biyografi türünün son yıllarda çocuk edebiyatında da yansımalarını buluyoruz. Gerçekle kurmacanın harmanlanması şeklinde oluşturulan bu eserlerden Doğan Egmont etiketiyle yayımlanan Bir Devrin Çocukları serisindeki dört kitabın yazarı Sevil Köybaşı ile konuştuk.

Bir Devrin Çocukları serisinde ülkemiz için önemli işler başaran Yaşar Kemal, Halide Edip, Afife Jale ve Ara Güler'in yaşam öykülerini ele aldınız. Bu dört kişiyi seçme nedenleriniz nelerdir?
Bu proje için yola çıktığımda aklımdaki ilk isim Yaşar Kemal’di. En büyük hayalim ona dair bir şeyler yapabilmekti çünkü. Zira çok küçük yaşlarda tanıştım onun kalemiyle. İstedim ki bu büyük değeri çocuklarımız da tanısın, sevsin. İtiraf etmeliyim ki bu seçim biraz da benim ilgi alanlarım doğrultusunda oldu: edebiyat, fotoğraf, sahne sanatları…Aslında çocukluklarını, çocuklarla buluşturmak istediğim o kadar çok değerli isim var ki. Bu isimler sadece bir başlangıç oldu benim için.
Alexandre Dumas anılarında şöyle der: "Romancıların bir ayrıcalığı vardır. Tarihçilerin karakterlerini öldürecek karakterler yaratırlar. Bunun nedeni tarihçilerin anlattıkları kişilerin hayalet, romancıların yarattıklarının ise kanlı canlı insanlar olmasıdır. Siz Bir Devrin Çocukları'ndaki kişileriniz için neler söylemek istersiniz?
Bunu yanıtlamak biraz zor. Tarihi karakterler günümüzden ne kadar uzaktaysa sanırım gerçeklikten de o kadar uzak oluyorlar. Bundan beş yüz yıl önce yaşamış birini tarih kitaplarından okuyarak elbette öğrenebilirim ancak bir süre sonra unuturum. Zira aynı kişiyi bana bir kurgu dahilinde usta bir dille anlatmaya çalışırsanız kişinin yaşanmışlıkları mutlaka aklımda yer edecek ve o tarihi kişilik bir anda kanlı canlı bir karaktere bürünecektir. Bu da sanırım böyle bir şey. Afife Jale Türk tiyatro tarihinin en önemli isimlerinden biridir. Bunu yüzlerce kitaptan öğrenebiliriz. Ancak Afife’nin evinin salonunu sahne haline getirip kuzeniyle her akşam bir oyun sergilediğini, ailesinin bu gösteriyi seyirci olarak izlediğini okuduğunuzda Afife artık tarih kitabının sayfalarından çıkmış, kanlı canlı bir karakter olmuş ve “Tiyatro varsa ben varım" demiştir bile.
Yaşar Kemal'e anlattığınız kitapta Âşık Ali ile Yaşar Kemal arasında geçen bir olayı aktarmışsınız. Burada çocuk eğitimi ve çocuk edebiyatına hâkim, ne yaptığını bilen bir yazar kimliğinizin ortaya çıktığını söyleyebilirim. Anlattığınız kişilerin yaşamlarındaki pek çok olay arasından aktarmak istediklerinizi seçerken neler belirleyici oldu?
Öncelikle teşekkür ederim. Olayları seçerken çocukların yaş grubu elbette en önemli etkenlerden biriydi. Âşık Ali, Yaşar Kemal’e “Sonunda Karacaoğlan gibi biri olacaksın" dediğinde Yaşar Kemal kararını vermişti. Ona yol gösteren hatta onu yüreklendiren biri vardı artık. Şimdi de bilime ilgi duyan bir çocuğa “Sen de Aziz Sancar gibi olacaksın" dediğinizde muhtemelen o gün küçük Kemal Sadık’ın hissettiklerini hissedecektir. Sizin de verdiğiniz örnek gibi her çocuğun kendinden bir şeyler bulabileceği, empati kurabileceği olaylar olmasına dikkat ettim. Yaşar Kemal’in dağ, taş, hayvan, doğa insan sevgisi, Ara Güler’in hiç bitmeyen meraklı halleri, Afife Jale’nin başarmak isteği ve o tatlı hırsı Halide Edip’in kitap sevgisi. Her ne kadar “çocuk kitapları mesaj kaygısı taşımamalıdır” düşüncesi hakim olsa da ben mesajları onların kendi cümleleriyle vermeye çalıştım aslında. Tıpkı Yaşar Kemâl kitabında yer alan çok sevdiğim son cümle gibi:
“Şu Hayat Dedikleri Ne Güzel Şeydi.”
Sinemada gerçek yaşam öyküleri çok ilgi çekerken kitaplarda durumun böyle olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda okurlarınızdan nasıl dönütler alıyorsunuz?
Özellikle bu yaş grubu için gerçekten yaşam öyküleri pek ilgi çekici olmuyor. Daha fantastik öğeler içeren kitapları daha eğlenceli ve okunur buluyorlar. Buna rağmen gerek okul söyleşilerinde çocukların bu kişilerin hayatlarını dinlerken bana hissettirdikleri heyecanlı ve meraklı o hal, gerek okuyuculardan gelen yorumlar bana hep "iyi ki" dedirtti. Bu yaş grubuna bu isimleri onları sıkmadan anlatmak hiç de kolay olmadı aslında. Ancak şu anda bu kitapları okuyan binlerce çocuk Afife Jale’nin, Yaşar Kemal’in, Ara Güler’in, Halide Edip’in kim olduğunu, tarihimizde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu ancak hepsinin ötesinde onların da bir zamanlar çocuk olduğunu ve aynı şu anda kendilerinin kurduğu gibi hayaller kurduğunu, bu hayallerinden asla vazgeçmediğini biliyorlar. Benim için de önemli olan bu kitapların çok okunur olmasından ziyade anlaşılabilir olmasıydı.
Anlattığınız kişilerin hayatlarında ağırlığı çocukluk zamanları oluşturuyor. Neden böyle bir tercihte bulundunuz?
Ne güzel söylemiş büyük usta Edip Cansever: “Gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk. Hiçbir yere gitmiyor.” Zira çocukluk hepimizin arka bahçesi değil mi? Hayallerimizin şekillenmeye başladığı, en saf en yalın hal. Bu serideki büyük insanları küçük çocuklarımıza onları sıkmadan anlatabilmenin tek yolu onları çocuklukta birleştirmekti. Her çocuk oyun oynar, merak eder, kimi zaman da yaramazlık yapar. Tıpkı Yaşar Kemal’in su testisine kum doldurması ya da küçük Ara’nın tramvayların arkasına asılması gibi. Bu nedenle de yetişkinlik dönemlerine girersem amacımdan uzaklaşacağımı, çocukların o karakterlerle kendilerini bağdaştırmasını zorlaştıracağımı düşündüm.
Kitaplarda belge, resim gibi unsurlara yer verilmemiş. Çocukların bu gerçek kişileri, yaşadıkları dünyada konumlandırmaları zor olmaz mı sizce? Kitaplarınız bunu nasıl başarıyor?
Aslında fotoğraflarla destekleme fikri epey düşündüğüm bir şeydi. Sonrasında sizin de ifade ettiğiniz gibi o dönemin fotoğraflarıyla bu dönem arasında çocukların bağlantı kurabilmelerinin zor olabileceğini düşündüm. O karakterleri kendilerinin düşünmesi hatta kendi yaşamlarında konumlandırması çok daha doğru olacaktı. Yaşar Kemal yazıyı da defteri de ilk kez çerçide görmüştü. Bir çerçiyi fotoğrafını gösterseniz bile çocuğa anlatmanız mümkün değildir. Öyle bir şey günümüzde yok çünkü. Bu nedenle konumlandırmayı minik okuyucularıma bıraktım. Halide’nin birlikte oyunlar oynadığı en yakın arkadaşını, Ara’nın adada gün batımını izlediği kuzenini, Âşık Ali’yi ve pek çok şeyi…Tiyatroya giden bir çocuğun aklına Afife Jale’yi, doğada gezen bir çocuğun aklına, yapraklarla, taşlarla, kuşlarla konuşan Yaşar Kemal’i getirmeyi başarabilirsem ne mutlu.
Ele aldığınız kişiler ile okurlarınızı düşündüğümüzde—kuşak farkından kaynaklanması muhtemel—dilin anlaşılıp anlaşılmaması meselesinde tökezlemediğinizi görüyorum. Dönemler arası bağ kurabilmek için nasıl bir anlayışla yazdınız bu kitapları?
Dilin anlaşılıp anlaşılmaması, o kadar önemli bir konuya değindiniz ki. Çocuk edebiyatında dil kullanımının çok fazla önemsenmediğini düşünüyorum. Türkçenin doğru kullanımı benim için çok önemli. Ben kendim de zengin dilimizi en doğru şekilde kullanmak için çaba harcıyorum. Bu konuda bilmediğim o kadar çok şey var ki. Hala öğrenmeye çalışıyorum. Anlattığım dönemin dili ile bu dönem dili elbette çok farklı. Bu nedenle gündelik dilde yazayım, yeni kısaltmalar kullanayım, sıkıcı olmasın, çocuklar eğlensin gibi bir yaklaşımla yazmak yerine en doğru şekilde sadeleştirmeye çalıştım. Kitapta yer alan fayton, çerçi, dam gibi bazı sözcüklerin anlamını çocuklar bilmiyor olabilirler. Bu sözcükleri okuduklarında merak ediyor ve bir yetişkine soruyorlar. Yeni öğrendikleri her sözcük onlar için çok kıymetli tabii benim için de.
Yaşam öykülerine yer verdiğiniz kişilere baktığımızda etnik kimlikler, cinsiyetçi yaklaşımlar gibi toplumumuzda görülen bazı normları düşünmeden edemiyoruz. Bu kitaplar nelerin kapısını aralayacak küçük okurların zihninde?
Yaşar Kemal Çukurova’nın bir köyünde doğdu, büyüdü ve bir yaprağın düşüşünü birkaç sayfada anlatacak kadar muhteşem bir betimleme ustası, dünyaca tanınan bir edebiyatçı oldu. Ara Güler, hayattaki başarının okul başarısıyla ölçülemeyeceğini, bir film izlerken hayal etmekle başlayarak sevdiğimiz ve ilgi duyduğumuz şeyleri yaparak da başarılı olunabileceğini dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımlandığında gösterdi. Halide Edip sadece Kurtuluş Mücadelesi’nin kadın kahramanlarından biri değil, bir yazar, öğretmen ve siyasetçiydi. Ben baktığımda sadece “Hayalleri olan, asla vazgeçmeyen ve başarılı olan insanlar gördüm. Cinsiyetin, etnik kimliğin, dilin, dinin ötesinde sadece 'İnsan'." Bunu okuyan tüm çocukların da kitabın son sayfasına geldiklerinde sadece “Onlar da benim gibiydi. Onlar başardı, ben de başarabilirim” düşüncesinin zihinlerine yerleşmiş olmasını istiyorum.
Kitaplarda macun, horoz şekeri, Karagöz Hacivat gibi bizim kültürümüze ait gelenekler, anlattığınız kişilerin yaşadıkları yerin ve dönemin özellikleri gibi unsurların da ustalıkla metne dâhil edildiğini görüyoruz. Bu kitapların hazırlık aşamasında neler okudunuz, nasıl çalışmalar yaptınız?
Kurgu olsa dahi her kitap yazarın karakter izlerini taşır aslında. Bu da sanırım öyle oldu. Ben kültürümüze ait geleneklerin, zenginliklerin unutulmasından üzüntü duyan bir insanım. Bu nedenle hikâye elverdiğince bu unsurları da katmak istedim. Bu seri fikrinin ortaya çıkışından raflara girme sürecine kadar geçen zamanda o kadar çok şey öğrendim ki. Kim bilir daha bilmediğim neler vardır bu değerli insanlarla ilgili. Hazırlık aşaması da çok özeldi benim için. Yaşar Kemal’in çocukluk anılarını değerli eşi Ayşe Hanım’dan ve yeğeni Sadık Bey’den dinledim. Bu vesileyle tekrar teşekkür etmek isterim kendilerine. Ara Güler, Afife Jale, Halide Edip…Kitapları, biyografileri, anıları, haklarında yazılan makaleler. Hazırlık aşamasında on binlerce sayfa okudum. Hepsinin çocukluk dönemine ait araştırmalar yaptım. Kıyafetler, yaşadıkları yer, o dönem oynanan oyunlar…Benim için de oldukça keyifli bir öğrenme süreci oldu.






