Çoğu büyük yazar bir tarafı ile “düşünceli”yken diğer bir tarafı ile de “saf”tır. Yazardan yazara -bu, okur için de geçerli- değişen şey miktardır. Safığın ve düşünceliliğin miktarı.
Bu yazımda okuma deneyimleri üzerine, Çehov’un "Değirmende" adlı öyküsünün giriş cümlesinden faydalanarak bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum.
“Orta yaşlı, çam yarması gibi bir adam olan değirmenci Aleksey Biryukov (Alyoşa) kulübesinin eşiğinde oturmuş, çoktandır sönmüş bulunan piposunu tembel tembel emip duruyordu.”
(Anton Çehov, Değirmende, Syf. 269, Çev. Mehmet Özgül, Everest Yayınları, Ağustos, 2011)
Çehov’a ait bu müthiş öykü girişinde on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğine ait egzotik bir Rus kırsalı düşlemeliyiz. Eğer okur acemi ve bilgisizse bunu düşlemesi zorlaşır. Bu da öyküyü, henüz girişte büyük ölçüde kaybetmek demektir.
Aynı zamanda bir okur, tıpkı bir problem çözücünün matematik sorusunda yaptığı gibi, pek çok ayrıntıyı zihninde tutmalı, böylece kelimelerden yola çıkarak gerçek bir düşe, canlı bir resme ulaşmalıdır.
Bu tek cümlelik girişte dikkatsiz bir okumanın ötesine geçersek ve deneyimliysek mantıkla tasarlanmış bir derinlikle ve şaşırtıcı bir ayrıntı yığınıyla karşılaşırız.
Ayrıntılar ve onların toplamında ulaştığımız derinlik:
1. Kahramanımız orta yaşlıdır.
2. Vücutça gelişkindir. (Acaba yazar bunu niçin dedi? Öykünün geleceği ile bir bağlantısı var mı?)
3. Mesleği değirmenciliktir.
4. Adı Aleksey’dir. (Kahramanın adı, acaba, öykünün teması açısından bir gönderme içeriyor mu?)
5. Kulübede yaşamaktadır.
6. Kulübesinin eşiğinde oturmuş. (Burada hayal gücümüzü işe koşup yazarın eksik bıraktığı parçayı biz tamamlamalıyız: Aleksey yere mi çökmüştür, yoksa iskemle tarzı bir şeyde mi oturmaktadır?)
7. Pipo içmektedir.
8. Piposunu tembel tembel emmektedir. (Burada, pipo içmeyi bir iş olarak alırsak, yenisini doldurmadan önce küçük bir aylaklık ediyor anlamı çıkarılabilir.)
Özellikle büyük öykü ve roman girişleri derin bir niyeti gelecek sayfalardaki anlatı adına şifrelerler. Burada okur eğer tembellik etmeyi seçmezse ve anlattıklarımı dikkate alıp "Değirmende" adlı öyküyü incelerse bu girişin öykünün devamında ne gibi işlevler yüklendiğini görebilir.
İyi bir öykü girişini anlamlandırmak okurun görevi ise elbette böyle bir girişi oluşturmak da yazarın görevidir. Kanımca zengin bir başlangıç yapabilmek ancak ne anlatacağını iyi bilen yazarlara özgüdür. Bu duruma Orhan Pamuk, Harvard’ta verdiği Norton Dersleri’nde “düşünceli yazar” demektedir. Düşünceli bir yazar, oluşturduğu kelimelerin, cümlelerin, paragrafların ve bunların neticesinde ortaya çıkan anlamın farkında olan yazardır. Bunun tam karşıtı durumsa, yine Pamuk’a göre, “saf yazar”dır. Saf bir yazar metnini oluştururken içinden geldiği gibi ilerler ve kafasının içinde dönüp duran sinemanın pek de farkında değildir. Yalnız, konu yanlış anlaşılmasın diye bir açıklamada daha bulunayım: Çoğu büyük yazar bir tarafı ile “düşünceli”yken diğer bir tarafı ile de “saf”tır. Yazardan yazara -bu, okur için de geçerli- değişen şey miktardır. Safığın ve düşünceliliğin miktarı.
Çehov’un yukarıdaki girişini -bu açıklamalar ışığında- düşünceli tarafa ayırmak bize daha mantıklı gelse de bu konuda elimizde bir delil yoktur, hiçbir zaman da olmayacaktır.






