Tatlı bir gün daha bitiyordu ormanda. Bütün ışıltısını dağıtan güneş artık tepenin ardında kaybolmak üzereydi. Oyun arkadaşları evlerine dönmüştü, Minik kanguru hariç. O çok severdi izlemeyi güneşi, korkardı biraz karanlıktan, hep gökyüzünde olsa keşke, hep aydınlık olsa derdi içinden ama olmazdı hiç kalmazdı gökyüzünde, yavaş yavaş iner ve kayboluverirdi tepenin ardında. Sahi nereye giderdi ki? Acaba evi o tepenin ardında mıydı? Uykusu gelir miydi onun da, uyur muydu evinde yoksa o uyuyunca mı kararırdı gökyüzü! Minik kanguru kafasında onlarca soruyla izlerken batışını güneşin annesi seslendi ona: “Hadi miniğim eve dönme vakti!” Bu ses huzur verirdi ona bitmiş olsa da oyun saati sorun olmazdı, evde olmak çok güzeldi. Koşarak eve girdi Minik, yemek hazırlarken annesine bir sürü soru sordu ve hepsi güneşle ilgiliydi . Anne kanguru dinledi sabırla ve gülümsedi: “Hiç olur mu,” dedi güneşin evi. Ama Minik, “Gördüm hep o tepenin ardında kayboluyor orda olmalı,” dedi. Anne kanguru, “Hadi artık uyumalı büyümeli, o zaman cevaplanır,” dedi bütün sorular. Miniği aldı sevgi dolu kucağına ve götürdü yatağına, “Annen çok seviyor seni bunu sakin unutma,” dedi. Minik de, “En çok ben,” dedi ona… Güzel bir ninni ile uyuttu Miniğini annesi, üstünü örttü ve yanağına tatlı bir öpücük kondurdu. Kendisi de daldı güzel bir uykuya. Gecenin karanlığında miniğin zihni tamamen aydınlıktı. Rüyasında o tepenin ardına varmak üzereydi; sıcacık, ışıl ışıl bir yer hep görmek istediği o yer sonunda çok yakındı… Ama birden uyandı uykusundan, hemen etrafa bakındı yatağında ve karanlık odasındaydı. Hemen pencereden dışarı baktı, orda tepenin ardında bir ışık gördü. Küçük elleriyle gözlerini ovuşturdu rüya mıydı, ama hayır ordaydı işte güneş de uyanmıştı uykusundan görüyordu onu. Annesine baktı o hâlâ uyuyordu, “Ne yapmalı,” diye düşündü Minik, görmek istiyordu o ışığı, hem yakındı tepe, hemen gidip gelebilirdi, annesi fark etmezdi bile hem büyümüştü artık. Annesi bir keresinde çok yemek yediği için büyüdüğünü söylemişti ve sonunda karar verdi gidecek ve görecekti o ışığı, bütün sorular cevaplanacaktı… Aldı küçük el fenerini ve sessizce evden çıktı. Hava o kadar soğuktu ki dışarı çıkar çıkmaz üşüdü minik ama sorun yok dedi kendi kendine tepenin ardında güneşi bulacak ve onu sıcacık ışığıyla ısıtacaktı. Yürümeye başladı. Rüzgâr o kadar şiddetliydi ki neredeyse yürümekte zorlandı. Az kaldı, dedi hep ve yaklaştıkça heyecandan kalbi daha da hızlı atmaya başladı. Ne kadar zor olsa da yol vazgeçmedi. Küçücük ayaklarıyla yürümeye devam etti. Yağan kara rağmen kalbi sıcacıktı çünkü inanıyordu güneşi orda bulacağına ve sonunda geldim dedi. Ama yoktu her yer karanlıktı. “Nasıl olur burada olmalı nereye gider...” Kafasında yine onlarca soru vardı ama artık cevaplarını istemiyordu! İstediği tek şey evde olmaktı. Hemen arkasına baktı. Yağan kar ve rüzgâr ayak izlerini silmişti. İşte o zaman buz gibi oldu kalbi ve ağlamaya başladı. Kendini ilk kez kaybolmuş hissetti. Olmamalıydı böyle bunu yapmamalıydı, dinlemeliydi annesini. Ne yapacaktı şimdi nasıl dönecekti eve. Ağlıyordu. Üşüyordu. Hangi yöne gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Minik çaresizce ağlarken annesi uykusundan uyandı. Üstünü örtmek için miniğin yatağına doğru gittiğinde onun yatağında olmadığını gördü, öyle korktu ki neredeydi bu soğuk ve karanlıkta, nereye gitmişti. Sonra birden hatırladı; orda olmalı tepenin ardında. Hemen koştu dışarıya, tıpkı miniğin yaptığı gibi o da kendini suçladı, “Neden anlatmadı ki, neden cevaplamadı sorularını,” Sorumlu tuttu kendini, tepeye doğru koşarken hep haykırdı ismini ve özür diledi ondan. Kar yağmaya devam ediyordu. Anne kanguru neredeyse önünü bile göremiyordu ama ordaydı işte. Küçük bir fener ışığı, “Bu onun olmalı,” dedi. Ve koştu ona doğru, hemen aldı kucağına ama neredeyse donmak üzereydi. Küçük elleri ve ayaklarını bir türlü ısıtamıyordu. Anne kanguru ağlamaya başladı. “Lütfen lütfen, benimle kalıp beni bırakma,” dedi. Çevresinde miniği ısıtacak bir şeyler aradı ama hiçbir şey yoktu her yer karanlık ve soğuk… Birden bir ışık göründü annenin gözyaşları arasından ve karnında bir kese oluşturdu. Anne kanguru hemen kesesine koydu sıcacık ve ışıl ışıl olan kese, Miniği kendine getirdi ve yavaş yavaş gözlerini açtı. Anne kanguru: “Hadi miniğim eve dönme vakti,” dedi… Huzurla evlerine döndüler. Minik annesini dinledi; annesi de bildiği bütün soruları cevapladı. Sonunda evde olmak çok güzeldi...






