Bozma Kızın Moralini Hakkında Notlar
15 Kasım 2019 Edebiyat Öykü Yazıları

Bozma Kızın Moralini Hakkında Notlar


Twitter'da Paylaş
0

Öykülerde günlük konuşma dili, deyimler, özlü ve yalın anlatım incelikli biçimde kullanılmış. Cümleler düz ve kısa, günlük hayattaki gibi, kişilerin dertleri kurguyla ve dille uyumlu...

Semra Bülgin’in öykülerini geçtiğimiz yıllarda Notos, Sarnıç ve İzafi’de okumuştuk. Yazarın ilk öykü kitabı Hep Aynı Sabaha Uyandım'da, yaşadığı hayatı değiştirmek isteyen, ancak bunu bir şekilde başaramayan, modernle geleneksel arasında salınıp duran bireylerin öyküleri vardı. Bülgin’in geçtiğimiz yıl Bilgi Yayınevi etiketiyle yayımlanan, Muzaffer İzgü gülmece öykü yarışması birincilik ödüllü son öykü kitabı Bozma Kızın Moralini'nde ise alt sınıf karakterlerin yaşamın zorlukları karşısında tutunma çabaları ve çalışma hayatında yaşadığı komik ama aynı zamanda acıklı haller; 12 Eylül’ ün nasıl yaşandığına dair bireysel çağrışımlar ve iş ev çocuk üçgeninde sıkışmış ofis işçilerinin rutinden kaçış çabalarını anlatan öyküler yer alıyor.

Kitabın gövdesini oluşturan alt gelir grubu bir ailenin birbiriyle bağlantılı mizahi hikâyeleri hem güldürüyor hem düşündürüyor. Öykülerin merkez kahramanları Ramazan ve Naciye… İlk öyküde Ramazan, patronunun kızının düğün davetiyelerini yazar ve karşılığında düğüne çağrılır. Adam yerine konmuştur sonunda. Düğün Hilton’da olacaktır. Ancak görünüşte, kısa süreliğine sınıf atlamanın bedeli vardır. Düğün için gereken kılık kıyafet alışverişi, iş yerinden önerilen bir tür uzman Ayfer Hanım’ın önerileriyle çığırından çıkar. “Günlerdir Seni Bekliyorum”da orta sınıfa özgü klişelerle dolu, kırklı yaşlara yaklaşan erkek karakterlerin dünyasına, önyargılar ve takıntılarla yüklü iş hayatına ve evliliklere bakıyoruz. Gündeliğin sularında boğulmak üzere, klişelere sıkışmış, iş ve ev arasında gidip gelen bir erkeğin arkadaşlıkla başlayıp aşka dönüşen eşcinsel bir ilişkide kendini keşfetme süreci anlatılıyor. Orta-alt sınıf beyaz yakalıların bütün bu tekdüze hayatlarının bir yerinde bir kırılma oluyor. Rutin bozuluyor, sorgulama ve peşi sıra değişim başlıyor. İşte o anın öncesi, o an ve o anın sonrasını anlatan öyküler var kitapta. Görmezden gelinen, kalıp yargılarla sürekli yeniden üretilerek ötekileştirilen, tekdüze hayatlarında çıkış arayan modern bireylerin öyküleri.

Öykülerde gerçeklik etkisi güçlü, süslü büyük laflar yok. Yazar devreye girip aforizmalar üretmiyor ikide bir. Kahramanlar neyse o, hayatlarını yaşıyorlar. Birinci tekil kişi anlatıcı var bütün öykülerde, hepsi de erkek… Öykünün temel bileşenler üzerine incelikle düşünülerek her şey merkezdeki erkek karakterin çevresinde örülmüş. Öykülerde günlük konuşma dili, deyimler, özlü ve yalın anlatım incelikli biçimde kullanılmış. Cümleler düz ve kısa, günlük hayattaki gibi, kişilerin dertleri kurguyla ve dille uyumlu...  Tutumlu, işlevsel diyaloglar, yalın betimlemeler yazarın üslubuna dair izler taşıyor.  Merak öğesi olmasa da olur ama var, her öykünün bir derdi de var. Yaşadığımız hayata dair dertler bunlar, kıyıda kalmış, modern hayatın hırı gürü arasında dikkatten kaçan bireylerin hikâyeleri… Öykü sonları da hayat gibi, akış nasılsa öyle, son yok, ucu açık kapanışlar, okuyucu beklentisini alt üst etse de o noktadan sonra durup düşünmeye devam ediyoruz. Bazen acıklı bazen kahkaha attıran kapanışlar bunlar…  

Birinci tekil kişi anlatıcıları erkekler üzerinden kurgulayarak yaşadıklarını yazıp aşmış bir yazar olduğunu kanıtlıyor Bülgin. Erkek olma durumu hemen her öyküde sorgulamalara aracılık ediyor. Dayatılan erkek rollerine başkaldırı söz konusu, zor da olsa… Jigolo yazar, gey ofis çalışanı, işsiz ve devrimciler… Ev, iş, aile üçgeninde güçle özdeşleştirilmek, çoğu zaman hayatın hemen her alanında başarısız olmak, altta kalmak, çokça rol yapma halleri sorunsallaştırılıyor. Cinsellik, para ve yalnızlık da sorunsal hale getiriliyor. Para çıkış gibi görünüyor ama temel dertleri çözmüyor, aksine standart yaşamı bozup sorunları azdırıyor. Başarı, mutluluk, çocuk üzerinden güzel bir gelecek ve harika evlilikler çok mutluyuz durumları, yaratılan sosyal medya destekli yanılsamalar da sorgulanıyor.    

Semra Bülgin farklı konu ve kişileri ele alıyor.  12 Eylül öyküleri derinlikli okumaları hak ediyor. “Biri Vardı”da mektuplar üzerinden yaratılan merak duygusu, hayale gerçek arasında kesik kesik gidip gelen döneme dair gerçeklik, bütün bunlar gerçekten yaşandı mı sorusunu bir kez daha sormamızı sağlıyor. Dönemi yaşayan herkes mutlaka kendi öyküsünü yazmalı mesajı var satır aralarında.  Bülgin, hikâye anlatmayı seven bir yazar. Gündelik hayatın fark edilmeyen, gözden kaçan ayrıntılarını güçlü gözlemleriyle ve belli ki üzerine düşünüp çalıştığı modern öykü teknikleriyle başarıyla dönüştürüyor. Anlar, durumlar, hikâyeler ve kişilere dair anılara daha derinlikli bakmamızı sağlıyor.

Öykülerde yazar yok, merkezdeki anlatıcı ve onunla özdeşleşen yazınsal kişilik var. İç dünyalar ve anıları rahatça anlatma yolu bu, anlatıcının başından geçen anlatmaya değer hikâyeleri okuyoruz. Metnin dilini de anlatıcı kahraman belirliyor. Bu durumda vardığımız yer yazarın üslubunu bizzat metinlerin bütünlüklü hallerinin belirlediği gerçeği… Bu kişilerin hayatındaki bir ana, duruma, bir anıya yoğunlaşıyoruz.  Aşk, geçmişin yakıcı gerçeği ve rutinden kaçış… Ayrıntılar, gözlemler ve yaşantılar aracılığıyla metnin gerçekliğini yaratıyor yazar. Hepsini üreten dil aslında. Hayatın sıradan kesitlerinden hikâyeler çıkarıyor. Önemli olan süslemek değil anlatmak diyor…         


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR