Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Ağustos 2024

Kültür Sanat

İzlanda Sagaları

Margaret Clunies Ross

Paylaş

2

0


İzlandalılar kitapları sever – hem okumayı hem de yazmayı.

Çağdaş İzlanda edebiyatından yapılan çeviriler son yıllarda hem kitapçı raflarında hem de yurtdışındaki edebiyat sayfalarında daha fazla görünür olmaya başladı – üstelik İzlandalı yazar Halldór Laxness’in 1955 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığı da unutulmamalı. Aslında İzlanda, Orta Çağ’dan bu yana önemli bir edebiyat üreticisi, aynı zamanda tüketicisiydi. İzlanda’da 12. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan yeni bir tür doğdu ve Saga olarak adlandırılan bu tür, 15. yüzyılın sonlarına kadar gelişmeye devam etti. Saga kelimesi İzlandacada, “söylenen, anlatılan şey” gibi anlamlara sahip. Başlangıçta muhtemelen sözlü olarak aktarılan hikâyeler için kullanılıyordu ama zaman içerisinde anlatıların el yazmalarına kaydedilmesiyle birlikte yazılı ya da sözlü olup olmadığına bakılmaksızın türe özgü yaygın bir isim haline geldi.

Saga Türleri

Sagalar yapısal olarak düz yazı formunda olsalar da çoğunlukla metne gömülü halde şiir de içerirler. Konuları itibariyle birkaç kategoriye, o kategoriler de birkaç alt bölüme ayrılır. İlk örnekleri Norveçlilerce üretilen ama daha sonra İzlandalıların ustalaştığı kral sagaları, tarih öncesi dönemden başlayarak 14. yüzyıla kadar yaşamış olan Norveç (kısmen de olsa Danimarka) krallarının yaşamını anlatır. Orta Çağ’da kurmaca bir hikâyeden ziyade tarih yazımının bir örneği olarak algılanan Kral Sagaları elbette modern tarih yazımının standartlarına uygun değildir ancak hikâye edilen olayların yine de tarihsel olasılık sınırları içinde olduğu kabul edilir.

Bu sagalardan bazılarında karşılaşılan doğaüstü olaylarsa onları, modern bilimin fornaldarsögur (eski zaman destanları) olarak adlandırdığı alt türe dahil eder. Coleridge’in deyişiyle, “inançsızlığı bir an olsun askıya alma isteği sayesinde teşekkül eden şiirsel inanç,” muhtemelen kimi olay ve karakterlerin doğaüstü nitelikler edinmesine sebep olmuş ve insanlar, muhtemelen Hristiyanlık öncesi İskandinavya’da, bu tür şeylerin normal olduğunu düşünmüşlerdi.

Sagaların başka en bilinen örnekleriyse İzlanda’daki gündelik olayları konu alan Aile Sagalarıyla 13. yüzyıl süresince İzlanda toplumunda yaşananları piskoposlar ve azizler üzerinden anlatan Çağdaş Sagalar ve Norveç kralı Hákon Hákonarson’un Fransız romanslarını Norveççeye tercüme ettirmesiyle ortaya çıkan Şövalye Sagalarıdır.

izlanda sagaları

Sagalardaki Post-Kolonyal Anlatı Yapısı

Destan türündeki eserler modern Avrupa dillerine ancak on sekizinci yüzyıl gibi geç bir tarihte tercüme edilmeye başlandı ve İzlanda Sagaları içinde okurun en çok ilgisini çeken, Aile Sagaları oldu.

Bu metinler daha ziyade ataları Norveç’ten, Britanya Adaları’ndan ve İskandinavya’nın başka bölgelerinden İzlanda’ya göç eden aileleri konu alır. Dolayısıyla Orta Çağ İzlanda’sı ve Viking Dönemi, kimi tarihçiler tarafından ilk sömürge sonrası toplumlar olarak görülür ki,  bu yerinde bir tespittir çünkü çağdaş sömürge sonrası toplumlarla bunlar arasında önemli paralellik bulunur. O yüzden İzlanda saga yazımını da sömürge sonrası toplumların, sömürgeci merkezin edebin kanonuna yanıt olarak yarattığı bir edebiyat biçimi olarak ele alabilir ve diyebilir ki, İzlanda,  İskandinavya’nın sözlü edebiyat geleneğine uygun bir biçimde Norveç’e yanıt vermiştir.  

Sagalarda Mesele, Form ve Üslup

Saga anlatılarının yapısı, bir dizi farklı tematik ve üslupsal mecazın gelişmesine olanak tanır. Sagaların çoğu aileler ve destekçileri arasındaki kan davalarını anlatır: kavgalar, çatışmalar, kaçışlar ve uzlaşma. Dolayısıyla sagalar aynı zamanda düzenli bir kolluk kuvvetinin bulunmadığı bir dönemde bireyin ancak yeterince güçlü destekçileri varsa adalete başvurabildiği gerçeğini,  karmaşık yasal prosedürleri de dahil etmek suretiyle detaylarıyla göz önüne serer.

Saga formu sıklıkla modern edebi form olan romanla karşılaştırılsa da bu iki tür arasında benzerliklerin yanı sıra önemli farklar bulunur.  Tıpkı klasik roman gibi sagalar da kronolojik hikâyeler anlatır ancak hikâyeler romanlardaki gibi tek bir düzeyden ilerlemek yerine iç içe geçer. Üstelik bu hikâyeler genellikle ana anlatıyla bağlantılı olmaz. Sagalar romanların aksine bize karakterlerin iç dünyalarını, duygu durumlarını ya da düşüncelerini aktarmazlar. Bunun yerine dış dünyada olup biten ve karakterlere atfedilen eylemleri, toplumsal ve geleneksel davranış kalıpları çerçevesinde tasvir ederler. Mesela bir karakter koyu renk kıyafet giymişse bu, önemli bir şeyler olacağının habercisidir çünkü İzlanda Sagalarında gündelik kıyafetler nötr renklerden oluşur.

izlanda sagaları

Sagalarda Anlatıcı

Saganın anlatıcısı, klasik romanlarda karşılaştığımız anlatıcılardan bir hayli farklıdır. Her şeyden önce sagalarda olaylar, her şeyi bilen bir anlatıcı tarafından aktarılmaz. Anlatıcı yalnızca belli bir karakter ya da eylem hakkındaki genel kanaati açıklar. Rüyalar ya da doğaüstü olaylar söz konusu olduğundaysa gelecekte neler olabileceğini ya da mevcut bir eylemin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini, göstergeler vasıtasıyla anlatır. 

Mesela çoğu eleştirmen ve edebiyat tarihçisi tarafından İzlanda aile sagalarının en iyi örneklerinden biri olarak kabul edilen Saga of Brennu-Njáls, anlatıcının dolaylı kullanımının iyi bir örneğidir.

 Saganın belli bir noktasında kan davasının peşine düşen bir grup adam, Njáll’i ve ailesini kendi çiftlik evlerinde yakmaya karar verir ki, bu, o dönem için asla affı mümkün olmayan, üstelik suç teşkil eden bir eylemdir. Hristiyanlık öncesi dönemde yaşasa da Tanrı fikrine kendiliğinden sahip olan yaşlı ve ileri görüşlü Njáll, karısıyla birlikte öküz postunun altına uzanarak ölümü bekler ve orada Tanrı’nın, “Hem bu dünyada hem de öteki dünyada asla yanmalarına izin vermeyeceğini,” söyler.

Yangından sonra çiftin cesedi hiç bozulmamış bir vaziyette bulunur ve okur ya da dinleyici (burada Orta Çağ’a özgü dini anlayışı dikkate almamız gerek) vaftiz edilmemiş olmalarına rağmen Tanrı’nın Njáll ve karısını gerçekten kurtardığı sonucuna varmaya zorlanır. Anlatıcının bu şekilde kullanımı, dolaylı bir kullanımdır ve doğrudan izleyiciye/dinleyiciye ne düşünmesi, nasıl bir sonuca varması gerektiğini söyleyen anlatıcıdan farklıdır.

Fakat bu sonuç elbette, Orta Çağ’da insanların nasıl düşündüğüne dair bilgimize dayanır. Nitekim yakın bir zamanda Amerikalı akademisyen William Ian Miller, oldukça pragmatik bir yaklaşımda bulunmuş ve çiftin yanmadığını çünkü üstlerindeki öküz postunun onları koruduğu yorumunu yapmıştır. Ben kendi adıma Miller’ın yanıldığını ve metnin, yazıldığı dönemdeki toplumsal algının nasıl olduğuna dair pek çok ipucu içerdiğini düşünüyorum.

Sonuç itibariyle Orta Çağ İzlanda Sagaları, Avrupa edebiyatının belli başlı klasiklerine nazaran çok bilinmiyor olsalar da, Avrupa edebiyatının sunduğu en iyi eserler arasında olmayı fazlasıyla hak ediyorlar.

Sagaları kimlerin yazdığını bilmiyoruz. Ancak bu anonimliğin de edebi bir anlamı olduğunu kabul etmeliyiz: sagalar aslında tarihi anlatır ve bu tarih, İzlanda’da yaşayan herkesin tarihi değilse bile belli dönemlerde yaşamış olan belli ailelerin tarihidir. Yazarlarsa bu ailelerin ya da grupların tarihini şekillendirmiş ancak çarpıtmadan aktarmıştır.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Devrimi Popüler Kültür Ürünü Haline Ge..Andre Pagliarini
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

3 Temmuz 2025

Rebecca Solnit, Bana Bilgiçlik Taslaya..

Her bölümde şiddete uğrayan kadın hikâyeleri, kanıt ve yorumlarla sunuluyor, çözüm aranıyor.Çevirmen Asude Küçük’e teşekkür ederek başlamak istiyorum. Kültürü ve metaforları başka bir dünyaya ait olsa da derdi evrensel, zorlu bir kitabı öyl..

Devamı..

Sylvia Beach, Nazilere Meydan Okuyan K..

Katie Tobin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024